Erdal Güreş • Uyanmak Her Şeyi Kabullenmektir
29 Aralık 2017 Ne Haber

Erdal Güreş • Uyanmak Her Şeyi Kabullenmektir


Twitter'da Paylaş
0

Yatak odasındayım, oturuyorum, iyiyim yani, kendimdeyim. Kafamın üstünde vızıldayan sivrisinekten başka insanın kafasını meşgul eden ses yok ve sessizliğin tadını çıkarıyorum. Kulağım bir radar. Tüm sesleri ayırt etmek için tetikte. Ölümüne sessizlik var. Tek yaşam belirtisi uçan sivrisinek. Ben mi? Çok sessizim. Bağdaş kurduğum ayağımın sızısını gidermek bile içimden gelmiyor. Sessizliği bozmaktan korkuyorum. Tat bozulur ekşir diye. Ellerim yatağımın örtüsü üzerinde geziniyor. Parmaklarımla kalın kumaş kabarıklarının arasını yokluyorum. Aradan çıkan iplik tutamlarının ucunu bulup tutuyorum. Sertçe çekiştiriyorum.Parmağıma doluyorum. Gözlerim donuk, vücudum dik. Çektiğim halde koparamıyorum. Örtünün büzüştüğünü hissediyorum. Ayağım karıncalanıyor. Sessizlik de derinlerden bir yerden artarak devam ediyor. Sivrisinek yok, uçmuyor. Doladıkça sonu gelmez oluyor. Ne kadar kuvvetlice çeksem de ip kopmuyor. Kan oturuyor anında. Çekiyorum sertçe, örtü üstüme başıma dolanıyor. Bir hamle daha yapıp önce parmağımı sonra bedenimi kurtarıyorum . Ayaktayım. Dışarıdan duymak istemediğim tüm sesler gelip yüreğime oturuyor. Kuvvetli bir rüzgar uğultusu açık camdan içeri doluyor. Kulağımı uğuldatıyor. Yetmiyor. Beni uyandırmaya yetmiyor. ‘’Uyanmak her şeyi kabullenmek demektir, uyanma, uyumaya devam et,’’ diyor sivrisinek, konduğu perdenin arasından. Gözlerim faltaşı gibi açılıyor, dudağım titriyor. O rüzgârın savurduğu perdeye tutunmaya çalışıyor. Görüyorum onu sessizliğin arasından. "Yürü git,’’ diye bağırıyorum. "Yoğun sessizliğin tadını çıkarmak istiyorum, tüm bunları engellemek de ne oluyor, sen de kimsin," diyorum. Sesim gür çıkıyor. Ayaklarım. Ellerimle ayaklarımı yokluyorum. Beynimde serbest kalıyor ânında. Ani bir hareketle sıçrıyorum. Elimi öne doğru uzatıyorum, karanlıkta yolumu bulamıyorum. Ayağım boşlukta sallanıyor, vücudum bir süre hava da asılı kalıyor. Sonrası soğukluk, bütün vücudumun karanlık bir suya dalışını hissediyorum. Suyun dibinde gözümün önünde uçuşan su kabarcıklarını yakalamaya çalışıyorum. Nafile. Bir anda çoğalıp ânında yok oluyorlar. Hayata, hayatımıza ne kadar benziyorlar. Bedenim kaskatı kesiliyor. Sürükleniyorum bir süre. Gözümü açtığımda suyun dibinde yatan insana benzeyen siluetler görünüyor. Yan yanalar. Bir adam, bir kadın. Elleri birbirine kenetlenmiş, öylece yatıyorlar. Suyun hareketiyle sarsılan vücutlarından etrafa yayılan kokularından tanıyorum onları. Yıllardır beni sarıp sarmalayan o koku. Ne kadar da eski. Koridor boyu yürüyorum. Annemin takma dişini aramaya başlıyorum. Annem eliyle oturduğu divanın örtüsünü kaldırıyor, sessizce aranıyor. Abim ayakta, sinirden ne yaptığını bilmiyor. Tüm ışıkları açıyorum. Ortalık gün gibi ışıyor. Telaşlıyız hep beraber. Kan ter içindeyiz. Annem örtüyü bırakmış, çiçek desenli basmadan elbisesini çekiştirmeye başlıyor. Sarkan eteğini eline dolayıp duruyor. Abim evdeki tüm çekmeceleri açıp kapıyor, divanları çekip, eğilip altlarını kontrol ediyor. Halının altı, dolapların üstü, yetmiyor, balkonda duran fırının içine bile bakıyor.Hızlı kararlı, aynı zaman da çok öfkeli. Ben sessizim. Düşünüyorum. İyiyim aynı zaman da. Dışarıdan gelen ambulans sesine kulak kabartıyorum. Tüm dikkatim o seste. Annem hala eteğini sabırla didiklemeye devam ediyor. Sedyedeki kişiyi düşünürken gözlerimle sivrisineği arıyorum. "Abi tamam," diyorum. "Annem dişsiz de idare eder." Telaşını bırakıp tuhaf tuhaf bakıyor bana. Hızlıca dönüp mutfağa koşuyor.Tüm hırsını buzdolabı kapağından çıkarıyor. Açılan kapağın sertçe duvara çarpışını duyuyoruz. Annem aniden irkiliyor. Hızlıca kafasını sokup aranıyor. Ne arar, takma dişin orada ne işi olur ki. Ne yaptığını bilmiyor. Benim ilgisiz kalmama daha da sinirleniyor. Ambulansın siren sesleri çok yakınlaşıyor. Hepimizin kulağının içine içine doluyor. Mutfak camından kafasını sarkıtıp bir süre ambulansı takip ediyor. Annemin avurtları çökmüş, çenesi sarkmış, hiçbir şey düşünmeden hareketsiz duruyor. "Nasıl yemek yiyecek, ne yapacağız," diyor abim, kafasını camdan geri çekiyor. İçimde bir şeyler kıpırdıyor yemek lafını duyunca. Tüm odalardaki pencerelere baka baka ilerliyorum. Kendi pencerelerim bunlar. Hepsi bana bakıyor ve açık. Hızlı adımlarla ilerliyorum, salonu geçiyorum. Kendimi balkonda buluyorum. Hava soğuk. Ellerim üşümüyor. Vücudum dingin, ayaklarım titremiyor. Sakinleşiyorum. İçimin kıpırtısı gidiyor. Annem yıllardır ağzında taşıdığı eskimiş dişini kaybettiği için mutlu. İki eli dizlerinin üzerinde, vücudu öne doğru eğik. "Ne olursun sakinleş abi. Dur bakalım, derin nefes alalım, belki her şey değişir, sessizlik yeniden gelir, sivrisinek uçar, konar bir yere,konduğu yere bakar buluruz dişi," diyorum. Sesim çok titrek çıkıyor, ambulans yükünü tutmuş sessizce uzaklaşıyor. Hıçkırıklara boğulmak, elim ayağım boşalmak üzereyken ‚abim, "Tamam," diyor, "dediğin gibi olsun." Annemin dizlerinde kavuşan ellerinden tutup kaldırdım. Abim yavaşça durduğu yerden geldi, ’"Dur," dedi. "Bu akşam annemi ben yatırırım." Onlar el ele tutuşmuş ilerlerken ben koşmaya başladım. Nereye koştuğumu bilmiyordum. Hızlıca balkona geldim. Pencerenin önünde aniden durdum. Göğsümden çıkan hırıltılar etrafa yayıldı. Bir anda bütün bedenimi olduğu gibi boşluğa bırakmak istedim. Kolay mı, kolay bir şey mi, her şeyi bırakmak. Elime dolanan sigara paketinden bir sigara yakıp dumanlarını boşluğa doğru doğru savurdum. Ellerim camdan aşağı sarkmış, boşlukta sallanıyordu. Gözyaşım dökülsün, olsun bitsin bu iş dedim içimden. Kurtulsam bu girdaptan. Son cümleyi söyleyemedim, sadece mırıldandım. Sanki birisi beni duyuyordu. Hissediyordu. Geriye döndüğümde abim bir eliyle duvarı tutuyor, diğer eli sinirden titriyordu. Çok yakınımdaydı. Koca iri, simsiyah bir sinek vızıldayıp duruyordu. Telaşlıydı, kötü bir şeylerin habercisi gibiydi. "Seni istiyor," dedi, sessizce. Yüzüne dolanan koca sineği eliyle kovdu. "Kim," dedim. "Kim olacak annem." İnliyordu. Başına musallat olmuş koca sineğin dökülmüş saçlarından arta kalan başına yaptığı pikelerden bile rahatsız olmuyordu. Gözleri dolmuş, hıçkırmak üzereydi. Koşarak çıktım balkondan. Yatak odasına ulaştığımda annem yatakta oturuyordu. Sıkıca sarıldım. "Kim ağlıyor, yoksa Metin mi," dedi, ben onun saçlarını avuçlarken. Öptüm doyasıya. Az önce balkonda vızıldayan iri siyah sinek geldi, aramızdan vızıldayarak geçti. Yanaklarına yanaklarımdan bulaşan gözyaşlarımı hissedince, "Sende mi ağlıyorsun," dedi. Ağlamaya başladı. Gözyaşlarımız sel olmuş, birbirine karışmıştı. Dakikalar sonra hıçkırıklarımız kesildi, yorgun düşen vücudumuzdan çıkan soluklarımızdan başka bir ses duyulmuyordu. Uzaktan gelen martı çığlıkları abimin ağlamaklı sesini alıp çok uzaklara götürmüştü. Rüzgâr daha kuvvetlice esiyor şimdi. Ben karanlıkta yolumu bulmaya çalışıyorum. Sivrisinek rüzgârın savurduğu perdeye tutunmuş, ağzını açacak oluyor . Elimi ağzıma götürüp, "Sus," diyorum. "Daha uyanmadım. Uyanmak her şeyi kabullenmektir." Başımı güçlükle kaldırıp özlerimle selamladım.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR