Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Mart 2017

Öykü

Ergin Toplu • Beş Dil

Ergin Toplu

Paylaş

13

0


Savaşı kaybetmiştik. Esir düşmüştüm. Bu iyi gibi görünse de daha önce hiç esir düşmediğimden başıma neler geleceği konusunda endişelerim vardı. Beş dil biliyordum ve bu işime yarayabilirdi. Ancak ne var ki savaşan ülke sayısı beşten mislice fazlaydı. Müttefik yoktu. Her ülke kendi adına bir cephe açmıştı. Kimin kimi hakladığı belli olmuyordu. Tam bir insan avı vardı. Daha dün vücudunun birçok yerinden dokuz kalibre mermi çekirdeği yiyen bir er, beş galon şarap içmiş gibi sendeleyerek bize doğru yanaştı. Hangi ülkenin savaşçısı olduğunu ilk başta anlayamadık hiçbirimiz. Keskin nişancımız tam indirmek üzereydi ki çavuş sert bir dille uyardı. Bize teslim olmak isteyen bir yabancı, Misafirperver olmalıyız, savaşın bile bir kuralı olmalı, dedi. Siperimizin önüne kadar geldi ve yere yığıldı. Bizden iki kişi siperi terk edip aceleyle içeri çekti onu. Mevzilendiğim yere, hemen yanı başıma yatırdılar ve sıhhiyenin gelmesi gerektiğini söylediler. Çok kan kaybediyordu. Sürekli küçük iniltiler çıkarıyor ve bana bakıp bir şeyler geveliyordu. Seni anlamıyorum dedim. Başka bir dile ihtiyacım vardı. Son bir hamleyle cebinden bir kâğıt parçası çıkardı ve onu sevgilisine ulaştırmamı istedi. Anlaşılan o da birkaç dil biliyormuş, Allahtan Fransızlar gibi ana dilinden konuşmaya inat etmemişti. Ona, Yaşayacaksın dostum, bunu kendin de yapabilirsin, dedim. Bana hoş olmayan bir hareket yaptı ve çok geçmeden öldü. Birkaç dakika sonra habercimiz göründü ve savunmamızın delindiğini, canını sevenin kaçmasının uygun olacağını söyledi. Derhal mevziden atladım ve az ileride gözüme kestirdiğim çalılıklara doğru koşmaya başladım. Kaçanın anası ağlamaz diye boşuna söylememişler. Esir düştüğümde evrensel bir dille elimde ciddi belgeler olduğunu ve canımı bağışlamaları halinde bunları onlarla paylaşabileceğimi anlattım. Beni dinlemiyorlardı bile. Korktuğum söylenemez, yine de o ana dair fazla bir şey anımsamıyorum. İki rütbesiz er silahı bana doğrultup önlerine düşmemi istedi. Tereddütsüz uydum. Bir teğmen, bir çavuş ve on on beş erin bulunduğu bir çadırın önüne geldik. Erlerden biri teğmene selam verip Almanca benden bahsettiğinde rahatlamıştım. Ne yapalım, diye soruyordu. Teğmen bana doğru döndü ve, Götürün ve gerekeni uygulayın, dedi. Tanımıştım onu. Almanya’da yüksek lisans yaptığım üniversiteden arkadaşım Hans Handerseng’den başkası değildi. Ona gülümsedim ve, Hans Handerseng, beni tanımadın mı, benim, Süleyman, dedim. Yandaki erler ve çavuş kahkahalarla gülmeye başladılar. Korkudan altıma yaptığımı düşünüyorlardı. Okuduğumuz üniversitenin adını söyledim ona ve birlikte kaldığımız evin adresini hatırlattım. Vay, Süleyman sen ha, dedi Almanca. Hayat ne garip değil mi, burada karşılaşacağımız aklımın ucundan geçmezdi, derken gözlerindeki yaşları silmeye gerek duymadı. Nasılsın, ne var ne yok, dedi. Ne olsun, dedim. Yandaki erlerden birine kahve getirmesini emretti. Asker kesin bir disiplin içinde kahve sabah bitti efendim, dedi. Gerek yok Hans, seni gördüm ya bu bana yeter. Artık beni vursanız da gam yemem. Fakat elimde ciddi belgeler var isterseniz size verebilirim, dedim. Hans, buna gerek kalmadığını söyledi. Savaş bitmek üzere. Yarına sürmez savaşacak kimse kalmayacaktır cephede. Kim kazanıyor, dedim. Kazanan henüz belli değil ama kaybeden savaşanlar, dedi. Hans Fakir bir ailenin tek çocuğuydu. Aynı sınıftan arkadaşımız Ülrih’le güzel giden bir arkadaşlıkları vardı. Ülrih olur olmaz şakalar yapar küçük düşürürdü onu. Bir gün Ülrih’i kenara çektim. Yaptığın şakalar belki senin sınıfın için bir şey değil ama Hans’ı gerçekten üzüyorsun, Hans bunları hak etmiyor, dedim. Tam bundan söz açacaktım ki başka bir ülkenin askeri görünmeden çadırın içine kadar sokulmuş, çok seri bir şekilde silahını Hans’ın kafasına doğrultup ateşledi. Askerler ne olup bittiğini anlamadan birkaç kişiyi daha indirdi yabancı. En son biri tüfeğini ona doğrultmayı akıl etti de ortalık biraz olsun rahatladı. Karnında büyük bir delikle yerdeki yabancıya bakıp, kaybedenler arasına beni de kaydettiği için ilençle yüzüne tüküresim geldi. Bir köşede büzüşüp kalmıştım. İçeriye başka rütbeliler girdi ve bağrışmalar başladı. Uzun boylu, zayıf, sert mizaçlı biri emirler yağdırıyordu boyuna. Bulunduğum yöne doğru dönünce beni fark etti. Yandaki ere dönüp, Kim bu, diye sordu. Bir esir efendim, dedi, Hans’ın okul arkadaşıymış. Rütbeli bana döndü ve gülümsedi. Hans iyi biriydi, dedi. Yüzündeki gülümseme yerini anlamsız bir ifadeye bırakması o kadar hızlı oldu ki korkmaya fırsat bulamadan, çıkarın bunu buradan, ihtiyacı olan işini görsün, sonra da arkadaşı Hans’ın yanına gömün, dedi. Dedim ya savaş çok hızlı ilerliyordu ve her an her şey olabiliyordu, aslında bunu ben demedim, biliyorsunuz Hans söylemişti sağken. Savaşın her an bitebileceğini falan. Hans’ın haklı çıkmasını o kadar çok istiyordum ki hatta başka bir şey istemiyordum diyebilirim. Fakat çadırdan uzaklaştıkça bu ihtimal zayıflıyordu. Yanımda yürüyen askerlerden birinin silahını gözüme kestirip acı çekmeden, savaş bitmeden savaşımı bitirebilirdim, çok zor değildi, kolay hiç değildi. Yanımdaki askerin üzerine atlayacakken bildiğim diller aklıma geldi. Pekâlâ, şansım yaver gidebilirdi. Aklıma gelen sadece bu değildi, cebimdeki mektubu okumak ne kadar zor olabilirdi ki. Ölü bir askere ait son derece acıklı bir mektupmuş gibi okudum yanımdakilere.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kürk Mantolu Madonna'yı Fatih Akın Çek..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

20 Mart 2026

İnsan Hikâyesini Neden Yeniden Yazar?

“Bir şeyi yalanlayan mekanizmanın aynı zamanda ispatın ta kendisi olduğunu; inanmadıklarımızın bize neye inandığımızı öğrettiğini. İnanç da tıpkı sevgi gibi bir mekanizmadır; kendini bir kalemde, ama her seferinde yeniden, yok oluşuyla ispatlayan.”(s. 145–146)İns..

Devamı..

Şiir ile kendini keşfetmek mümkün

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024