Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Nisan 2023

Söyleşi

Erzen Pakel: “Çocuk Değil, Yetişkin Yetiştiren Altın Anahtar: Özgüven."

Aynur Kulak

Paylaş

0

0


Erzen Pakel Onur’un kitabı Altın Anahtar Özgüven odağa “çocuk” değil, “yetişkin” yetiştirmeyi koyan, güven ve özgüven kavramlarını etraflıca düşünmemizi sağlayan içeriğiyle okurla buluştu. Başaran Çocuğun Anne Baba Tutumları alt başlığı üzerine de bir yapı oluşturan kitap aynı zamanda, kimlik nasıl oluşur, besleyici sevgi ve psikolojik güven nedir, disiplin ve özgüven nasıl sağlanmalıdır, zihinsel gelişim ve ket vurma meseleleri hayatımızın ileriki safhalarında nerelere tekabül eder gibi önemli sorular ve cevaplarını içeriyor. Ana konusu çok tartışılan Özgüven olan, anne baba tutumlarının çocukları nasıl etkilediğini de geniş çapta irdeleyen, bu konuları merak eden herkesin okuması gereken Altın Anahtar Özgüven kitabı odağında Erzen Pakel Onur ile konuştuk.

Aynur Kulak: Altın Anahtar Özgüven kitabınızı yazma sebepleriniz, kitaptaki konuları bir araya getirme motivasyonlarınız nelerdi? Neden Özgüven kavramının odakta olduğu bir lisans çalışması yapmak isteyerek, bu çalışmanızı daha sonra bir kitaba çevirmek istediniz?

 

Erzen Pakel: Dünya genelinde yürütülen araştırmalar özgüvenli bireylerin, gerek özel gerekse toplumsal ilişkilerinde başarılı, mutlu ve toplumu bir adım ileri götürebilecek nitelikte, öncü, çözüm üretmeye yönelik, yaratıcı, dirençli kişiler olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’de bu alanın bakir oluşu, alan çalışmasını da içeren bir yüksek lisans tezi çerçevesinde özgüvenin ön koşullarının incelenmesini gerekli kıldı. Boğaziçi Üniversitesinde yapılan araştırma sonuçlarının ülkemizde de özgüven yapılanmasında en önemli etkenin anne baba tutumları olduğunu ortaya koyması bir rehber kitap hazırlanarak anne baba ve eğitimciler için bir yol haritası oluşturmanın önemini bir kez daha vurguladı. Bu konuda en büyük motivasyon tabi ki ebeveyn ve eğitimcilerin nelere kadir olduklarının bilinciyle geleceğin sağlıklı yaratıcı kuşaklarını yetiştirmelerine destek olacak bir el kitabı sunabilmek.

AK: İlk önce sizinle –çocuk ya da yetişkin düzeyinde– özgüven kavramını konuşmak isterim. Özgüvenin doğru tanımını veya gerçekten nasıl bir duygu olduğunu, işimize nasıl yaradığını biliyor muyuz? Özgüven nerede altın anahtara dönüşüyor nerede altın anahtar olmaktan çıkıyor? Doğru bildiğimiz yanlışlar var mı bu konuda?

EP: Özgüven kişinin kendi hakkında sahip olduğu bir değerlilik, yeterlilik, yetkinlik, saygınlık duygusu. Kişinin kendini sevip sayması kendine güven duymasının ilişkilerine yansıdığını, karşısındakine sevgi saygı ve güvenle yaklaştığını biliyoruz. Bu tavır gerek bireysel mutluluk gerekse sosyal ve iş ilişkileri için elzem.

Yüksek özgüven kişiye kendiyle barışık, iyimser, barışçı, zorluklara dirençli, haklarını savunabilen, istek ve duygularını tanıma ve ifade etme yetisi gelişmiş, psikolojik açıdan dengeli bir kişilik sağlıyor. Toplumsal açıdan ise sorunlara özgün çözümler üretebilen, hayal gücü, yaratıcılığı yüksek, sorumluluk bilinci gelişmiş, grup çalışmalarında başarılı, esnek, liderlik vasfına sahip, toplumu ileri götürebilecek kişiler oluşturuyor. Bu nedenle özgüven gerek bireysel gerekse toplumsal açıdan sihirli bir anahtar.

Üzücü olan özgüvenin kibirle, karşısındakine tepeden bakma hatta küstahlık ve haddini bilmezlikle karıştırılması. Bu çok vahim bir yanlış, bu tavırlar düşük özgüvenin belirtileri. Değil altın, paslı bir anahtar bile olamaz! Şaşırtıcı ve sevindirici iki bulgu:

-Ailenin ait olduğu sosyal sınıfın, yani ailenin varsıl ya da yoksul olmasının özgüven üzerinde etkisinin olmayışı. Demek ki çocuğa sevgi, saygı ve güven ortamı her tür sosyal ortamda sağlanabiliyor. Aziz Sancar, Selçuk Şirin, Doğan Cüceloğlu gibi kişilerin kırsal ortamdan geldiğini hatırlayalım.

-İkinci sevindirici bulgu annenin çalışıyor ya da çalışmış olmasının özgüven üzerinde etkisinin olmayışı. Demek ki önemli olan annenin sürekli evde bulunması değil çocuğa ayrılan zamanın kalitesi…

AK: Peki yukarıdaki sorunun hemen akabinde şunu sormak isterim: Hem bireysel hem toplumsal anlamda özgüvenli miyiz? Öz saygı, öz sevgi, öz güven, öz davranışın doğrulukları … Neredeyse her konuşmanın içerisinde “öz” diye başlayan bir kavram var ama gerçekten “öz” olabilecek hiçbir duyguyla aramız iyi değil.

EP: Eski Türk toplumlarında yer etmiş anaerkil tutum ve kadın erkek eşitliği zaman içinde ataerkil, erkek egemen toplum yapısında dönüşüyor. Sözü geçer olmak için saygı değer, nitelikli olmak yerine otoriter yaklaşım ve kaba kuvvetin egemenliği ön plana çıkıyor, bu tavırlar ne yazık ki tam da düşük özgüvenli bireylerin yetişmesi için uygun atmosfer sağlar.

Baba evinde erkek kardeşlerine hizmet ettirilmiş, koca evinde söz hakkı olmayan bir annenin yetiştireceği çocukların özgüvenli olması beklenemez… Erkek çocuk despot olmaya, kız çocuksa ezik, silik bir gölge kalmaya yatkın olacaktır. Kişinin kendi “özüne” sevgi saygı ile yaklaşabilmesi için sevgi saygı görmesi, tüm özellikleriyle benimsenerek, psikolojik güven içinde yetiştirilmesi gerek. Kişi çocukluk ortamı nedeniyle özünden ayrı kaldığını düşünüyor ise bunu kendini tanıma yolculuğuna çıkarak, kendini sevgi saygı ile benimseyen çevrelere katılarak telafi etme yolunu seçebilir.

AK: Ebeveyn ve çocuk ilişkisi ana eksenindeki kitap beş bölümden oluşuyor. Beş bölümün beşi de ayrı ayrı çok önemli fakat Kimlik Nasıl Oluşur? ile Disiplin ve Özgüven bölümlerini ayrıca konuşmak isterim. Bu “Ben” imajı ve disiplin her ikisinin de bizim toplumumuzda -veya bizim gibi toplumlarda- tam anlaşılmadığını ve bu durumun ebeveyn çocuk ilişkisi başta olmak üzere tüm ilişkilerimize ve toplumsal yapıya çok zarar verdiğini düşünüyorum, ne dersiniz?

EP: Çocuk “ben” imajını ebeveyn aynasında görür. Çocuğun “kimliği” en yakınlarından, özellikle anne babasından gördüğü yansımalarla oluşur. “Ben kimim?” sorusunun cevabı anne babadan gördüğü yaklaşımdadır. Anne baba bir ayna gibidir, çocuk bu aynada ya benimsenen güvenilen saygı sevgi gören bir “ben”, ya da tam tersine önemsenmeyen, ilgilenilmeyen hatta reddedilen bir “ben” görecektir.

Çocuk kendini sevme sayma yetisiyle doğar. Ya toprağa düşüp güneşi, suyu, bakımı özenle sağlanan bir tohum gibi gelişerek sahip olduğu tüm gizil güçleri, nitelikleri ortaya çıkarıp çiçek ve ürün verecek, ya da çorak toprağa düşen bir tohum gibi ne kök ne gövde ne de yaprak geliştiremeden psikolojik anlamda kuruyup gidecektir…Çocuğun kimlik gelişmesine bizim sevgi, saygı, güven, anlayış benimsememizdir eşlik eden.

Anne baba, panayır aynaları gibi, çarpık ve olumsuz görüntüler yansıtmamak için dikkat etmeli, dikiz aynası ayarı yaparcasına arada bir kendilerine ve çocuğa karşı tutumlarını kontrol etmelidir. Toplum içinde yaşayabilmenin başkalarının haklarına saygılı bir hayat sürmenin anahtarı kurallar ya da disiplindir. Disiplinin temel amacı “öz disiplin” oluşturmak ya da konmuş kuralların mecburiyet veya ceza korkusundan değil, gerekli görüldüğü için içselleştirilip uygulanmasıdır. Evde uygulanan disiplin ve disiplin metotları kimlik gelişiminde büyük önem taşır. Çocuk otoriter disiplinle anne babanın tüm gücü kendinde topladığı, aile içinde ortak karar alınmadığı, fikrine başvurulmayan, kışladaki asker misali emir, komutlar ve ceza ile yönetilirse…Ya da aşırı müsamahakâr tutumla hiç yönlendirilmeden sınırlanmamış, kuralsız bir başıboşluğa terk edilirse…Ya da her istediği yerine getirilir ve hiçbir sorumluluk verilmezse…Sadece özgüven gelişimi değil, bireysel ve toplumsal ilişkileri de baltalanmış olur.

Çocuğun gelişmesine destek olan Demokratik Disiplindir. Bu disiplin yönteminde çocuk iyi tanımlanmış belirli sınırlar içinde özgürce hareket edebileceğini, aile kararlarında söz sahibi olacağını bilir. Evdeki angaryaları paylaşıp aile içi iş bölümünde sorumluluk üstlenir, kendi başının çaresine bakması desteklenir. Ancak ne yaparsa yapsın anne babasının yanında olacağından, hiçbir zaman onun kişiliğinin değil, ancak davranışlarının yargılanacağından, kendisine sınırsız benimseme, sevgi, saygı gösterileceğinden emindir. Hak ve sorumlulukların paylaşılmasının öğretildiği demokratik disiplindir.

AK: Kitabın amacını şöyle işaret ediyorsunuz: “Amaç “çocuk” değil, “yetişkin” yetiştirmek. Bu cümleyi konuşmak istiyorum sizinle biraz açmanızı rica ederek ve yekten şunu sormak istiyorum: Ülkenin psikolojisiyle sosyolojisiyle toplumsal yapısı düşünüldüğünde çocuk zihnine sahip yetişkinlerden mi oluşuyoruz?  Ne derece yetişkin, ne derece bağımsız olabiliyoruz?

EP: “Yetişkin” kendi başına karar alabilen, sorumluluklarını üstlenen, zorluklar karşısında çaresizliğe kapılmak yerine çözüm arayışına giren, hatalarını olgunlukla karşılayıp bunlardan ders çıkarmasını bilen, hayata esnek ve olumlu yaklaşabilen kişidir.

“Çocuk” aciz, her zaman anne babasının yardımına muhtaç bir varlık olarak algılanarak küçük yaştan itibaren kendi” başının çaresine “ bakması için yönlendirilmediği, örneğin papucunu bağlamayı öğrenmesi için sabır gösterilmediği, merak etmesinin, deneyimlemesinin, özgürce oynamasının hoş görülmediği ve hata yaptığında kendi başına düzeltme fırsatı verilmediği şartlarda biz yanında olmadığımızda sudan çıkmış balık misali çaresiz kalacaktır.

Anne baba olmanın temel amacı; çocuğun yetişkine dönüşmesine, kendine ve başkalarına saygılı, özgür, güçlükler karşısında yılmayan, yapıcı çözümler üreten, bağımsız bir kişi olmasına adım adım destek olarak eşlik etmektir. Toplumumuzda sıkça görülen öfke nöbetleri, kavga aranma, saldırganlık, kendinden zayıf olanlara özellikle de çocuk ve kadınlara şiddet uygulama ne yazık ki erkek egemen toplumun despot yansımalarıdır.

Açıklanmayan kurallar, gelişi güzel emirlerle ve şiddetle ya da ilgisizlikle yönetilen bir çocuk kendi benliğini geliştirme, “yetişkin” olma şansından mahrum bırakılmıştır.

AK: Yetişkin yetiştirmek deyince toplumun her kademesine yansıyan bir durum var elbet ama yetişkin olarak iyi bir yetişme ortamı söz konusu olunca anne-baba tutumları da çocuğa sağlıklı veya sağlıksız bir şekilde sirayet edebiliyor. Anne baba tutumlarının çocuklara karşı en önemli başat unsurlarını neler oluşturuyor diye sorsam, ne söylemek istersiniz.

EP: Anne baba tutumlarının çocuk yetiştirmede tüm dış çevre ve sosyal etkilerden çok daha etkin olduğu dünya çapında yürütülen araştırmalarla saptanmıştır. Bu çalışmaların ortak noktası sevgi-saygı-benimseme yansıtan ve demokratik disiplinle birlikte giden, psikolojik güven sağlayan, çocuğa değer veren anne baba tutumlarının çocuğun sağlıklı psikolojik ve toplumsal gelişmesine uygun ortamın sağladığıdır.

Başka bir deyişle kendine has özellik ve niteliklerini keşfedip onları geliştirmesine destek olan, yargılamayan, duygularına saygı gösteren, can kulağıyla dinleyen, sorunlara çözüm bulma yollarını birlikte araştıran, başarısızlık değil başarıların altını çizen bir tavır ya da tutum çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesine destek olur.

AK: Konu buraya gelmişken kitabın alt başlığına da değinmek istiyorum. Başaran Çocuğun Anne Baba Tutumları. Bu tutumları sormak istiyorum size elbet ama “başaramayan” çocukların anne baba tutumlarıyla karşılaştırmanızı rica ederek. Arada uçurumlar var mı yoksa ufak ayrıntılar ve nüanslar mı var?

EP: Başaran ve başaramayan çocukların anne baba tutumları bir skalanın iki ucu ya da gece ve gündüz kadar farklıdır. Başaran çocuğun ailesi destekler, olduğu gibi benimser, yargılamaz, olumlu özelliklerinin altını çizer, duygularına saygı gösterip koşulsuz sevgiyle besler ve sadece kendini ilgilendiren konularda değil aile kararlarında da söz sahibi olmasını sağlar. Bu aile çelişkili mesaj vermez ve çizilmiş sınırlar içinde özgürlük tanır. Her başarıyı kutlar.

Başarmayan çocuk ise sürekli eleştiren, yüksek beklentilerle bunaltan, ilginin esirgendiği, sevginin başarı şartına bağlı olduğu, beklenen niteliklere sahip olmadığı için suçlandığı, daha başarılı olanlarla mukayese edilerek aşağılandığı, söz hakkının olmadığı, birey olarak ilgi görmediği, sözünün sürekli kesildiği, cezalandırıldığı, kuralların net olmadığı bir ortamdan gelmiştir. Sevgi atmosferi, psikolojik güven, bireyselliğe saygı atmosferinde yaşatılan ve sahip olduğu nitelikler, ham bir değerli taşmışçasına işlenip gün yüzüne çıkarılan çocuk başarılı bir yetişkine dönüşecek, kozadan çıkan kelebek, yuvadan uçan kuş misali özgürlüğüne kanat açacaktır…

AK: Pandemi, derin ekonomik kriz, sıcak savaş ve doğa olayı olarak gelişen depremin bir felakete dönüşmesi. Her toplumsal olayda güven duygumuz biraz daha zedeleniyor. Özgüvenimiz ciddi yaralar alıyor. Umudunuz var mı? İleriye yönelik ne söylemek isterseniz? 

EP: Kriz, afet dönemleri insanları sözlerine değil yaptıklarına göre yargılayıp değerlendirme fırsatı oluşturur. Sözleriyle kendilerini her şeye kadir gibi göstermeye çalışanlar cüceleşirken sessiz sedasız “Ne yapılması gerek, ben ne yapabilirim?” sorularına kendi güçlerini kullanarak çözüm üreten, iş birlikleri kuran kişiler gizli kahramanlara dönüşür.

Deprem alanına hiçbir beklentisi olmaksızın sadece insanlık görevini yerine getirmek amacıyla giden doktorlar, sağlıkçılar, öğrenciler, sade vatandaşlar gerçek kahramanlardır. Onlar çözümün parçası olmaya, zorluklara direnmeye, problemlere çözüm üretmeye, esnek ve yaratıcı olmaya yatkın bireylerdir. Öz saygı, öz disiplin, özgüvenle donanmış bireylerin yaşadığı toplumlarda umut her zaman olacaktır. Umut, küllerinden yeniden doğan Zümrüdüanka misali hep vardır, canlıdır ve enerji verir. Şartlar ne kadar zorlu olursa olsun karşılıklı saygı, anlayış, dürüstlük, merhamet, vicdanla hareket eden bireyler toplumu ileri taşıyacaktır.

Bilimsel yaklaşım, donanımlı kişilerle iş birliği, soruna çözümsel yaklaşım, azim, kararlılık ve yılmadan hedefe yönelmenin çözemeyeceği sorun yoktur.Çaresizliğe kapılıp kurbanı oynamak yerine sorular sorarak çözüme yönelme insanı güçlendirir ve toplumu daha ileri götürür. İnsan; savaş, deprem gibi felaketlerde her şeyini, tüm maddi varlıklarını yitirse de kimliği kalıcıdır. Sağlam kişilik yapısında sahip olanlar, kendileri ve içinde yaşadıkları toplumu yeniden yapılandırma özüne ve gücüne sahiptir.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Tarih ve Toplum Tezleriyle Romanlar Ya..A. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Erhan Sunar

25 Mart 2025

Roland Barthes, Albüm

Barthes’ın, annesinin ölümünden sonra gecesiyle gündüzü, düşleriyle gerçekliği, dünyasıyla yazısı yer değiştirmiş Proust’un peşinde, belki daha yoğun bir can sıkıntısıyla, yeni bir hayat bulma ihtiyacı.Sonradan büyük bir kültür kuramcısı olarak ünlenecek biri için, hayatının tec..

Devamı..

Latin Amerika Demokrasiyi Teknolojinin..

Sebastian Smart

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024