François Ozon'un şimdilerde gösterimde olan 2012 yapımı filmini yazıyla ilişkisi olanlar kaçırmak istemeyecektir. Filmin içeriği basit sayılabilecek bir hikâye, ancak eli kalem tutanların asıl ilgisini çekecek olan, hikâye anlatıcılığının mekanizmalarını gösteriyor olması.
Filmin asıl hedeflerinden biri, anlatımın olasılıklarını göstermek zaten.
Flaubert Lisesinde öğrenci olan Claude'un yazdığı kompozisyonlar, Edebiyat Öğretmeni Germain ve sanat galerisinde çalışan karısının eleştirileriyle diziye dönüştükçe, kurmacanın yapısıyla ilgili de dikkate değer bilgiler verilir. Claude ödevi için arkadaşı Rapha'nın evini, onun orta sınıf ailesini gözetlerken, yazdıkları uğruna evin içine, yatak odalarına kadar sızar. Yazmak da, okumak da gözetlemektir. Nitekim Claude yazarken, öbür yanda öğretmen Germain de 'gözetlemekten' haz alan okur konumundadır.
Ev bir metafor olarak karşımıza çıkar. Evin pek çok penceresi olduğu gibi, kurgulamanın da milyonlarca yolu vardır. Claude artık romana dönüşecek olan anlatısını kurarken, biz de film izleyicisi olarak, hikâyenin sonu nereye varacağının merakıyla, kendi ürettiğimiz potansiyellerin peşinden koşarız.