Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları adlı eserini okumaya başladığımda kitabın adına bir anlam verememiştim hatta bu yüzden kitabı okumaya bir süre ara vermiştim. Çünkü bildiğim kadarı ile mektup iki kişi arasında yazılan özel bir yazın türüydü peki Ahmet Rasim bu mektupları kime yazmıştı bütün bir şehre mi? Evet aslında öyle.
Orhan Pamuk'un İstanbul'unu okuyunca şehir mektupçuluğunun 19. yüzyıla ait özel bir yazın türü olduğunu öğrendim. Şehir Mektupçusu için şöyle diyor Orhan Pamuk: “ ‘Şehir Mektupçusu’ sıfatıyla takipçisi olduğu belediye şikâyetlerini, günlük hayat gözlemlerini yazmak, sokakların nabzını tutmak, aslında Fransız edebiyatı ve gazetelerinden örnek alınarak ta 1860’larda edinilmiş bir alışkanlıktı.” Bunun ilk örneğinin Namık Kemal Tarafından 1867 yılında Tasvir-i Efkâr gazetesine yazdığı Ramazan Mektupları adlı eser olduğunu belirtiyor. Namık Kemal böyle bir eser yazarak,“Osmanlı okuruna mektubu yalnız devlet adamlarıyla sevgililerin sır paylaşmak ve birbirilerini tehdit etmek için kullandıkları bir biçim olmayabileceğini, yayınlanan mektuplar aracılığı ile bütün bir şehre de bir sevgiliye, bir yakına seslenir gibi seslenilebileceğini göstermiştir.” Ayrıca “Basiretçi Ali Efendi” adından başka bir şehir mektupçusundan daha bahsediyor. Ali Efendi sarayın çıkardığı “Basiret” gazetesinde Ahmet Rasim gibi mizah duygusundan yoksun olsa da “şehrin günlük hayatına girerek öğütler verip eleştiriler yapmayı kendine iş ve saplantı edinmiş İstanbul Mektupçularının en titizidir.” Bu mektupların amacını şöyle açıklıyor: “İstanbullulara sokaklarda park ve bahçelerde dükkân ve eğlence yerlerinde, gemilerde, köprülerde, meydanlarda, tramvaylarda yaşam adap ve terbiyesi vermek.” Diğer bir işlevini de şöyle açıklıyor. “Padişahı, devleti, hükümeti, askeri, polisi, din büyüklerini, hatta bazen belediyeyi bile eleştirmek zor olduğu için okuryazar seçkinler içlerindeki eleştiri ve öfke ateşini dökebilecekleri tek hedef olarak korunaksız kimliksiz insanları, şehir sokaklarında yürüyen, gezinen, işlerini gören tek tek İstanbulluları bulabiliyorlardı.” Bu eserlerin 19. yüzyıl İstanbul hayatı hakkında bilgi edinmemiz açısından önemi büyük. Umarız diğer şehir mektupçularının eserleri de yayınlanır. İşte Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları'ndan bazı alıntılar:
“Kadıköy büyüdükçe büyüyor. Birkaç sene içinde Haydar Paşa ile birleştiği gibi Zühdü Paşa Mahallesine, Kızıl Toprak’a doğru kol atıyor denilse yeridir.” Şimdi Kadıköy’ü görse ne derdi acaba? Ya şu uzun kamçılı arabacılar: “Hatırda mıdır? Şehri güzelleştirmek namına arabacıların tek çeşit elbise giymeye mecbur edilecekleri söylendi idi. Bu fikir uygulansa idi, ne kadar şık olurdu. Eğer buna gayret edilir ve kamçıların ipleri de küçültülürse gerçekten belediye adına hizmet edilmiş olur.” “Bakırköy’ün gittikçe şöhret kazanan Belediye Bahçesi yavaş yavaş boşaltılmaya başlamış. Kiracı ile kiralayan arasında ortaya çıkan anlaşmazlık bu sene de bahçenin düzenlenmesinin gecikmesine sebep olmuş. Köydeki av hazırlığına bakılacak olursa bu sene bıldırcınlar pek çabuk dönecekler.” “Ne yapayım? Suratı asar, biletçiye bir “bonjur” der, ondan sonrasını da Fransızca söylerim. Biletçi derhal mecidiyeyi bozar, şapkasını çıkarır, selamlar. Trende de öyle. Fransızca, Almanca bilirseniz kondüktörler sizi sıkışık yere götürmezler. Ayrı bir yer bulurlar.” En güzel olanını sona sakladım: “O kadar çirkin, o kadar çirkin ki suratını astıkça güzelleşiyor.”






