Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Kasım 2016

Öykü

F. Scott Fitzgerald • Ateş İçin Teşekkür Ederim

F. Scott Fitzgerald

Paylaş

41

0


ÖYKÜ
Mrs. Hanson, Chicago’nun dışına yaptığı seyahatlerde korse ve kuşak satan, sevimli, biraz geçkin, kırk yaşında bir kadındı. Yıllar boyu Toledo, Lima, Springfield, Columbus, Indianapolis ve Fort Wayne’i çevreleyen topraklarda iş yapıyordu ve Iowa-Kansas-Missouri bölgesine transferi bir terfiden ileri geliyordu, zira şirketin kökleri Ohio’nun batısında daha eskilere dayanıyordu. Doğu yönündeki müşterileriyle laflayarak tanışırdı ve işin sonuca bağlanmasının ardından alıcının ofisinde ona bir içki ya da sigara ikram edilirdi. Fakat yeni geldiği yerde işlerin farklı olduğunu çok geçmeden öğrendi. Yalnızca sigara içmek isteyip istemediği sorulmamakla kalmadı, aynı zamanda sigaradan rahatsız olan kimsenin olup olmadığına dair sorusu defalarca özürle karışık bir biçimde, “Ben rahatsız olmam ama çalışanlar üstünde kötü etkileri var,” diye cevaplandı. “Ah, elbette, anlıyorum.” Sigara içmenin onun için bazen büyük bir anlamı vardı. Çok sıkı çalışıyordu ve sigaranın onu psikolojik olarak rahatlatan ve dinlendiren bir tarafı vardı. Dul bir kadındı ve akşamları mektup yazacak yakın akrabası yoktu, ve haftada bir filmden fazlası gözlerini acıtıyordu, bu yüzden sigara içmek yollarda geçen bir günün ardından uzun bir cümlenin sonuna konulan okkalı bir noktalama işareti olagelmişti. Yeni devriyeye çıktığı ilk yolculuğunun son haftasında kendini Kansas City’de buldu. Ağustos ortasıydı ve yeni ilişki kurduğu insanlar arasında kendini biraz yalnız hissediyordu, bu yüzden bir firmanın resepsiyonunda Chicago’dan tanıdığı bir kadını bulduğunda çok sevindi. Randevuya geldiğini haber vermeden önce oturdu ve konuşma esnasında görüşeceği adam hakkında biraz malumat aldı. “Sigara içersem rahatsız olur mu?” “Ne? Tanrı korusun, sakın!” dedi arkadaşı. “Sigara yasağı kanununu desteklemesi için para alıyor.” “Ah. Peki, tavsiyen için minnettarım – hatta minnetten de fazlası.” “Burada her yerde dikkat etsen iyi olur,” dedi arkadaşı. “Özellikle de elli yaşın üstündeki adamlara. Yani savaşa gitmemişlere. Adamın biri, savaşa gitmiş hiç kimse sigara içen birine itiraz etmez, demişti bana.” Fakat bir sonraki durağında Mrs. Hanson istisnayla karşılaşmıştı. Adam, genç hoş birine benziyordu ama gözlerini sigaraya öyle hayret içinde dikmişti ki, parmak uçlarına kadar hissetti bu bakışları ve sigarasını söndürdü. Adam onu öğle yemeğine davet ettiğinde mükâfatını aldı ve bir saat içinde kayda değer miktarda sipariş aldı. Sonra adam onu bir sonraki randevusuna bırakmakta ısrar etti, oysaki Mrs. Hanson civarda bir otel bulup birkaç fırt çekmeyi tasarlıyordu. Beklemeyle geçen günlerden biriydi – herkes meşguldü, geç kalmıştı ve sanki ortaya çıkan müşteriler diğer insanların rahatına düşkünlüğünü sevmeyen buruşuk suratlı adamlardı veya sanki kadınlar da bilerek ya da bilmeyerek bu adamların fikirlerine bağlı kadınlardı. Kahvaltıdan beri sigara içmemişti ve her ne kadar iş bakımından başarılı geçse de her görüşmenin ardından neden belli belirsiz bir memnuniyetsizlik hissine kapıldığını fark etti. Şöyle derdi: “Başka bir alanda faaliyet gösterdiğimizi sanıyoruz. Hepsi lastik ve kanaviçe elbette ama bu malzemeleri farklı bir biçimde bir araya getirmeyi başardık. Ulusal çaptaki reklamlarda yüzde otuz beşlik artış hikâyeyi anlatıyor zaten.” Ama kendi kendine şöyle düşünürdü: Keşke üç fırt çekebilseydim de eskiden korselere takılan balina kemiğinden satsaydım. Ziyaret etmesi gereken bir mağaza daha kalmıştı ama randevusuna yarım saatten fazla vardı. Kaldığı otele gitme vakti gelmişti ama görünürde taksi olmadığından cadde boyunca yürüdü, belki de sigarayı bıraksam iyi olur, diye düşündü. İyiden iyiye madde bağımlısı oluyorum. Karşısındaki Katolik katedralini gördü. Çok uzun görünüyordu ve aniden bir şey doğdu içine: Çan kulelerinden Tanrı’ya bu kadar çok tütsü çıkıyorsa eğer, kilisenin sahanlığında biraz sigara içmek bir şey değiştirmez. Yorgun bir kadının sahanlıkta birkaç fırt çekmesine Yüce Efendimiz kusura bakmaz herhalde? Gelgelelim, her ne kadar Katolik olmasa da bu fikir canını sıkmıştı. Başka insanları rahatsız edebilecekken sigara içmesi o kadar önemli miydi? Yine de. Rahatsız olmaz, diye düşündü inatla. O’nun zamanında tütün bile henüz icat edilmemişti... Kiliseye girdi; sahanlık karanlıktı ve çantasında taşıdığı kibriti aradı ama bulamadı. Gidip mumlarının birinden ateş alacağım, diye düşündü. Orta sahının karanlığı köşeden gelen tek bir ışık huzmesiyle yarılmıştı. Beyaz bulanıklığa doğru koridorda yürüdü ve ışığın mumlardan gelmediğini fark etti, zaten sönmek üzereydi – yaşlı bir adam son kandili söndürmek üzereydi. “Bunlar adak olarak yakılır,” dedi. “Geceleri söndürürüz. Adakları gece boyunca yanık bırakmaktansa ertesi güne kadar dinlendirmenin, onları veren insanlar için daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz.” “Anladım.” Sonuncuyu da söndürdü. Yüksekte duran elektrikli bir şamdanın ve sunağın üstündeki İsa tasvirinin önünde hep yanık kalan lambanın dışında artık katedralde hiç ışık kalmamıştı. “İyi geceler,” dedi zangoç. “İyi geceler.” “Sanırım buraya dua etmeye geldiniz.” “Evet, öyle.” Kutsal emanet odasına geçti zangoç. Mrs. Hanson diz çöktü ve dua etti. Dua etmeyeli uzun zaman olmuştu. Ne için dua edeceğini bilmiyordu, bu yüzden patronuna, Des Moines ve Kansas City’deki müşterilerine dua etti. Duayı bitirdiğinde dizleri üstünde doğruldu. Başından iki metre yukarıdaki bir nişten Meryem Ana tasviri ona doğru bakıyordu. Belli belirsiz baktı tasvire. Sonra ayağa kalktı ve bitkince kilise sırasına çöküverdi. “Mucize” oyunundaki gibi, Kutsal Bakire canlandı gözlerinin önünde, yerini alıp korse ve kuşak sattı onun için, ve tıpkı onun gibi yoruldu. Sonra Mrs. Hanson birkaç dakika uyumuş olmalıydı. Bir şeylerin değiştiğini fark etmesi üzerine uyandı ve havada tütsü olmayan tanıdık bir koku aldı ve parmakları sızladı. Sonra bir baktı elindeki sigara tutuşmuş – yanıyor. Hâlâ düşünemeyecek kadar uykulu olduğundan ateşi canlı tutmak için bir fırt çekti. Sonra loş ışıkta Meryem Ana’nın durduğu bulanık nişe baktı. “Ateş için teşekkür ederim,” dedi. Pek yeterli gelmedi bu, dizleri üstüne çöktü, parmaklarının arasındaki sigaradan duman yükseliyordu. “Ateş için çok teşekkür ederim,” dedi.

İngilizceden çeviren Oğuz Tecimen

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir İngiliz Halk Destanı: BeowulfOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

21 Ekim 2025

Robert Redford: Bir Büyük Sinema Efsan..

Robert Redford Hollywood stüdyo sistemi içinde büyük yıldız statüsüne ulaşmış bir oyuncu; Oscar ödülü ve adaylığı kazanmış bir yönetmendi.Birkaç sene önce en sevdiğim filmler üzerine bir yazı üzerine çalıştığım sırada en sevdiğim a..

Devamı..

Evden Fabrikaya: Sanayi Devrimi Süresi..

Elinor Evans

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024