Her yaz ilçeye tatile gelir benim sevgili halam: Kuşuyla, köpeğiyle…
Küçükken de hayvanları çok severmiş. Dedemle babaannem bir sürü hikâye anlatır. Babaannem başlar: “Daha kundaktaydı, yastığını kaldırdım, altında bir yılan kıvrılmış yatıyor. Kaptığım gibi alıp kaçtım.” Sonra dedem başlar: “Hiç unutmuyorum. Ulucami’ye girdik, namaza durduk. Bu daha emekliyor. Sen kocaman kocaman farenin peşinden ‘büsük büsük’ diye git. Hemen bozduk namazı.” Sonra babaannem araya girer: “Ülen çocuğu fare yiyecek, koş, tut dedim.” Halam ve hayvanları ile ilgili hikâyeler bitmez: Neymiş efendim bir gün tavuğunu bir kamyon çarpmış, ağla ağla günlerce yas tutmuş. Halamın keçilere Türkçe öğretmesinden tutun da babamın arabayla yoldan geçerken karşılarına çıkan tavşanları öldürmemesi için feryadına kadar ne hikâyeler ne hikâyeler… Ha bir de kedi hikâyesi vardır ki o rüyalarına bile girer. Neymiş efendim onun “Oğluş”unu öldürmüşler. Bunu kimin yaptığını babaannemle dedem sır gibi saklıyor. Çünkü söylerlerse gidip onu öldürebilir. Zaten o hep insanların hayvanlardan daha tehlikeli olduğunu düşünür. Hâlâ rüyasında görüyormuş sarmanını…
Bir gün de arabayla giderken karşısına bir kedi çıkmış. Durmuş kedi aheste aheste geçmiş ve neymiş efendim o kedi ona teşekkür etmiş. Dönüp bakmış ona ve teşekkür etmiş. “Tabii hala, teşekkür eder kediler. Zaten onların bir karakteri var. Mesela o istemeden sen bir kediyi sevemezsin.”
Kedi ve karakter deyince aklıma geldi. Halama göre genelde insanlar özelde kadınlar ya kedi karakterlidir ya da köpek karakterli. Köpekleri sever ama “köpek karakterli insancıklardan” asla “hazzqetmez.” “Hazetmez o... insancıklardan.”
İnsanlar deyince aklıma başka bir hikâye geldi. Yılbaşından önce onun iş mail’ine iş arkadaşlarından muzip bir mail gelmiş. Bir çapraz bulmaca hazırlanmış. İlk neyi görürsen o senin yeni yılda kısmetin olacakmış. Tabii komik şeyleri kaçırmaz bu… Bakmış ve ilk “neşe ve sağlığı” görmüş, gülmüş, geçmiş. Sonra yılbaşından önce kendine yılbaşı armağanı olarak bir muhabbet kuşu almış. Adını ne koyayım derken aklına çapraz bulmaca gelmiş ve “Neşe” demiş. Adı Neşe olmalı hiç değilse bir kehanet tutmuş olsun. Evet, böyle yeni yılda “Neşe ”sine kavuşmuş benim sevgili halacığım…
Bunlardan çıkacak sonuç aslında hiçbir şeye şaşırmamam gerekirdi ama ben hâlâ halamın deyimiyle şaşakalma makamındayım. Halam bir gün “hayret makamı” aklına gelmediği için “neydi o hani ha şaşakalma makamı” demiş. Bu arada onu “şaşakaldıran” hep insancıklardır. O yüzden bizim evde hep “şaşakalma makamı” denir. İşte ben de o makamdayım. Belki sabah mahmurluğunun da bunda payı var. Ama sanırım en büyük etken bir gün önceki iş yorgunluğu…
O hiç konduramaz bize ama biz çalışmaya başladık. Hâlâ inanmıyor çalışıyor olmamıza. Biz hâlâ onun “minik kuşlarıyız” ya da “kara böcükleriyiz” çünkü… Akşam aradı, “karaböcüğüm gel de beraber denize girelim.” “Olur hala, benim de ihtiyacım vardı,” dedim ne diyeyim. “Sevesi gelmiştir, öpesi gelmiştir karaböcüğünü….” “Hala biliyor musun? Ben büyüdüm artık.” “Gerçekten mi? Ne zaman?” Halam hiçbir şeyi ciddiye almaz gibi görünür. Her şeye her zaman bir esprili cevabı vardır. Hazırcevaptır. Fıkra gibi anıları anlatılır. Bazen insanları gülme krizine soktuğu söylenir. Kadınlar ne ise bir de “erkek pedi” gibi inovatif bir düşünceden bile söz edilir. Belki icat olur. Gülme krizi nedeniyle altını kaçırmaya karşı önlem olarak.
Neyse biz akşam kakara kikiri geç yattık. Ben salonda kanepenin birine yattım. Halamsa odasında yattı. Halam her zaman ki gibi erkenden kalkmış ve anaç yapısının getirdiği alışkanlıklarla kahvaltı hazırlıyormuş mutfakta. Ben de mışıl mışıl uyuyorum elbette. Bir sesle kanepeden fırladım, etrafıma bakıyorum. Salonda hiç kimse yok. Daha bir merak ettim. Huzursuzum. Neyse yine aynı ses: “Günaydın, günaydın kuzum!” Ve ses son derece melodik. Bir kere daha tekrar ettiğinde artık sesin nerden geldiğini bulmuştum. Salondaki zigon sehpanın üstündeki kafesten geliyordu ses. Neşe adındaki gguk kuşumuz sabah sekiz olduğunda uyandırma hizmeti veriyordu. Opera formunda… Bunu kaç kere anlattım bilmiyorum. Ama hâlâ “şaşakalarak” aynı heyecanla anlatıyorum. Artık yazmak farz oldu dedim… “Günaydın, günaydın kuzum. Güüünaaydıın!”






