Gustav Klimt'in Ölüm ve Yaşam Eseri Üzerine

Gustav Klimt'in Ölüm ve Yaşam Eseri Üzerine


Twitter'da Paylaş
0

Ölüm birçok sanatçı için etkileyici bir temaydı. Ölüm meleği olarak da bilinen, kurbanlarını toplamaya gelerek ölümlerine neden olan, çoğu zaman yaşayan bir iskelet olarak temsil edilirdi.  Bundan dolayı bazı hikâyelerde insanlar Ölüm’ün ziyaretinden kaçınmak için hayata tutunmaya çalışırlar ya da Ölüm’ü rüşvet ve kurnazlıklarla savuşturmaya çalışırlar. Fakat Klimt’in bu imgesi günümüz sanatında pek geçerli değildir.

Gustav Klimt Ölüm ve Yaşam’ı 1911 yılında, yani Büyük Savaş ateşi dünyayı sarıp sarmalamadan ve Klimt İspanyol gribinden ölmeden birkaç yıl önce yaptı. İşin garip yanı, sanatta ölüm simgesi en çok Orta Çağ’ın veba salgınları söz konusu olunca karşımıza çıkıyor.

Ancak bu resim farklı. Yaşama şeytani bir sırıtışla bakan ve elinde bir sopa tutan Ölüm’ün yanında canlı ve umut dolu bir izlenimi olan bir insan dalgası görüyoruz. Çıplak vücutlar birbirine sarılmış, rengârenk çiçeklerin ve desenlerin taşkınlığıyla çevrenlenmiş. Yaşam döngüsünü yansıtan resimde bebekten yaşlı kadına her yaştan insan yer alıyor. Ölüm, bireyleri yaşamdan çalabilir ama yaşamın kendisi, insanlığın bütünü, onun pençesinden her daim kurtulacaktır. Viyanalı sanatçı bu cesur kompozisyonla yaşam döngüsü gibi evrensel bir alegorinin örneğini gözler önüne seriyor. Yaşam çarkı kendini tekrar ediyor.

Büyük Savaş’a gelecek olursak, onun izi de buradadır. Klimt 1915’de, savaşın ikinci yarısında, bilinmeyen nedenlerle resimde değişiklikler yaptı. Aynı yıl beraber yaşadığı sevgili annesini de kaybetmişti. Öncelikle Ölüm figürünü değiştirdi. İnsan kümesine de figürler ekleyip arka fonu tekrar boyadı.

Hem sağ tarafta bulunan insan yığını hem de Ölüm, Klimt’e özgü bir biçimde dekoratif usulde işlendi. Bu resminde meşhur Altın Çağ'ın (Öpücük tablosu ) yansımasını görebiliriz. Ölüm ve Yaşam’da desenler ve onların renkleri çiçeklerle anlam kazanır, Ölüm’ün pelerinindeki siyah haçlarla insan figürlerini çevreleyen parıltı ise bir tezatlık oluşturur.

1911’de Roma’da Uluslararası Sanat Sergisi’nde birincilik ödülüne layık görülen bu resmini Klimt en önemli figüratif eseri olarak tanımlar. Tabloda Ölüm'ün tehditkâr imgelemine karşın faniliğin benimsenişini görüyoruz: Haz anları, güzellik, gençlik, huzur, umut ve kabullenme. Yaşamın döngüsü kendini boyuna tekrar ediyor, en azından Klimt'e göre.

 

Çeviren: Burçak Bayram

(Dailyartmagazine)

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR