Sinirbilimci Dean Burnett, Aptal Beyin kitabında beynin hem verileri muazzam şekilde işleme gücünü gözler önüne seriyor, hem de umulmadık durumlarda bize hiç de istemediğimiz şeyler yaptırdığını ispat ediyor. İnsanlara bireysel olarak hiçbir durumda yapmayacakları kötülükleri grup içinde şuursuzca yaptıran da aptal beyinlerimiz.
Bürkem Cevher

Televizyonlardaki tartışma programlarını yıllardır izleyemiyorum. Katılımcılar arasında sesi en çok çıkanların, cahil oldukları için o kadar cevval olduklarını fark ettiğimden beri o tartışmalarda söz alan bilim insanlarının orada neden bulunduklarını sorgular oldum. Lakin benim sorgulamam elbette hiçbir şeyi değiştirmedi. Tartışma programları hвlв benzer konuklarla benzer minvalde devam ediyor.
Aptal Beyin isimli kitap, tüm bu olguları bilimsel açıdan ele alıyor ve suçluyu hemen kitabın kapağında ilan ediyor: Aptal bir beyne sahibiz!
Bir sinirbilimci olan Dean Burnett,
Aptal Beyin kitabında beynin hem verileri muazzam şekilde işleme gücünü gözler önüne seriyor, hem de hiç umulmadık durumlarda bize hiç de istemediğimiz şeyler yaptırdığını ispat ediyor. İşte; tartışma programlarında rastladığımız cahil cesareti ile zeki kişilerin daha çekingen kalmaları da beyinlerimizin bize oynadığı oyunların bir sonucu. Burnett’a göre, insanlara bireysel olarak hiçbir durumda yapmayacakları kötülükleri grup içinde şuursuzca yaptıran da aptal beyinlerimiz. Ya da sizden sürekli borç alıp geri ödemeyen dostunuza bir sonraki borç istediğinde yine borç verecek olmanızın sebebi de aptal beyniniz.
O nedenle de “(b)eyin egoyu güçlendirmek için belleği değiştirir.”
Beynin binlerce yıl önce basit bir amacı vardı; o da gereken her şeyi yaparak bedeni hayatta tutmak. Daha sonra, aletlerin icadı ve yaşamın daha da çetrefilli bir hale gelmesiyle birlikte beynimiz de duruma adapte oldu, gelişti ve daha karmaşık bilişsel yetenekler geliştirdi. Yine de başlangıçtaki ilkel beyin fonksiyonları ortadan kalkmadı. Beynin bölümlerinin büyük kısmının temel fizyolojik fonksiyonlara, temel koordinasyona ve duyusal karmaşayı temizlemeye ayrılması son bulmadı. “Beyin kökü ile beyincik bazen ‘sürüngen’ beyni olarak adlandırılır ve ilkel doğaları vurgulanır, çünkü karanlık zamanlarda sürüngen olduğumuzda da beyin aynı şeyleri yapıyordu.”
Sürüngen beynimizin fonksiyonlarından farklı olarak modern insanlar daha gelişmiş beceriler geliştirdiler. Algı, akıl yürütme, bilinç, düşünme, düşündüğünü düşünme, dikkat gibi fonksiyonlar beynin evrimleşerek meydana getirdiği neo-kortekste işlenmeye başladı (‘neo’ yani yeni). Beynimiz birçok üst beceriyi yerine getirirken ana amacı hâlâ bedeni hayatta tutmak. Eski zamanlarda insanlar gördükleri bir karaltının yaşamsal bir tehdit olup olmadığına hemen karar vermek ve ona göre davranmak zorundaydılar. Aksi takdirde bir aslana yem olmak işten bile değildi. İşte beynimiz bu özelliğini yitirmedi; hâlâ verdiğimiz kararların doğruluğuna güvenmek ve hemen karar vermemizi sağlamak üzere beyin benmerkezci bir şekilde davranıyor. O nedenle de “(b)eyin egoyu güçlendirmek için belleği değiştirir.” Bellek kendimiz hakkında daha iyi duygulara sahip olmamız için anılarımızı düzenler ve bizi olduğumuzdan daha iyi gösterir. Anılarımızdaki yaşananlar gerçekten hatırladığımız şekilde mi olmuştur? Bunun genellikle böyle olmadığını söylüyor Burnett.
Zeki olmayan bir birey daha zeki olmanın ne demek olduğunu bilmeyecek, kendi bildiklerinin mutlak doğrular olduğuna inanacak, egoist beyinleri de onlara tam bir cahil cesareti vererek yersiz bir özgüven sağlayacaktır.
Gelelim günümüzün toplumsal davranış biçimi olan entelektüalizm karşıtlığına. Sinirbilimsel açıdan bakacak olursak beynin egoist olması ve kendini yüceltme çabalarıyla, tanıdık olmadığımız şeylerden korkma eğilimi bunun ana nedenidir. “İnsanlar sosyal konumlarına ve esenliklerine değer verir ve kendilerinden daha zeki görünen birisi tehdit olarak algılanabilir.” Bizden daha zeki birisi alışık olduğumuzdan farklı bir nitelikle karşımıza çıkar. Bilmediğimiz ya da anlayamadığımız şeyler söyler veya anlamlandıramadığımız şekilde davranır. Beyin bu kişilerin tehdit olup olmadığını anlayamaz ve ilkel çağlarda işine fazlasıyla yaramış olan ‘sonra üzülmektense tedbirli olmak evladır’ içgüdüsü aktif hale geçer. Artık sürüngen beyin devrededir. Sürüngen beyin kendimizden daha zeki birine karşı şüphe ve düşmanlıkla yaklaşmaya başlar.
Oysa zeki insanların büyük bir bölümü, kendi yeteneklerini ve başarılarını olduğundan daha az değerli görür.
Dunning-Kruger etkisi daha düşük zekâya ya da bilgiye sahip olanların kendilerine fazla güvenmeleri sonucu ortaya çıkar. “Beynin benmerkezci eğilimleri kişinin kendisi hakkında olumsuz görüşe sahip olmasını sağlayacak şeyleri bastırıyor. Ama aynı zamanda, kendi sınırlarınızı ve başkalarının daha üstün yeteneklerini tanımanın kendisi de zekâ gerektirir.” Bu durumda zeki olmayan bir birey daha zeki olmanın ne demek olduğunu bilmeyecek, kendi bildiklerinin mutlak doğrular olduğuna inanacak, egoist beyinleri de onlara tam bir cahil cesareti vererek yersiz bir özgüven sağlayacaktır.
Oysa zeki insanların büyük bir bölümü, kendi yeteneklerini ve başarılarını olduğundan daha az değerli görür. Bunun bir nedeni, düşündükleri ve yaptıkları şeylerin kolay olduğunu düşünmeleri ve diğer herkesin de aynı şekilde düşündüklerini varsaymalarıdır. Üstelik yeni şeyler öğrenemeye, yeni bilgiler edinmeye başladıkça aslında bildiklerinin ne kadar az olduğunu fark ederler. Böylece iddialarda bulunurken kendilerine olan güvenleri azalır.
İşte tartışma programlarında izleyicilerin bir kısmını çileden çıkartan durumun nedeni budur. Konunun uzmanları kendilerine yanılma payı bırakırken konu hakkında yetersiz bilgiyle tartışmaya katılanlar kendi bildiklerini mutlak doğru kabul eder. Karşısındaki uzman kişinin kendisinden daha farklı bir fikir ortaya atmasını ya kabul edemez ya da o fikri zaten anlamaz. Bu durumda sürüngen beyin devreye girer, uzmanları tehdit olarak algılar ve vücutları bu tehdide yönelik tepki vermeye başlar; yani öfkelenirler ve boş tenekeye benzeyen sesleri daha çok çıkar.
Beynimiz eğitilebilir, daha zeki ve bilgili olabiliriz.
Elbette durum bu kadar kötü değil. Beynimiz eğitilebilir, daha zeki ve bilgili olabiliriz.
Aptal Beyin’i okurken kitlelerin karizmatik bir lider peşinden nasıl koştuğunu, nasıl manipüle edildiklerini ve hatta sadece ‘grup psikoloji’ ile açıklanamayacak kötülüklerin nasıl yapıldıklarını da göreceksiniz. Kişiliklerimizin beyin yapımızda ne gibi değişikliklere neden olduğunu veya insanların korkmaktan neden hoşlandığını öğreneceksiniz. Üstelik bunları görüp öğrendikçe aptal beyninizi eğitebileceğinizi de anlayacaksınız. Beynin hangi bölgelerinin karar almada daha etkin olduğunu, hangi bölgelerin anılarımızı sakladığını gördükçe beynin ne muhteşem bir organ olduğunun ayırdına varacaksınız. Trilyonlarca veriyi işleyip hayatta kalmayı başarıyorsak arada bazı kazaların olması kaçınılmaz, yine de beynimizin önlenebilir aptallıkları yapmasına izin vermemekte fayda var. Zira insan akıllı bir varlık ve aklıyla aptal beynini eğitebilir, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilir, doğru davranmayı bir gruba dahil olmaya tercih edebilir, kısaca daha iyi bir insan olabilir.