Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Aralık 2020

Edebiyat

10 Yazar ve Düşünürden Yeni Yılda Vereceğiniz Kararlarla İlgili İlham Alabileceğiniz Tavsiyeler

Maria Popova

Paylaş

3

0


Değer verdiğiniz ilişkileri güçlendirin, kendinizi veremediğiniz meşguliyetlerden kaçının, insanlara size nasıl davranması gerektiğini anlatın, yeterli olduğunuz düşüncesine sarılın ve daha fazlası.

1 Adrienne Rich: Değerli İlişkileri Besleyin

20. yüzyılın en etkili şairlerinden biri olan Adrienne Rich Ulusal Sanat Madalyası’nı reddeden ilk ve tek kişi oldu. Şiir derlemesi The Dream of a Common Language (Ortak Dilin Rüyası) en çok bilinen eseri olmasına rağmen düşüncelerine asıl açılan pencere, denemelerini bir araya getiren On Lies, Secrets, and Silence’dır (Yalanlar, Sırlar ve Sessizlik). İşte bu derlemeden bir alıntı:

“Değerli bir insan ilişkisi – iki insanın ‘sevgi’ kelimesini kullanabileceği türden bir ilişki – bu iki kişi için de genellikle korkutucu, hassas, şiddetli bir süreçtir; bu iki insanın birbirine söyleyebilecekleri gerçekleri arıtma sürecidir.

Bunu yapmak önemlidir çünkü insanın kendini kandırmasını engeller ve yalnızlığına son verir.

Bunu yapmak önemlidir çünkü bunu yaparken kendi karmaşıklığımızın hakkını vermiş oluruz.

Bunu yapmak önemlidir çünkü çok az insanın bizimle bu kadar zor bir yoldan gideceğine güvenebiliriz.”

2 Søren Kierkegaard: “Boş” Yere Kendinizi Meşgul Etmeyin

İlk gerçek varoluşçu filozof olarak kabul edilen Søren Kierkegaard zorbalık psikolojisinden can sıkıntısının hayati rolüne ve neden etrafımıza uyum sağladığımıza kadar her konuda kalıcı bir bilgelik kaynağı olmaya devam ediyor. 1843 yılına ait incelemesinin "En Mutsuz Adam" başlıklı ikinci bölümde, şu andan kaçarak ve henüz ulaşılmamış bir hedefin sürekli peşinde koşarak kendimizi meşgul edip nasıl mutsuz olduğumuzu ele alıyor:

“Mutsuz kişi idealine, hayatının içeriğine, bilincinin doluluğuna, varlığının özüne bir şekilde kendi dışında sahip olandır. Mutsuz kişi her zaman kendisinden yoksundur, asla orada değildir. Kişi tabii ki geçmiş ve gelecekte de mevcut olmayabilir. Bu, mutsuz bilincin alanını yeterince sınırlar.

Mutsuz olan anda bulunmayandır…. Mutlu olan sadece kendi içinde mevcut olan kişidir.”

3 Rainer Maria Rilke: Soruları Yaşayın

1902'de Rainer Maria Rilke, Franz Xaver Kappus adında 19 yaşındaki bir öğrenci ve yetişmekte olan bir şairle yazışmaya başladı. Daha sonra Genç Bir Şaire Mektuplar başlığı altında yayımlanan yazışmalar, sevmenin gerçekte ne anlama geldiği, büyük üzüntülerin bizi kendimize ne kadar yakınlaştırdığı ve okumanın insan ruhu için ne yaptığı gibi konuları ele alıyor.

Mektuplardan birinde şöyle yazıyor:

“Yalvarırım, kalbinizde çözülmemiş olan her şeye karşı sabırlı olun. Soruları, sanki kilitli odalar ya da bilmediğiniz bir yabancı dilmişçesine sevin. Şu anda size verilemeyen cevapları aramayın, çünkü onları yaşayamazsınız. Ve mesele, her şeyi yaşamaktır. Soruları şimdi yaşayın. Belki o zaman, gelecekte bir gün, yavaş yavaş, farkına bile varmadan cevaba giden yolu bulursunuz.”

4 Susan Sontag: Dünyaya Dikkatinizi Verin

Susan Sontag 1992 yılındaki müthiş bir konferansında yazarın "dünyaya dikkatini veren kişi ve profesyonel bir gözlemci" olduğunu ileri sürdü. Ancak Sontag bu gözlem yeteneğinin yalnızca yazarlar için değil herkes için – iyi bir birey olmak için – önemli olduğunun altını çizdi. Denemelerinden birinde ona sürekli sorulan sorulardan birine (yazma konusunda verebileceği en büyük tavsiye) şöyle cevap veriyor:

“Yazarların ne yapmasıyla ilgili sık sık soru geliyor bana ve son zamanlarda yaptığım bir söyleşide şöyle dediğimi duydum: Birçok şey. Kelimeleri sevin, cümle kurarken acı çekin. Ve dikkatinizi dünyaya verin.

Bu sözler ağzımdan dökülür dökülmez birkaç yazar özelliği daha düşündüm.

Örneğin: Ciddi olun. Demek istediğim: Alaycı olmayın. Bu, komik olmanın önüne geçmez….Ahlak sahibi bir insan olmak demek, ilgi göstermek zorunda bırakılmak demek.

Ahlaki yargılarda bulunmanın doğası, gösterdiğimiz ilgiye bağlıdır – sınırları olan, ama sınırları zorlanabilen bir kapasite.

Ama belki de bilgeliğin ve alçakgönüllülüğün başlangıcı, ahlaki anlayışımızın yetersizliğini kabul etmek ve bu düşünce karşısında başımızı eğmektir – ki bu da aynı zamanda romancının anlayışıdır.”

5 Bertrand Russell: “Bereketli Monotonluk” İçin Yer Açın

İnsanlığın en büyük düşünürlerden bazılarının; hiçbir şey yapmamanın, tatmin edici bir hayata sahip olmada önemini vurguladığı bilinmektedir. Ama hiçbiri bu düşünceyi Bertrand Russell kadar tutkuyla savunmamıştır. “Sıkıntı ve Heyecan” başlıklı bir yazısında Russell, can sıkıntısından niçin bu kadar korktuğumuzu sorgular:

“Atalarımızdan daha az sıkılıyoruz, ancak yine de sıkılmaktan korkuyoruz. Can sıkıntısının insanın doğal bir parçası olmadığını, yeterince güçlü bir heyecan arayışıyla önlenebileceğini düşünüyoruz ya da buna inandırıldık….Toplum düzeyinde geliştikçe heyecan arayışımız giderek daha yoğun hale geliyor.”

Ekranlara maruz kalma süremize kafayı takmadan yıllar önce Russell “bereketli monotonluğa” şöyle değinmişti:

“Çocuklar aynı toprakta rahatsız edilmedikçe en iyi şekilde gelişir. Çok fazla seyahat, çok fazla farklı görüş, çocuklar için iyi değildir ve onların büyüdükçe bereketli monotonluğa katlamaz hale gelmelerine neden olur.

Monotonluğun kendi değeri var demiyorum. Demek istediğim şu: Monotonluk hayatımızda bulunmadıkça iyi şeylerin meydana gelmesi mümkün değil. Can sıkıntısın tahammül edemeyen bir nesil, vazoda duran kesilmiş çiçekler gibi yavaşça solmaya mahkûm.”

6 Ursula K. Le Guin: Mükemmellik Oyununu Bırakın

Kedi ve köpekler daha önce hiçbir yerde Ursula Le Guin’in 1992’de yazdığı “Köpekler, Kediler ve Dansçılar: Güzelliğe Dair Düşünceler” adlı makalesindeki kadar etkili bir rol üstlenmemiştir. 

“Sevimli bir şekilde komikti, bir yandan da çok doğruydu: Bedeni neredeyse mükemmel. O bunu biliyor ve nerede mükemmel olmadığını da biliyor. Onu olabildiğince mükemmel tutmaya çalışıyor çünkü bedeni onun bir enstrümanı, aracı, geçim kaynağı ve sanat yaptığı bir gereç. Bedenini tümü tümüne bir çocuğunki kadar yaşıyor fakat daha bilinçli bir şekilde. Ve bundan mutlu.”

Her şeyin ötesinde dansın teklif ettiği tam da böylesine bir bedensel mutluluk— mükemmellik değil, doyum. Le Guin'e göre dansçılar “ diyet veya egzersiz yapanlardan çok daha mutlu.” Egzersiz ve diyet gibi mükemmeliyetçilik de edebi metinler ve sanattaki yaratıcılığı düşürür:

“Mükemmellik zayıf, gergin ve serttir. Tıpkı yirmi yaşındaki bir atlet ya da on iki yaşındaki jimnastikçi gibi. Elli yaşındaki bir insan için böyle bir vücut ne anlam ifade eder? Mükemmel? Mükemmel olan nedir? Beyaz yastık üzerinde siyah bir kedi, siyah bir yastığın üzerinde beyaz bir kedi. Çiçekli elbisesi içinde kahverengi bir kadın. Mükemmel olmanın birçok yolu vardır ve bunlardan hiçbiri, kendini cezalandırmakla elde edilemez.”

7 Erich Fromm: Aşk Sanatında Usta Olun

Kültür bize aşkı, başımıza gelen bir şey olarak aktarır. Bize atılan bir oktur, bir anda onun içine “düşeriz”, bu durumda kişi pasiftir. Bu tarz bir aşk tanımı, sevme sanatının geliştirilmesi gereken bir başka yetenek olduğu gerçeğinin üstünü örter.

Alman sosyal psikolog, psikanalist ve filozof Erich Fromm sevginin ihmal edilen bu yönünü 1956 tarihli The Art of Loving'de (Sevme Sanatı) ele aldı. Fromm konuyla ilgili şöyle der:

“Sevgi, ulaştığı olgunluk düzeyine bakılmaksızın, herkes tarafından kolayca kabul edilebilecek bir duygu değildir. Kişi karakterini geliştirmedikçe aşka dair girişimleri başarısız olmaya mahkûmdur. Kişinin komşusunu sevme kapasitesi olmadan, gerçek tevazu, cesaret, inanç ve disiplin olmadan bireysel sevgide doyum sağlanamaz. Bu niteliklerin nadir bulunduğu bir kültürde, sevme kapasitesine ulaşılması, zor elde edilen bir başarı olarak kalmalıdır…. Bu denli büyük umut ve beklentilerle başlayan ve yine de aşk kadar başarısız olan başka hiçbir girişim yoktur.”

8 Anne Truitt: Yargılayacağınıza Anlayın

Belki de psikoloji eğitimi aldığı için olağanüstü gözlem ve kişisel farkındalık yetilerine sahip olan Truitt günlüğünde önyargılarımızdan ve bunların birbirimizi gerçek anlamda görmekten nasıl alıkoyduğuna değiniyor:

“Dikkatli olmazsak kafamızda yarattığımız imgelerle karşımızdakini yargılarız ve böylece etrafımızdakilere kayıtsız kalırız. Bu kayıtsızlık bir tür cinayet sayılabilir ve oldukça yaygın bir durum. Bunu yapmakta özgür olduğumuzu savunuruz ve bu, diğer insanları istediğimiz gibi tanımlama hakkını kendimize tanımamıza neden olur. Onlarda görmeyi seçtiğimiz şeye odaklanırsak durum, onlar üzerinde kontrol kurmaya kadar gider. Başkalarını olduğu gibi ya da düşündükleri gibi olmalarına izin veren bir açıklıkla dinlemek için dikkat etmem gerektiğini fark ettim. Zihnimin panjurları, alışkanlıkla açılıp kapanır ve kendim için düzenlediğim kalıplara dönüşür. Bu dikkatsizliğin tam tersi sevgidir, başkalarına kendi bağımsızlığını tanımak ve karşılıklı keşiflere izin verecek şekilde onurlandırmaktır.”

9 Simone Weil: Çektiğiniz Acıdan Faydalanın

Fransız filozof ve politik aktivist Simone Weil fiziksel ve ruhsal acımız arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Tüberkülozdan ölmeden birkaç ay önce doktorunun tavsiyesini dinlemeyerek yetersiz beslendi, sonunda bu durum ölümcül oldu. İlk ve Son Defterler adlı kitabında acı çekmek üzerine kurulu sorunlara yöneldi. 1942 tarihli yazısında şöyle diyor:

“Fiziksel acıdan yararlanmanın yolu. Ne denli acı çekiyor olursanız olun, ruhunuz ‘Artık dayanamıyorum,’ dese bile ruhun bir parçası – çok küçük bir parça olsa da – şöyle diyecektir: Bunun olmasına izin veriyorum, eğer ilahi bilgelik böyle emrediyorsa. Ruh böylece ikiye bölünür. Ruhun bir bölümü acıya rıza göstermez. Ruhun ikiye bölünmesi ikinci acıyı ortaya çıkarır. Ruhsal acı, ona neden olan fiziksel acının kendisinden daha kötüdür….Benzer durum açlık, yorgunluk, korku ve ruhu ağlatan diğer her şeyde görülür. Daha fazla katlanamıyorum! Artık dur, lütfen! İçimizde cevap veren bir şey olmalı: Ölüm anına kadar devam etmesini ya da o zaman bitmemesini, sonsuza kadar devam etmesini kabul ediyorum. O zaman ruh, iki ucu keskin bir kılıçla bölünmüş gibi olur.

Şansın bize verdiği acılardan bu şekilde yararlanmak, kendi kendimizi disipline etmekten daha iyidir.”

10 James Baldwin: İnsanlara Size Nasıl Davranması Gerektiğini Öğretin

1970'te bir ağustos akşamı, James ve Margaret Mead herkese açık bir görüşme için New York'ta bir sahnede birlikte yer aldılar. Hafta sonu boyunca yedi buçuk saat konuştular, güç ve ayrıcalık, ırk ve cinsiyet, güzellik, din, adalet ve akıl ile hayal gücü arasındaki ilişki gibi konuları ele aldılar. Baldwin ırk, kimlik ve göçmen deneyimini irdeleyen konuşmasının bir bölümü şöyle:

“Kişinin kimliğini yoktan var etmesi çok şey gerektirir.

Birkaç yıl önce, British Museum'da siyah bir Jamaikalının yerleri silerken bana nereli olduğumu sorduğunu ve New York'ta doğduğumu söylediğimi hatırlıyorum. ‘Evet ama sen nerelisin?’ dedi. Ne demek istediğini anlamadım. ‘Bundan önce nereden geldin?’ diye açıkladı. ‘Annem Maryland'da doğdu,’ dedim. ‘Baban nerede doğdu?’ diye sordu. Babam New Orleans'ta doğdu. ‘Evet ama sen nerelisin?’ dedi. Sonunda anlamaya başladım, ama kafam karışmıştı. Bunun üstüne ‘Afrika'nın neresindensin?’ diye sordu. ‘Bilmiyorum,’ dedim ve bana çok kızdı. ‘Öğrenecek kadar umursamadığını mı söylüyorsun?’ dedi ve uzaklaştı.

Nereden geldiğimi öğrenmemin neredeyse hiçbir yolu olmadığını ona nasıl anlatacağım? Diğer siyahiler, siyah Amerikalıyı iğrenç bir şekilde kullanılan nesne olarak görüyor. Öte yandan onu kıskanıyorlar, ama böyle alçak bir pazarlık içinde olduklarını düşündüklerinden onları küçümsüyorlar.”

Ancak Baldwin’e göre kimlik doğuştan gelmez, kendimiz için iddia ettiğimiz bir şeydir, dünyaya beyan etmemiz gerekir: “Dünyaya sana nasıl davranacağını söylemelisin. Dünya size nasıl tedavi edileceğinizi söylerse başınız belada demektir.”

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Brainpickings)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Dünyanın En Küçük KitaplarıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mehveş Bingöllü

27 Ağustos 2025

Sipariş Yazı

Alois Hotschnig’in Belki Bu Defa Belki Şimdi’deki tüyler ürpertici öyküleri neden yazdığını bilmiyorum.Bir yıl önce Oggito’da yazmaya başladım. Beni çok etkileyen bir yazarın, Gerbrand Bakker’in üç kitabını art arda okuyup yazdığım “Kuytular” bu mecradaki ilk yazımdı.  Sonraki aylar boyu..

Devamı..

Naziler Niçin Bayeux Duvar Halısının P..

M. Horton-Insch

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024