"Kurgu, gerçeği istila eder."
Annie Ernaux’nun Seneler’ini oto-kurmacaya yakın bulmuştum. Belirli bir türe aidiyeti reddeden, tarzının oto-kurmacaya uymadığından bahseden satırları beni bir an düşündürdü. Kolektif deneyimleri anlatmanın yolu olarak nitelendirmiş kendi romanını. The Paris Review’deki söyleşisinde ise Ernaux hangi biçimde olursa olsun deneyimin gerçeğiyle ilgilendiğini söylemiş, çalışmasını otobiyografiden veya geleneksel anı yazımından ayıran unsurun bu olduğunu vurgulamış.
O zaman nedir oto-kurmaca? Bir tür mü, yöntem mi? Yoksa ticari dünyanın paketleyip piyasa sürdüğü yeni bir kategori mi? 1977'de Serge Doubrovsky kurgu ve otobiyografinin melezi demiş onun için. Demek ki öyle bir türün varlığını kabul etmek durumundayız.
Sturgeon, 2014’te kaleme aldığı “Postmodern Romanın Ölümü, Oto-Kurgunun Yükselişi” isimli makalesinde oto-kurmaca diye adlandırılan anı, otobiyografik ve üstkurmaca roman sınıfının çıkışına tanıklık ettiğimizi yazmış. Editör ve yayıncı Chris Kraus türe “yeni anlatı” adını vermiş.
Norveçli yazar Karl Ove Knausgaard’ın altı ciltlik üç bin altı yüz sayfalık devasa Proustvari Kavgam serisi, hayatının ana hatlarının kurgusudur. Bir yazar olarak kendini gerçekleştirme sürecindeki mücadelesini anlatır. Külliyat hem anı hem roman hem de oto-kurmaca olarak okunabilir. Knausgaard söyleşilerinde kitaplarına duyulan aşırı ilgiden rahatsız olduğunu ifade eder. Zira içindeki boşluğu, özgüvensizliği, duygusal yaraları, alkolik babası ile depresyondaki karısını saf duygularla kaleme aldığını söyler. Moby Dick gibi harika bir roman yazmak istediği halde yapamadığını, kitaplarını romana değil hayata ait ayrıntılarla doldurduğunu itiraf edişi beni etkiledi. “Kurmaca yazmak aslında nedir” sorusunun yanıtı belki pek çok yazarın ortak derdi. Sosyal medya bize başkalarının hayatını yakından izleme hatta dikizleme olanağı verdi. Kişisel olan kamusala dönüştü. Oto-kurmacanın bu yönde bir okuma keyfi sunup sunmadığını, okur ile yazar arasındaki bağları derinleştirip derinleştiremediğini araştırmak gerekli.
Kurguyla gerçek arasındaki çizgi, okur için her zaman net olmayabilir, anlatıda istikrarsızlık duygusuna yol açabilir. Otobiyografik romanlar oto-kurmaca unsurları kullanan eserler. Metindeki gerilimin bir kısmı aslında neyin gerçek, neyin kurgusal olduğu konusundaki belirsizlikten kaynaklanır.
Bazı ayrıntılar elbette doğrulanabilir, ancak kurguda yer alan her ayrıntının kaynağına ulaşmak zor hatta olanaksız olabilir.
Öte yandan yazar kurmacasını neden açıklamak zorunda olsun? Bunu yaparsa metnin tadına varılır mı?
- Kurgu gerçekten tamamen uydurulabilir mi? Yoksa deneyimlerimiz, yaşadıklarımız ya da başkalarından duyup öğrendiklerimiz göz önüne alındığında tüm anlatılar doğaları gereği otobiyografik sayılır mı?
- Kurgumuzu gerçek hayattan ne kadar ayırabiliriz? Hangi kısmına kendimizden parçalar ekleyebiliriz? Kâğıt üzerinde neyi ne kadar tekrar yaratabiliriz? Yaratıcılığın sınırı var mı?
- Yazar belleğinin bulanıklaştığı durumlara kurmacayla yama yapıp, boşlukları, noktalı yerleri kendine göre tamamlarsa buna hâlâ oto-kurmaca veya otobiyografik eser denebilir mi?
- Türler arası geçirgenlik söz konusuyken bir türü diğerinden o kadar kolay ayrıştırmak mümkün mü? Gerekli mi?
Son aylarda oto-kurmaca sayılabilecek eserler okudum. Örneğin Ocean Wuong’un “Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz” kitabında kahraman, İngilizce okuyamayan annesine duygu yüklü bir mektupta anlatır kendini. Amerika’da Vietnamlı bir göçmen olarak yaşadığı ayrımcılığı, toksik erkeklik eleştirisi ile birlikte dile getirir. Wuong’un şairliğinin etkisi kitaba ister istemez yansımış elbette.
Rachel Cusk da türe yakın kitaplar yazan bir yazar. Romanlarında yer alan monologlarda karakter kavramıyla ilgilenmediğinden çünkü artık karakterin var olduğunu düşünmediğinden söz ederek bizi şaşırtır. Karakterlerin kitaba eklemlenebilen devingen varlıklar olduğunu, eski tür romanlarda okuduklarımızdan farklı davranabildiklerini belirtir.
İlk romanı Kurt Seyit ve Şura’da Nermin Bezmen’in dedesinin hayatından hareketle oto-kurmacayı denediği, Ayşe Kulin’in de aynı türde kitaplar yazdığı söylenebilir.
Sheila Heti, The New York Times gazetesinde aboneleri için oto kurgusal niteliği ağır basan alfabetik bir haber bülteni yayınlıyormuş. “Annelik” isimli romanının kendisi gibi yazar olan isimsiz anlatıcısı çocuk sahibi olup olmama sorusunu merkeze yerleştirir.
Julia Novak, hayatla ilgili yazma deneylerini, var olan biçimlerin sınırlarını zorlayarak onları yazarın temsil çabalarına daha uygun hâle getiren eserler olarak tanımlıyor. Experiments in Life Writing'de konuyla ilgili denemeleri bir araya getirmiş. "Oto-kurgu", "biyo-kurgu", "oto/biyografi", "otobiyografik kurgu olmayan roman”, “oto/biyografik üstkurmaca” gibi başlıklara değiniyor. Kitabın girişinde yazarların biçimsel ve estetik olanakları denemeyi sürdürdükçe, yazma tarzlarının da muazzam şekillerde çeşitlendiğine ve değişmeye devam ettiğine dikkat çekmiş. Borderlines isimli araştırmada görüşüne yer verilen Johnnie Gratton ise “hayat hikâyesi yokluğunun aynı zamanda olumlu anlamda kurgu üretmeyi zorunlu kılmasından, sadece uydurmadan değil, hayal gücü, fantezi ve arzudan doğan, belleğin tamamlayıcısı olarak tanımlanan kurgudan” bahseder. İnsanlar sosyal medyada kusurları giderilmiş yaşam modelleriyle içten içe avunur, yanlış, çarpıtılmış, nesnellikten uzak bilgilerle kendilerini donatmaya uğraşırken, özenle yazılmış kurmaca eserler gerçekle bağları güçlendirebilir, okurların duygularına, hayatlarına daha fazla dokunabilirler. Böylece aslında roman olma özelliklerinden yoksun gözüken hayat hikâyeleri bile pekâlâ roman olabilir. Yazar yaratıcı kaleminin becerisiyle onları okunmaya değer kılabilir.
Usta oto-kurmaca yazarları hikâyenin duygusal gerçeğine, gerçekleri doğru bir şekilde temsil etmekten ziyade ana mesajın önemine yoğunlaşır, karakterleri benzersiz kılan bir kimliğe kavuştururlar. Yazar yazdıklarında yakınlarının kendilerini bulacaklarını belki önceden öngörebilir ama sonuçta deneyimin ne kadarını hikâyesine koyacağına yalnız başına karar verir.
Kurgu, gerçeği istila eder.
Belki de onlar değil kurgudaki. Onlara benzeyen başkaları. Hayaletleri. Ne de olsa sonradan kurulmuş bir dünyanın alt metinleri bunlar.
Kapak Görseli: Francesco Ciccolella
Kaynaklar
1- https://www.annie-ernaux.org
3- Gratton Johnnie. "Postmodern French Fiction: Practice and Theory” in The Cambridge Companion to the French Novel: From 1800 to the present, ed. Timothy Unwin (Cambridge: Cambridge University Press, 1997), pp. 242-260, p. 253.
4- Novak Julia, Boldrini Lucia. Experiments in Life-Writing. Intersection of Auto/Biography and Fiction. Palgrave Studies in Life Writing. 2017 p:1-7
6- https://www.dw.com/en/karl-ove-knausgaard-i-understand-my-own-traumas/a-18836121
7- Sturgeon Jonathan. 2014: The Death of the Postmodern Novel and the Rise of Autofiction. Flavorwire. December 31, 2014.
8- Gudmundsdóttir Gunnthórunn. Borderlines. Autobiography and Fiction in Postmodern Life Writing. Rodopi B.V. Amsterdam New York, NY 2003 p:4






