Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Ocak 2022

Öykü

Hepiniz Ben'sizsiniz

Özcan Yetim

Paylaş

3

2


                                                          "Her ne arar isen kendinde ara."– Hacı Bektaş-ı Veli

 BEN

Ben dünyanın kara çocuğuyum, içimden dışarıya taşan bir karamsarlık ve sessizlik hâkim. Ölümünün gerçekleşmesine çok az kalmış bir yıldız gibi sönmek üzereyken topladığı son ama var gücüyle saldırıya geçmiş gibiydi, rüyalarım. Şiirlerini yeşil kalemle yazan âşıkların saflığı ve çalışkanlığı ile aradığımı bulmaya, bulduğumu aramaya kararlı ve inançlıydım. Aramak bulmaktır, bulduğu her nesnede tekrar tekrar, milyon milyon kez aradığını kaybetmektir. Aramak, kalbinin en derininde bir sırrı saklar gibi hissetmektir. Aramak, kaybettiğini hiçbir zaman bulamayacağını bile bile aramaktır. Aramak emin olduğumuz bütün hakikatleri ve doğruları bir kenara itip yine de aramaktır. Aramak geçmiş ve gelecek zamanda yaşayıp şimdiki zamanı yitirmektir. Aramak, nereden başlarsak başlayalım yine de başladığımız yere geri dönmektir.

Ben dünyanın zavallı bir kaybıyım, kararmışken tenim, içimden gelen o derin ses ve nefes bana karaya vurmuş bir balık yavrusu gibi suya tekrar dönmemi içten içe ama her gün fısıldıyordu.

ONU ARIYORUM, surların dibinde, ıslak kaldırımlarda, kenti saran sisin içinde veya abuk subuk üniformalı postacılardan mektup beklerken: bir ses bir ışık bir selam ya da bir koku. Onu çok iyi tanırken aynı zamanda onu hiç tanımadığımın da farkındayım. Sokaklardan taşan beton bloklar arasında birbirini süzüp geçen insanların ağır kokusu sararken damacana göbekli insanların yavaş adımları gibi bir bir içlerinden geçiyorum. O her yerde ama o hiçbir yerde... Küflenmiş, güneş görmeyen binalara bakarken ondan bir ize rastlamak için dikkatlice gözlerimi bir fener gibi üzerlerine dikmiştim. Ona çok yakınım ama ondan çok uzağım. O, beni her yerde izleyip ne yaptığımdan haberdarken ben ise ona dair en ufak bir ipucuna bile henüz rastlamamıştım.

Gidecek bir evi olmayıp parklarda sevişen genç sevgililerin arasında, sinema salonlarını dolduran kalabalıkların içinde, fırın önlerinde sıcak ekmek bekleyen, ekmeği aldığı gibi de bir ısırık koparan kuyruklarda ya da hastane koridorlarında sıra beklerken doktoruna küfür etmeyi de ihmal etmeyen hastaların içinde kaybolup ONU arıyordum.

Son kuşlar günbatımında göçüp giderken zihnimde ona ait resim bir anda belirmişti. Gözleri beni kör edecekmiş gibi çok derinlerden gelen bir anlam taşıyordu. Bana ihtiyacı vardı, o da beni bekliyordu ama nerede ve ne durumda olduğuna dair hiçbir fikrimin olmayışı beni ürkütüyordu. Kuşları rehber edinerek aradığımın peşine düştüm. Onu bulduğumda soru sormak gibi bir zahmete bile girmeden hemen ona sarılacaktım. Kuşlar, gökte dalgalı resimler çizerken bazen onun adını bazen kendi adımı okuyordum bazen ise kuşlar bulutların içinde kayboluyorlardı, o anlarda onun resmi de zihnimden silinip birer birer parçalara ayrıldığında dünyanın ellerimin arasından git gide uzaklaştığını hissediyordum.

KUŞLAR

Biz kuşlara bütün insanlar, hayatlarında öyle ya da böyle yer verirler: Yazarlar, ressamlar, müzisyenler bizleri konu edinirler fakat hiçbiri bizi gerçek manada anlamaz ve anlatamaz.  Bize evvelden beri hayranlık, çokça da kıskançlık duyan zavallı insanlar, bizler gibi gökte uçmak isterler ama yanıldıkları ve unuttukları bir nokta var o da: Bizler uçmayı öğrenmeden önce yere çakılmayı öğreniriz. Yere çakıldığımız esnada kim olduğumuz gerçeğiyle burun buruna yüzleşmiş oluruz. İnsanlar bunu başarabilir mi peki? Hayır, tabi ki. Ahmak insanoğlu bizlere yakın olmak isterken bizler de onlardan çok uzaklara kaçmak isteriz çünkü insanoğlunun olduğu yerde keder, üzüntü, nefret ve acı vardır. Biz kuşları bile kendilerine benzetmeye çalışıp karga kardeşlerimize pis, kötü biri gibi davranırken kanarya kardeşimizi yüceltip bizleri birbirimize düşürmeye kalkarlar. Ama biz bu oyunlara asla gelmeyiz, insanlar gibi birbirimize düşmeyiz: Şimdi söyleyin bana kim kuş beyinli, biz mi onlar mı?

BEN

Kuşları takip ederken önüm alabildiğine deniz ve maviydi, geride kalmanın çaresizliği ve yalnızlığı içimi engin bir boşluk gibi sarmıştı. Denizden burnuma vuran yosun kokusunu çekerken etrafta kimseler yoktu. Suyun üzerinde belli belirsiz bir yüze bakarken yüzümdeki çizgilerin bana ait olduğu gerçeğini bir türlü kabul edemiyordum. Belki de kabullenmek yapılacak en iyi ve en sağlıklı hareketti. Damarlarımdan kalbime oradan da beynime akan korkunç gürültü ile görevimi tamamlayacaktım. Bu dünyaya her insan bir şeyleri aramak için gelmiştir: Kimisi Allah’ı, kimisi siluetini zihnine kazıdığı sevgilisini, kimisi bir tınıyı, kimisi resmindeki bir fırça darbesini, kimisi ise benim gibi kayıp benliğini arar. Aslında hepimizi birleştiren ortak yanımız, aradığımız şeyin en sonunda kendimize döndüğü trajedisidir.

Korkak biri gibi yaşamak yerine her türlü riski göze alıp ve yarına dair başıma gelecek türlü belaları umursamadan bir deniz kıyısında onun gelmesini beklerken bir ses bana doğru yaklaşıyordu.

FALCI KADIN

Ben falcı kadın: Genelde beni yalancı ve hırsız olarak görür tüm insanlar, işin aslına bakarsanız onlara en çokta yalan söylememi isterler; bu hoşlarına gider çünkü gerçeklerle yüzleşecek kadar güçlü değillerdir. Her gün onlarca insanın avucuna bakarım, hepsinin gözünde istedikleri ama gerçekleştiremediği hayaller, olmak istedikleri ama olmadıkları karakterler, gitmek istedikleri ama gidemedikleri yerler, yapmak istedikleri ama yapamadıkları rüyalar, ait oldukları ama karar veremedikleri envaı çeşit istekler yatar, ama bir türlü dönüşmeyi başaramazlar. Onların gözlerine dikkatlice eğildiğimde kırık bardaklar gibi parçalamış ruhlar, çalınmış ve hiç yaşanmamış hayatlar görürüm. Şimdi söyleyin bana kim hırsız sizler mi yoksa yalnızca mutlu olmanız için yalanlar söyleyen ben mi? Onlar beni her zaman kıskanır; çünkü sokaklarda herkes gibi aynı ve sıradan insanların yaptığı bir işi yapmam: Ben özgürüm, özgürlüğümü kazanmak için nelerden vazgeçtiğimi bir bilseniz haklılığıma ve mücadele biçimime destek olurdunuz. Bütün çırpınışlarım, çevreme kulak tıkayışlarım sayesinde ve sonunda kendim olmayı başardım. Bu dünyanın en mutlu canlıları, kendi olmayı seçenlerdir.

Bütün yalanlar gibi yalan, bütün gerçekler gibi gerçek olan karşımda duran bu adam, mavilikler içindeki ışığa doğru kanatlanan kuşları, kahve köşelerinde genç ve güzel kadınların kalçalarını, sigara dumanının verdiği haz ve keyif ile izleyenler gibi seyrediyordu. Bu yarı insan yarı insan olmayan, aslında iki kişi gibi duran ama tek bir kişi bile olmayı başaramayan, suda yüzünün yansıması bile çıkmayan, silik ama bir o kadar da gururlu adama bakıyordum. Böylesini çok gördüm ama böylesini hiç görmedim, acaba bu adam ben miyim, eğer ben isem peki ben kimim? Kuşlar onu burada bırakıp gitti, artık onun pusulası benim yoksa nasıl gerçek bir falcı olabilirim ki?

BEN

Aslında bir yolcu gibi geldiğim şu âlemde boş bir koltuğa oturamamanın şaşkınlığı ve öfkesi içindeyim. Kendime uygun bir yer bulamadım, belki de başka bir âlemde, başka bir zamanda kendimi rahatlıkla bulup yaşayabileceğim hayali bir gün gerçek olur. Şu falcı kadın bile anladıysa arayışımı demek ki dışarıya her şey netlikle yansıyor, peki öyleyse neden yüzüm hiç yansımıyor? İçimde, dışarıya çıkmayı bekleyen adını koymakta güçlük çektiğim birtakım hisler var ama yüzüm kupkuru ve soğuk.

Falcı kadın, ardından el yazısıyla yazılmış bir kâğıt bırakıp kuşların ardından gitti. Aradığım hakikatin sahiciliği ve benim bir güneş gibi her gün dünyayı aydınlatan görev aşkımla birleşince arayışlarım sonuç vermişti. Ondan bir şey ama çok şey bulmuştum. Aramak için önce kaybetmek gerekir, aradığım yani kaybettiğim şey kimdi, neydi?

Arka sokaklarda yürürken ona yaklaştığım hissini kuvvetle kalbimde, boynumda ve saçlarımda hissederken onun nefes alışını duyuyordum ve yavaş yavaş görüntüsü zihnimi yeniden sarıyordu. Ağır yığma binaların kapılarına bakarken hepsinin birer ruhunun olduğunu düşünüyordum, bu onları çok özel bir hale getirirken kendi ruhumu ilk ne zaman ve nerede kaybettiğimi hatırlamaya çalışıyordum.

Soğuk ama titretmeyen bir havada sıvası, boyası, pencereleri dökülmüş metruk ama bir zamanlar ihtişamlı olduğunu hemen ilk bakışta hissettiren bu binanın önünde içeriye girmeyi bekliyordum. O burada biliyorum ama neden?

METRUK BİNA

Ben şimdi metruk bir bina olarak anılıyorum oysa bir zamanlar önümden her geçen durup asilliğimde yatan zarafete bakar ve hayran kalırdı. Ben fotoğrafları süsleyip arka plan olarak kullanılırken şimdi önümden geçenler korkuyla uzaklaşıyordu.   İçimde birçok insan kalabalığı oturdu, geriye gizli saklı tiner, esrar çeken keşler kaldı. Onlar içip kafalarını güzelleştirdikçe benim de odalarım türlü türlü hayaller görürdü. Bütün budalalar gibi ben de hep böyle sonsuz ve güzel bir şey gibi kalıp anılacağıma inandım ama eskiyiverdim işte. Ben eskidikçe daha yeni, güzel ve konforlu binalara taşınıp beni bir bir terk edip gittiler oysa paha biçilemezdim. Bazı sarhoşlar ve terbiyesizler beni bir tuvalet olarak görürler, bir anda arkalarında kötü kokular bırakıp giderler, bunları gördükçe nasıl bu kadar değiştiğimi sorgularım. Ben; benliğimi koruyamadım, dönüştüm eskidim, ben artık hiçbir şeyim, metruk biriyim fakat bu size üstüme işeme iznini vermez, bir zamanlar burada yaşayan insanlara, onların anılarına ve bana azıcık saygı duyun lütfen!

 BEN

Yaş pastasındaki mumları üflerken tüm nefesini toplayan çocuklar gibi heyecan ile içeriye daldım, küf kokusuna kuru öksürüklerle karşılık verdim. Metruk binanın bir restorasyona ihtiyacı olduğu çok açıktı. Odalara açılan kapılara bakarken, birinin kapısının altından güneş bolca ve dolu dolu vuruyordu. Ayaklarım oraya doğru hareket edince merdivenlerden takır tukur sesler geliyordu. Odanın kapısını açtığım gibi bir anda güneş çekildi, gözlerim şimdi biraz daha iyi görürken tam karşımda duran aynadaki kişiyi, sonradan fark ettiğim bir yalana en başında nasıl olur da inandığımı şaşkınlıkla düşünür gibi seyrediyordum: Sert fakat her an yumuşamaya hazır halde bakıyordu. Aynadaki ben arayıp, bulamadığım şey miydi? İnsanın kaybettiği en zor şey meğerse kendiymiş.

AYNA  

Ben herkesim, herkes de biraz ben, ben O’yum O da ben. Bütün inanmışlar birer budaladır, bütün budalaların hepsi de benim. Ben rüyalarımın tekrarından başka bir şey değilim. Beni aramakla ömrünü tüketen siz zavallılar: Ben her şeyim. Beni bulduğunuzu sandığınız an, yanıldığınızı azap ve pişmanlıkla anlayacaksınız. Siz kendiniz olmadan beni bulmaya kalkışma gibi bir acemiliğe ve cüretkarlığa kapılmanızın cezasını yine kendiniz olamayışınız ile çekeceksiniz. Yaşlı ve olgun olduğu için kendini pişmiş sayan saçları beyazlamış ihtiyar kadınlar ve adamlar en çok sizler korkarsınız benden, neden mi? Çünkü ben olmak kolay değil, ben olmak zor da değil aslında; ama o ruh, o cesaret sizlerde yok. Şimdi hepiniz mutsuz halde ölmek için gün sayan birer nesneye dönüştünüz. Dönüşemediğiniz ama dönüşmeyi çok istediğiniz her şeyi, çocuklarınıza mal edip üzerlerine yığdığınız kendi hayallerinizle onların hayatlarını da mahvedeceksiniz.

Ben ise ben olduğum için özgürken ve kimseden en ufak bir saygı, sevgi ya da onay beklemiyorum. Sizi gidi beyni yıkanmış ölü insanlar ben şimdi aynanın karşısında, sizleri arıyorum, sizler neredesiniz?

YORUMLAR

Hasan Fazlı Bora

Kalemine yüreğine sağlık

3 Ocak 2022

Özcan Yetim

Teşekkür ederim, Hasan Hocam.

3 Ocak 2022

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Devran

10 Mart 2025

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Eğer hayatınızdaki bazı kalıpları kırmak, geçmişte yaptığınız hatalardan ders almak ve gerçekten daha bilinçli bir şekilde yaşamak istiyorsanız, bu kitap size çok şey katacak.Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda sizi rahatsız eder. Çünkü size, aslın..

Devamı..

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024