Hikâye
9 Kasım 2018 Öykü

Hikâye


Twitter'da Paylaş
0

Yazmak istiyordu, sadece yazmak. Bu yüzden işi bıraktı. Günün en kıymetli vaktini, sessiz geceleri uykuya kurban etmek zorunda kalmayacaktı böylece. Yine de yazamadı. Artık çok geç, diye düşündü. İnsanlar, onlar beni çoktan aralarına aldılar. Artık çok geç. Acı acı güldü. Sıradan biriyim, dedi. Tıpkı onlar gibi. Yazacak, anlatacak bir şey kalmadı.  Hayli vakit idare eder düşündüğü para çoktan suyunu çekmişti. Kaç gün olmuş ağzına  lokma koymamıştı. Geceleri büyük bir günah gibi aklına çalınan veresiye fikri ancak güneş doğana kadar yaşıyordu. Ölmek daha makul görünüyordu. Bir kimseden karşılıksız istekte bulunmak, dilenmektense ölmek... Kimsenin haberi olmadan, sessizce çekilip gitme fikri nasıl da tanrılaştırıyordu onu kendi gözünde.  Neredeyse akşam olmuştu. Kemikleri ağrıyordu. Pek fazla uyumuştu yine. Elini yüzünü yıkadıktan sonra eski alışkanlıkla mutfağa saldırdı. Şişmiş gözleriyle masanın üstündeki dağınıklığa, boş raflara, yeşillenmiş bulaşık tepelerinden mürekkep tezgâha uzun uzun baktı. Ekmek dolabında biraz ekmek kırıntısı buldu. İsteksiz avuçlarına doldurduğu kırıntıları ağzına götürüp ağır ağır çiğnedi. Dili kurumuştu, musluğu açtı. Mide gurultusuna benzeyen boş bir ses yükseldi demir borudan. Ses etmedi. Başka zaman olsa sövüp sayardı. Ev soğuktu. Üstelik kış henüz bastırmamıştı. Olsun, zaten kömür almayı hiç düşünmemişti. Sıcaktan mayışmak, bütün günü uykuyla geçirmek istemiyordu. Yazmalıydı. Biraz kahve bulma ümidiyle tepedeki dolapları araştırdı. Kahvesi de kalmamıştı. Oysa aç karna kahve içmeyi göze alan bir adam, yani bu fedakârlığa katlanan birisi muhakkak kahveye ulaşmalıydı. Yoıksa büyük bir hakaret olurdu. Sonunda bu odanın hiç kıymetinin kalmadığını anladı. Artık burası da tıpkı diğer odalar gibi boş, lüzumsuz bir dört duvardı. Gerisingeri odasına çekildi. Masada yarım duran yazılar çarptı gözüne. Pencereye yürüyüp perdeyi araladı. Yağmur başlamıştı. Hangi ayda olduklarını anımsayamadı. Henüz yerde sürünen yapraklardan sonbaharı kestirebildi. Bulutlar griydi, mavi gökyüzü ortalıkta yoktu. Derin nefeslendi. "Eh," dedi. "Artık yazma zamanı." Perdeyi sonuna dek araladı.  Aynanın karşısına geçip bir haftalık sakalını tıraş etti. Kıymetinden midir gereksizliğinden mi bilinmez, askıdan bugüne kadar yalnız bir kaç kez giyindiği elbiseleri alıp üstüne geçirdi. Masanın üstünü boşaltıp bir kalem ve boş bir kağıt aldı. Düşündü, düşündü. Kafasının içinden tek bir kelime bulup da çıkaramadı. "Anlaşıldı," dedi, "anlaşıldı." Tütün alacak kadar parası olsaydı belki başka türlü olurdu. Masanın altındaki çekmeceye asıldı. İçinden çıkardığı altı patlar tabancayı çenesine dayayıp tereddütsüz ateşledi. Beyaz kâğıt boydan boya kanla kaplandı. "İşte," dedi sevinçle. "Bundan iyi bir hikâye çıkar." 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR