Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Şubat 2017

Öykü

Hülya Bilge Gültekin • Evdekiler

Hülya Bilge Gültekin

Paylaş

41

0


Yine sustu kocam. Sebebini bilmiyorum. O sustukça kusur arıyorum kendimde. Sustuğu andan geriye sarıp dilimden, halimden dökülen ne varsa didikliyorum. Yemek tuzlu mu olmuştu? Oturduğum koltuğun, sırtımı dayadığım yastığını el değmemiş gibi düzeltememiş miydim? Okuduğum kitabı saklamayı mı unutmuştum? Gözümden kaçan bir leke mi var yoksa evin herhangi bir yerinde? “Evdeki lekeler, kadının alnının lekesidir,” demişti evliliğimizin ilk günü. İlk duşumuzda tutup elimden banyoya götürmüş, yerdeki su damlacıklarını dersimi belleterek sildirmişti. Aşağıya ineyim. Hanımannem gülücükler saçıyorsa bana susmuştur. Sirke satıyorsa ona. Mutlu. Ama konuşmuyor benimle. Her sorduğum soruda eğilip yerden bir şeyler topluyormuş gibi yapıyor. Konuşmaya çalıştıkça iri kalçalarıyla yüz yüze bırakıyor beni. Beybabam da geldi. Ekmek almış fırından. Sıcak bir bakış bekliyorum. Yüzüme bakmadan tutuşturuyor elime poşeti. İki sıcak el gibi sarılıyorum ekmeklere. Buz keseceğim yoksa. İnsan olduğumu unutacağım. Eve her gün sıcak ekmek getiren bir adam nasıl bu kadar soğuk olur anlayamıyorum. Bu insanlarla nasıl bağ kuracağımı bilemiyorum. Konuşmadan, gülüşmeden, iyiyi, kötüyü paylaşmadan nasıl onların bir parçası olurum ben. Ekmekleri dolaba koyarken Zeytin’e takılıyor gözüm. Öylece yatıyor kulübesinin önünde. Avuç içi kadardı geldiğinde. Yağlı bir zeytin tanesi kadar parlaktı. “Zeytin olsun adı,” demiştim. Gâvurluğu tutmuştu yine kocamın. “Alex olacak, Zeytin diye çağırdığını duymayayım,” deyip azarlamıştı beni. Bir gün, evdekilere duyurmadan üç kulhüvallah bir elham okuyup, “Zeytin, zeytin, zeytin!” diye üç kez fısıldadım kulağına. Müslümanlıkları olmasa hepten inanacağım gâvur olduklarına. Susmadıkları zamanlarda da geldikleri ülkenin, bilmediğim dilini konuşuyorlar. Yabancı bir memlekete gelin gelmiş gibiyim. Beybabama göre az Müslüman, kocama göre fazla Türküm. Hanımanneme göre yerliyim, ötekiyim, göçmen kadınlarının tırnağı bile değilim. Bana göreyse onlar tüm aidiyetlerinin yerine Müslümanlığı koymuş. Öte dünyada da bu dünyada da gerisine zerre kadar ihtiyaçları yok. İnsanlıklarının yerinde bile Müslümanlıkları var. Çıkıyorum yukarı. Ben çıkarken kocam aşağıya iniyor. İki mahrem gibi birbirimizin yüzüne bakmadan geçiyoruz aynı basamaktan. Annesine uğramadan çıkıp gidiyor dış kapıdan. Demir kapının sesini duyunca kulübesine kaçıyor Zeytin. Evdekilere sevdirmiyor kendini. Mutfak pencereme bakıyordu kulübesinin kapısı. “Gelin aklını oynatacak, köpekle konuşuyor,” deyip aksi yöne çevirdiler. Bana bakmasın, kendileri gibi yüz vermeyip sırt çevirsin istediler. Köpek bu. İnsan değil ki yok saysın hislerini. Çıkıp kulübesinden bakışabileceğimiz en uygun yere yatmaya başladı. Bakmakla kalmıyor, görüyor beni Zeytin. Evdekilerin göremediği bir şey görüyor bende. Öylesine içli ve dokunaklı ki bana bakışı. Evdekiler sustuğunda gözlerine sığınıyorum onun. Dili gözlerinde bu köpeğin. Sadece dili değil, kalbi de gözlerinde. Havlamıyor Zeytin. O, benden sonra geldi bu eve ama benden önce öğrendi susmayı. Bakıyorum mutfak penceresinden. Kocam ona bakıyorum sanıyor. Çarpıyor bahçe kapısını olanca gücüyle. Gittiğinden emin olunca çıkıyor Zeytin kulübesinden. Bakışacağımız yere yatıyor. Çok geçmeden gittiği yoldan geri geliyor kocam. Döner gelir böyle sustuğu zamanlarda ama konuşmaz. Günlerce susarak bana kendimi sorgulatır. İyice hızlanıp atlıyor duvardan. Şüpheli hareketlerle gelip geçiyor Zeytin’in önünden. Yemek kabını alıp başka bir yere koyuyor. Dili de kılı da kıpırdamıyor Zeytin’in. Demir kapı kapanıyor aşağıdan. Kalkıp kulübesine giriyor. Elinde bahçe küreği, hışımla geliyor beybabam. Kulübenin içine sıkıştırıp dövmeye başlıyor Zeytin’i. “Yapma!” diye bağırıyorum. “Vurma. Gel bana vur. Beni öldür!” Kudurmuş öfkeden. Duymuyor. Atacak bir şeyler arıyorum. Boş bir soda şişesi geçiyor elime. Nişan alıp fırlatıyorum beybabama. Döne döne uçarken şişe bir de bardak geçiyor elime, o da kocama. O da ortak bu suça. Kabarık bir iştahla izliyor babasının caniliğini. Bir kürek daha olsa, o da alıp girişecek hayvancağıza. Tetiği çekse bir el, ya da itse beni. Bir kurşun gibi fırlasam pencereden. Saplansam canevlerinin orta yerine. Sözün işlemediğine kurşun işler mi ki. İşlemiyor. Çamurdan değil, taştan yaratılmış bunlar. Öldürdü mü, bilmiyorum? Dayıyor küreği duvara. Yemek kabını alıp bahçenin dışına boşaltıyor. Dövdüğü yetmiyor, aç da bırakacak zavallı hayvanı. Çıkarıp cebinden bir sigara yakıyor. Bir tane de oğluna uzatıyor. Tüttüre tüttüre köyün içine doğru yürüyorlar. İniyorum aşağıya. “Neden durdurmadın beybabamı?” diyeceğim hanımanneme. Neresini dönerse orasına doğru haykıracağım. Öğlen uykusuna yatmış. Hiç aksatmaz. Abdestini alır, geceliğini giyer, kılıp öğle namazını yatar. Kendisi uyanıncaya kadar uyur. Top patlasa uyanmaz. Uyandırılmaz. Uykusunu alsın diye çıkarıp pilini saati bile durdurur evdekiler. Dolaba koyduğum ekmeklerden birini doğruyorum büyükçe bir kâseye. Sütle de bir güzel ıslatıyorum. Ölmemiş Zeytin, yusyuvarlak olup kendi karnına kaçmış. Kaldırmıyor kafasını. Bakmıyor yüzüme. Haklı. Kurtaramadım onu evdekilerden. Kendimi de onu da kurtaramadım. Okşuyorum yüzünü. Elim hafifçe ıslanıyor. Ağlamış. Su kabına daldırıp elimi ıslatıyorum. Seve okşaya siliyorum gözlerini. Başını, sırtını boydan boya sıvazlıyorum. Söylemek istediğim tüm iyileştirici sözcükleri bir mıknatıs gibi çekiyor gözleri. Götürdüğüm kâseyi saklıyorum kulübenin içine. Çıkıyorum yukarı. Avaz avaz bağırmakla susmak aynı burada. Kapanıp yatak odasına kilitliyorum kapıyı. Zeytin’in kulübesi az da olsa görünüyor pencereden. Zorda kalmadıkça çıkmayacağım. Kırmaya kalksalar bile açmayacağım kapıyı. Umurlarında bile olmuyorum. Zeytin hiç çıkmıyor kulübesinden. Çıkmayacağını bile bile kalkıp bakıyorum düzenli aralıklarla. Gün doğunca çıkacak. Bakışacağımız yere yatıp beni bekleyecek. İlaç gibi sürdüm ona ellerimi. İyileşecek. Sabaha karşı yenik düşüyorum uykuya. Gözümü açar açmaz mutfak penceresine koşuyorum. Zeytin de kulübesi de yerinde yok. Ovalıyorum gözlerimi. Çimdik içinde bırakıyorum kendimi. Zeytin’den geriye biri boş, biri dolu iki yemek kabı kalmış. Dişlerim, çıkıyor kontrolümden, tuhaf sesler çıkararak vurmaya başlıyor birbirine. Omuzlarımdan çıkmak istermiş gibi sarsılıyor kollarım. Yığılıp yere devam ediyorum sarsılmaya. Kocam, yattığı yerden duyuyor düştüğümü. Koşarak geliyor salondan. Ne yapacağını şaşırıyor. Bir gün önce balkona astığım çamaşırların içinden çekip beyaz çarşafı sarıyor titreyen vücudumu. Kucaklayıp koşuyor aşağıya. Evlendiğimiz günkü bizle karşılaşıyoruz merdivende. Yine beyazlar içindeyim, yine kocamın güçlü kollarında. Kollarına vurulmuştum onun. Kollarının heybetine. Şöyle bir kavuşturmuştu göğsünde. İçim oynamıştı yerinden. Sıkı sıkı sarar da korur beni kötülerden demiştim. Hanımannem dualar okuyarak sıyırıyor başındaki yemeniyi. Bağlayıp çenemi susturuyor takırdayan dişlerimi. Bozuyorlar suskunluklarını. Bilmediğim o dili konuşuyorlar. Yaşamakla ölmek, susmakla konuşmak aynı burada.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Pahalıya Al Ucuza Sat: Alejandro Jodor..Elianna Kan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cevher Özcanlı

23 Şubat 2025

Saime Yadigâr: “Öykü tanrı misafiri ol..

Cevher Özcanlı: Saime Hanım, uzun yıllar boyunca resim sanatıyla uğraştınız. Birçok kişisel ve karma sergi, resim öğretmenliği derken ilk kitabınız yayımlandı. Resmin o büyüleyici dünyasından, yazınsal kurgunun b..

Devamı..

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ..

Ayşe Yazar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024