Hüseyin Bul • Pembe Dudaklı Asabi Çocuklar
4 Kasım 2017 Öykü

Hüseyin Bul • Pembe Dudaklı Asabi Çocuklar


Twitter'da Paylaş
0

Şükrü Erbaş’a... Ben anneme hiç “Seni seviyorum” demedim. Bir tavuk gibi erken uyuduğumuz uzun ve soğuk kış gecelerinde, annem ılık nefesini babamdan esirgediğinde, ayakkabılarımı bağlamayı yeni yeni öğrenmiştim. O zaman, gecelerin bir şeyleri saklamaktan çok açığa çıkardığına inanırdım. Babam, akşam olunca alnında kara kara bulutlarla eve gelirdi. Akşamın karanlığında kara olanı, iki çatık kaşının ortasında çakan şimşeklerde fark eder hemen annemin arkasına saklanırdım. Annem bir sünger gibi yumuşacıktı. Babam ise bulaşık teli kadar sert... Bir şeyler yaptığında mutlaka çevresindekileri incitir ve tel gibi çizerdi. Oysa annemi ne kadar sıkarsan sık, bir sünger gibi beş dakika sonra bütün boşluklarını gözyaşlarıyla doldurur eski haline dönerdi. Bulutlu, uzun ve soğuk kış gecelerinde babamın güzelleştiğini hiç görmedim. Elleri köpüklüyken bile annemin, gök gürültüsü halinde gelen babamı karşılaması korkudan değil, beni değirmen taşından korumasındaydı. Eve erken geldiğinde, güneş erken batardı bizim evde. Valizimi taşıyacak yaşa geldiğimde, anneme “Seni seviyorum” demeden ayrıldım evden. Her yerde babamla karşılaştım ve saklandım. İşyerimdeki adamın babama ne kadar da benzediğini anladığımda, yumuşak elleriyle yüzümü saklayan annemden çok uzaktaydım. Annemden uzaklaştıkça, annemi ne kadar sevdiğimi ve bunu ona hiç söylemediğimin ağırlığını hep içimde taşıdım. Duvar diplerinden ve saçak altlarından dolaştıkça özlemlerimin nasıl ellerimin arasından kayıp gittiğini görüyordum. Saçaklardan üzerime yağmur aktıkça bir kuş gibi titredim. Yağmurlu havalarda annemi andım. Yağmur yağdıkça ben yağmur gibi yağdım. Bulutlu havalarda yüzümü saklayıp durdum. Pembe dudaklı bir çocuğun ellerinde terlerken ellerim, gecenin beni örteceğini sandım. Yanlışı olmayanın damarları dolu dolu akardı, akardı da geceyi çekip alıverirdi üzerimden, gözlerimle şaşkınlığımı gizleyemezdim. Gizlenmek isterdim avuçlarımın içinden. Her vapur geçtiğinde sıçrar ama yanımda kimsenin olmadığını fark ederdim. Sadece akşam cama çizdiğim düşlerim değil, üç adım ötemde akıp giden hayata tutunacak dermanım da yoktu. Boğazımda üç düğüm vardı artık: sendeledikçe, gözyaşlarımı biriktiren ve gözyaşıyla beslenen, alnında bulutlarla dolaşan vapur sesli adamlar... Ve “Seni Seviyorum’u” ne kadar az ve ona inat ne kadar çok kullanmışlığımın yanlışlığı... Uzaklıktan yakındığım kadar yakın olmaktan da yakındığım zaman, üçüncü düğüm hüznün bütün koşullarını hazırlamıştır artık. Ben anneme hiç “Seni seviyorum” demedim. Boşluk yer tutmaz diyorlar, oysa içimdeki boşluk çok yer kaplıyor. Annemin çaresizliğinden çizdiğim yol, bir deniz kasabasına çıktı. Denizin kaldırma kuvveti var diyorlar, o halde içimdeki bu boşlukla beni de kaldırır. Bu kasaba, sabahın bu saatinde babamın dudakları kadar soğuk. Güneşin doğuşunu bekleyip anneme “Seni seviyorum” deyip sonra kaldırma kuvvetini test etsem çok mu geç olur acaba? Annem arıyor! “Efendim anne?” (Anne yüreği işte, içine doğdu herhalde ki batmayayım diye beni hafifletmeye çalışacak.) “Baban öldü çocuğum!” Başımdaki bulutlar dağıldı birden. Kendimi hiç de yalnız hissetmiyorum. Sesim de karıncalanmıyor artık. Babamı içime gömdüğümde, nedense içimdeki boşluğu doldurmuyor, ama hüznümü tamamlıyor. Bana “Yaşama sevinci veren hüznümü”. Yine anneme “Seni seviyorum” demeyi unuttum. Oysa güneş de doğuyor babamın ölümüyle, daha neyi bekliyorsam bu deniz kasabasında. Bu dalgaların sesi vapur sesini ne de güzel saklıyor. Kaldırma kuvveti dedikleri bu mu acaba? Yoksa pembe dudaklı çocukların dalgalı bakışları mıdır? Annemi arayıp, unuttuğum her seferi unutarak desem ki; “Anne, seni seviyorum ama bunu söylersem dilim şişer mi, kimse beni cezalandırır mı? Annem ne der acaba? “Alo, anne...” “Çocuğum biliyorum, ben de seni seviyorum. Bu saatte deniz soğuktur, kirpiklerini ıslatma denizde, çık gel.”

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR