Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Ocak 2024

Edebiyat

Jorge Amado Cennette

Mario Vargas Llosa

Paylaş

2

0


Sizi temin ederim ki, şu dünyada Jorge Amado’yu tanımış ve okumuş kişiler arasında, onu cennetten sürmeye kalkacak tek bir kişi bile çıkmaz.

1982 yılında Jorge Amado’nun yetmişinci yaşgünü için Salvador’a, Bahia’ya gittiğimde, sokaktaki insanın onun yaşgününü kutlayışındaki coşku karşısında hayran kaldım. Hayal gücünün, kaleminin onu dünya çapında üne kavuşturduğu topraklarda popüler bir şahsiyet olduğunu biliyordum, fakat bu itibarın, sevginin, kitaplarını okuması olasılık dışı olan en yoksullar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde kök saldığını asla hayal edemezdim. “Amma tuhaf ülke, yazarlar da futbolcular kadar ünlü!” diye düşündüm. Ama yazarlar değil Jorge Amado’ydu sözünü ettiğimiz. Hiç abartmıyorum. Kutlama şehrin ana pazaryerinde başladı. Amado’yu orada herkes tanıyordu, balıkçılar ya da deniz mahsulü satanlar, sebze meyve alanlar, kuklacılar ya da belediye zabıtaları onu kutlamak için yanına yanaşıyordu. Ama yazarın bu hayran kalabalığını adıyla soyadıyla tanıyor olduğunu fark etmek daha da şaşırtıcıydı; üstelik herkesle senli benli konuşuyordu ve hepsiyle ortak bir hatırası vardı.

Bahialıların Jorge Amado gibi birine sahip olmaktan (1912 yılında ülkenin iç taraflarındaki bir köyde, Ferradas’daki La Hacienda Auricidia’da doğan Amado, 85 yaşını bedenen ve ruhen alışılmamış bir dinçlikle sürdürmekteydi) duydukları mutluluk adaletin tecellisinden ötesini ifade eder. Üstelik Amado’nun bitek hayal gücünün mahsulü geniş edebi eserleri değildir sadece bunun nedeni: Jorge Amado, her bulunduğu yerde dolu dolu savurup etrafında sıcak, ilham verici bir atmosfer yaratan, bu atmosferle kucaklaşma şansı bulanı hayatla barıştıran ve hepsinden önemlisi, bu gezegenin erkek ve kadınlarının belki göründüğünden daha iyi olduğunu düşündüren, ikiyüzlülükten uzak, cömert bir insanlığı da ekler hikâye anlatıcılığı yeteneğine.

jorge amado mario vargas llosa

Ben Amado’yu ellili yılların Lima’sında, üniversitede öğrenciyken, okur olarak tanıdım. Okuduğum ilk iki kitabını hatırlıyorum: Dönemin efsane kişiliklerinden Brezilyalı komünist lider Luís Carlos Prestes’in öyküleştirilmiş biyografisi O Cavaleiro da Esperanca ile bir gençlik romanı. O yıllarda –unutmayalım ki dünyada Soğuk Savaş ve Latin Amerika’da askeri diktatörlükler dönemiydi– Amado’nun gerek halkın gözündeki yeri gerekse edebiyatı, kalemini toplumsal adaletsizlikleri, zorbaları ve sömürüyü teşhir etmek, sosyalizme taraftar toplamak için silah olarak kullanan militan yazar fikriyle özdeşleşiyordu. Bu nedenle, dönemin çağdaş Latin Amerikalı yazarları, Canto general’in Pablo Neruda’sı, Guatemala’da Hafta Tatili, Kasırga ve Yeşil Papa’nın Miguel Angel Asturias’ı gibi Jorge Amado’nun da yazıları, estetik idealin yanı sıra ahlaki ve medeni (“devrimci” kelimesi olmazsa olmazdır) bir idealle hayat bulmuş ve çoğu zaman da, anılan diğer kitaplarda olduğu gibi, estetik ideale zarar vermiştir. Stalin’in arzu ettiği gibi “ruh mühendisliği”ni, yani sadece propagandacı olmayı benimseyen birçok Latin Amerikalı “angaje” yazarın düştüğü tuzaktan Jorge Amado’yu kurtaran şey, politik romanlarında ideolojiyi alt eden, rasyonel şemaları atlatan sezgisel, içgüdüsel ve yaşamsal bir unsurun varlığıdır. Gelgelelim, o yıllarda reel sosyalizmi süsleyen yanılsamaları ve mitleri gözler önüne sermeye yarayan tarihsel felaketlerle birlikte geç de olsa fark ettim ki, bu yazılar benim kuşağımın coşkuyla okuduğu zamanki mücadeleciliği ve tazeliği yitirmişti. Başka deyişle, yaşlanmışlardı.

Ancak bu duruma ilk dikkati çeken de bizzat Jorge Amado oldu. Bir kopuş skandalına, keza sayısız edebi kariyeri yıkmış travmalara yol açmadan, hayatta her daim başvurduğu zarif ihtiyat ve kalıcı neşeyle edebiyatına derin bir soluk aldırmış; edebiyatını politikadan arındırmış; ideolojik varsayımlardan, pedagojik eğilimlerden temizlemiş; mizahtan bedensel hazlara ve zekâ oyunlarına açılan hayatın başka tezahürlerine tepeden tırnağa yol vermiştir. Ergenliğinde olgun –adeta yaşlı– bir yazarmışçasına yazmaya başlayan Jorge Amado, sonradan Doña Flor ve İki Kocası, Tarçın Kokulu Kız, Tereza Batista ve Savaş Yorgunu, Tieta do Agreste, (incelikli mizahına, dahası bürokratik kültürü hedef alan yıkıcı eleştirisine rağmen diğer kitaplarından daha az bilinen ve akademi üyeleri arasında olan bitenleri hicvederek güldüren) Farda Fardao Camisola de Dormir gibi nefis hikâyelerle yeniden gençleşmeye başladı. Müteakip romanlar, zihinsel kronolojiye tuhaf bir saygısızlıkla, onu yazar olarak bir çeşit Dorian Gray’e çevirdi; hakiki anlatı şenlikleri içinde sözsel, tensel ve anekdotlarla bezeli yaramazlıklarıyla, bir kitaptan diğerine, dâhi bir çocuk gibi oyun oynayan, eğlenen ve kendini ifade eden bir romancıya dönüştü.

Kitaplarının sayısız farklı kültürden okura ulaşmasındaki olağanüstü başarı sadece hikâyeleri dokuyuşunda görülen iyi işçiliğe, diyalogların renkli ve eğlenceli olmasına, kişileri tasvir edişindeki zarafete, argümanların düğümlenip çözümlenmesine bağlanamasa da, romanlarının bu kadar geniş bir okur kitlesine hitap etmesinde elbette bunların da etkisi olmuştur.

Jorge Amado’nun eserlerinden yayılan türden “sağlıklı” bir hayat görüşüne pek az modern yazarda rastlarız.

Bu eserlerle ortaya saçılan muhteşem manevi dirim, insan yazgısının bahsi geçen kurmacalarda büründüğü iyimserlik de bu başarıda etkili olmuştur. Ne ki, bu insanlık durumunun önerdiği iyimser bakış açısı, Olumlu düşün!” diyen korkunç reklam sloganını ciddiye alan sayısız çağdaş yazarda ne yazık ki olduğu üzere, toylukla ya da aptallıkla asla lekelenmemiştir. Kesinlikle hayır. Jorge Amado’nun romanlarında, büyük çoğunluğun her gün karşılaştığı sıkıntılara, korkunç çilelere dair bilinçsizlikten ya da miyopluktan eser yoktur. Bu romanlarda görünen eza, aldatma, suistimal, yalan, aptallık, okurlarının hayatında olduğundan ne daha az ne daha fazladır. Ancak dünyanın tüm talihsizlikleri bile, kişilerini harekete geçiren hayatta kalma istencini, yaşama sevincini, talihsizliğe geri dönmeyi daima engelleyen yaratıcı tebessümü ortadan kaldırmaya yetmez – bu da o romanların apaçık görülen en cazip yönlerinden biridir. Onlarda yaşam sevgisi öyle büyüktür ki, muhteşem Doña Flor’un merhum kocasının başına geldiği gibi, ölüleri diriltmeye, onları, beraberinde getirdiği tüm sefaletlerle birlikte neşe ve mutluluk dolu bir yaşama geri döndürmeye yeter. Bütün hikâyelerinde kendini gösteren, her kim olursa olsun herkesin erişebileceği küçük zevklerin –bir bardak soğuk biranın yudum yudum tadını çıkarmak, keyifli bir sohbet, hoş bir espri yapmak, yoldan geçen çekici birine iltifat etmek, kardeşçe dostluk, dingin gökyüzünde uçan bir kuşun görüntüsü– meyvesi öyle yoğundur ki okurlarına da sirayet eder; yaşanan durum ne kadar berbat olursa olsun, insan hayatında eğlenceye de umuda da yer veren bir kaçamak olduğuna kanaat getirerek çıkarlar genellikle o sayfalardan.

jorge amado mario vargas llosa

Jorge Amado’nun eserlerinden yayılan türden “sağlıklı” bir hayat görüşüne pek az modern yazarda rastlarız. Genellikle (bu eğilimin dışında kalan pek az kişi olduğu kanısındayım) zamanımızın büyük yaratıcılarının yeteneği öncelikle insanın trajik yazgısına tanıklık etmek, içine düşebileceği korkunç uçurumları keşfetmektir. Bataille’ın belirttiği üzere, edebiyat esasen “kötülüğün”, insanlığın en yıkıcı ve acı eğiliminin ifadesidir. Jorge Amado ise klasik yazarların yaptığı gibi, madalyonun arka yüzünü, hayatın aynı zamanda içerdiği iyilik, neşe, bolluk ve tinsel büyüklüğü yüceltmiştir; eksisiyle artısıyla romanlarında, hemen hemen tüm bireysel yazgılarda mücadeleyi kazanan da bunlar olur her zaman. Onun taban tabana zıttı olan bir Faulkner’ın ya da bir Onetti’nin anlayışındansa bu anlayış mı daha doğrudur bilmiyorum. Ancak Jorge Amado’nun mükemmel bir yazar olarak sihirbazlığı ve hikâyelerinde sihri kurguya dönüştürmedeki inandırıcılığı sayesinde, şükran duyan milyonlarca okuru baştan çıkarabildiğine kuşku yoktur.

Yetmişli yıllarda Dünya Sonu Savaşı adında, [Brezilyalı yazar] Euclides da Cunha ve [Bahiadaki] Canudos Savaşı’nı temel alan bir roman yazma macerasına ürkerek ama aynı zamanda heyecanla kalkıştığımda, Jorge Amado’nun –ve elbette muhteşem eşi, Tanrı’ya şükürler olsun anarşist, Zélianın– yücegönüllülüğünü şahsen deneyimleme fırsatı buldum. Bana öğüt vermeye, (aralarında Antonio Celestino, Renato Ferraz ve tarihçi José Calazans’ın da yer aldığı) dostlarına beni takdim ve tavsiye etmeye fazlasıyla enerji ve zaman ayıran Jorge’nin yardımı olmasaydı Bahia’nın dağlık bölgesinde asla yolculuk yapamaz, Salvador’un içlerini araştıramazdım. Böylece Jorge Amado’nun yanına gelen herkese yardım elini uzatarak, resim ya da beste yapan, heykel yontan, dans eden ya da yazan birine hayatı kolaylaştırmak, kapıları açmak için kendi çalışması pahasına işini gücünü bırakıp zamanını nasıl hediye ettiğini; sayısız yazarın hayatını tatsız tuzsuz kılan entrikalardan, rekabetlerden ve dedikodulardan uzak durup dostluklar geliştirmedeki bilgeliğini; onun kazandığına benzer bir üne erişmiş olanların istisnasız hepsinin etkilendiği kibir ve böbürlenmenin bu dünyaya özgü olduğunu hâlâ öğrenememiş kişiliğindeki yok edilemez sadeliği yakından görebildim.

Gençken bir arkadaşla, cennet varsa zamanımızın hangi yazarı içine girebilir, diye oyun oynardık. Hınzırca oluşturduğumuz çok özel bir listemiz vardı ve işin kötüsü, nitelikli insanlar onları cennetten çıkarmamızı gerektirecek davranışı er geç sergilerlerdi. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra benim bugünkü listemde tek bir isim kaldı. Sizi temin ederim ki, şu dünyada Jorge Amado’yu tanımış ve okumuş kişiler arasında, onu cennetten sürmeye kalkacak tek bir kişi bile çıkmaz.

Diario El País, 1997         

İspanyolcadan çeviren: Işık Ergüden               

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Japon Mutfağının Kısa TarihiOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Masood Khodadadi

19 Ocak 2025

Eski Usul Gezgin-gazeteciler Gibi İnte..

GPS teknolojisinden önce haritalar yalnızca işlevsel değil, bir seyahatin olmazsa olmaz parçasıydı.Hepimiz tatillerimizi olabildiğince iyi değerlendirmeye çalışır, bunun için de genellikle internette karşımıza çıkan “gör..

Devamı..

Per Petterson ve Kitapları Üzerine 2

Hülya Duman

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024