Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Mayıs 2020

Söyleşi

Joyce Carol Oates Öğrencilerden Gelen Mailleri Yanıtlıyor

Oggito

Paylaş

3

0


“Bazı insanları uzaktan seyrederiz – bu, bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız bir şey – onlara yaklaşana kadar her biri, bizim için birer tipten ibarettir, yeteri kadar yaklaştığımızda isimleri, onların doğal bir parçasıymış gibi görünmeye başlar.”

Joyce Carol Oates Bard College’da verilen bir derse misafir olarak katılacaktı ancak Covid-19 yüzünden ders yapılamadı. Bunun yerine dersin hocası, öğrencilerinden Oates’ın öykü derlemesi Beautiful Days’i (Güzel Günler) okumalarını ve Oates’a sormak istedikleri soruları düzenleyip ona göndermelerini istedi. Sonuç hem yazarın kendisini hem de öğrencileri memnun etti. Aşağıda Oates’ın yazma süreci ve öykülerindeki temalara odaklanan soru ve cevapları bulabilirsiniz.

Sundar Pratt: Sevgili Joyce Carol Oates,

Umarım iyisinizdir. Yazma süreciniz hakkında size bir sorum var. Öykü yazarken düşüncelerinizin ne kadarı daha önceden planlanmış oluyor, üykünün son hali ne ölçüde taslaklar ve karakterler üzerinde çalışmanızdan etkileniyor?

Oates: Sevgili Sundar,

Bir başlık ve son belirlemeden öyküyü yazmaya başlamıyorum. Sonra, bu noktaları birbirine bağlayan ilk paragraf üzerinde çalışıyorum. Eğer roman gibi karmaşık bir kurguya girişilecekse bu tarz bir yapı üzerinde düşünmek son derece önemli. Yazının iskeletini oluşturduktan sonra kurguyu sona taşıyacak bireysel sahneleri yaratabilirsin. Bunu yaparken hikâyenin sonuyla doğrudan bir ilişkisi olmasa da tema olarak uygun bölümler iliştirebilirsin. Benim için görsel ve duyuları uyaran bir ortam yaratmak çok önemli – hikâyelerim asla “hiçbir yer”de geçmiyor, mekân olarak özel yerler seçiyorum.

Mitchell Watson: 2018’de A.M. Homes’un sizinle yaptığı söyleşide size göre “iyi bir gün” nedir, diye sorduğunda camdan dışarı bakıp düşüncelerinizi toparladığınız sessiz, sakin bir günü betimlediniz. Son birkaç haftadır karantinada geçen günlerimiz yalnız geçirdiğiniz zamanı, yazma sürecinizi ya da yeni yazıya başlama hazırlıklarınızı nasıl etkiledi?

Diğer sorum şu: Bir kurgu yazarken fotoğraf konusuna nasıl yaklaşıyorsunuz? Hiç daha önce görmediğiniz bir fotoğraf hakkında yazdınız mı?

Oates: Muhtemelen birçoğumuz gibi ben de karantinanın çok dikkat dağıtıcı olduğunu düşünüyorum, tarihe damga vuracak bir salgının ortasında bulunmak ve ölümlerle yüz yüze gelmek, eğer hükümet daha az öfke dolu ve yetkin olsaydı daha az ölümle karşılaşacağımız gerçeği kafamızı allak bullak ediyor. Tabii ki çalışmaya devam ediyorum, ancak sürekli bölünüyorum.

Sosyal ortamda tek başına geçirilen zaman ile karantinada tek başına geçirilen zaman arasında çok büyük bir fark var. Neyse ki sosyal mesafeyi koruyarak arkadaşlarımla yürüyüş yapıyorum, Zoom kullanarak görüşüyorum.

“Fleuve Bleu” öyküsünde ana karakter, işini ciddiye alan bir fotoğrafçı, yine de sanatını geliştirmek; güçlü bir duygu uyandıran, ancak neredeyse hiç hatırlanmayan bir rüyaya benzeyen, onun için ulaşılamayacak bir hedef gibi. Fotoğrafçı kimliği, anlayamadan sevdiği zor kadına benziyor. Çektiği fotoğrafların neye benzediğini hayal etmem gerekiyordu. Kahraman, sevgilisinin evini ve etrafını çeviren metal parçalarından yapılma heykelleri gördüğünde aniden bir yakınlık hissediyor ya da bunu hisseden okurun kendisi – bir şekilde âşıklar bir araya geliyor.

Wyatt Alger: Öykülerinizin çoğunda isimlere çok fazla önem verilmediğini, bazen de isimlerin, karakterlerin iç dünyasına dair ipucu vermesi için kullanıldığını gördüm. İsimler, karakterler tarafından sık sık unutuluyor ya da baştan beri bilinmiyor, insanların çoğu kadın, erkek, yabancı gibi tanımlarla anılıyor. Aynı zamanda isimler, kullanıldığında büyük bir önem taşıyor. Sorum şu: İsimlerin önemi nedir ve isimleri kullanarak okurlara ne gibi şeyler taşıyorsunuz?

Oates: Eğer bu ilginç soruyu bana sormasaydınız bunun üzerine çok fazla düşünmezdim. İsimler önemlidir, yerlerin isimleri bile önemlidir ve isimler olmadan yazmak zor olurdu. Ancak çoğu zaman belli bir isim ya da başlık olmadan yazmaya devam etmek zorundayım. Bu da hikâyem derinlemesine düşünülmemiş ve bunun farkına varmak zaman alacak demek oluyor. Çocukken haritalar, yerlerin isimleri beni büyülerdi. Bu yerler, keşfetme fırsatı olan gerçek yerlerden çok daha ilgi çekiciydi. Bazı insanları uzaktan seyrederiz – bu, bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız bir şey – onlara yaklaşana kadar her biri, bizim için birer tipten ibarettir, yeteri kadar yaklaştığımızda isimleri, onların doğal bir parçasıymış gibi görünmeye başlar.

Matthew Robinson-Wrobel: Umarım soracağım soru çok yüzeysel kaçmaz, ama öykülerinizi okurken merakımı en çok uyandıran şey şuydu: Yazma tarzınız karakterler arası gerilim ve anlayışsızlığı okura nasıl yansıttığı. Genellikle karakterlerin kendi düşünceleri ve deneyimlerini belirtmek için kullanılan geçişlere çok az ihtiyaç duyan üçüncü ağızdan anlatımı kullanıyorsunuz. Bu tarz bir anlatım, öykülerinizde karakterler arası çatışmalarla bağlantılı gibi görünüyor – yoksa genelleme mi yapıyorum?

Daha spesifik bir soru sormam gerekirse bu, öykülerinizde yaratmayı amaçladığınız bir etki mi?

Oates: Kurgu yazmaya başladığımda bir tür genel anlatıcı sesi kullanıyordum, yıllar geçtikçe “arabulucu” yani üçüncü kişi olarak tanımlayabileceğimiz bir ses kullanmayı seçtim. İnsan konuşması, yani “ses” çeşitleri beni büyülüyor. Çoğu zaman karakterlerimin kendi seslerini kullanmasına izin veriyorum – anlatıcının onları bölmesine imkân tanımıyorum.

Aynı zamanda “kısıtlı” bilgeliğe sahip bir ses kullanmayı seviyorum, böylece yazımı karakterlerin düşüncelerinin ötesine taşıyabiliyorum.

Evet, amacım okurun, kurgusal karaktere dil aracılığıyla ulaşmasını sağlamak.

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(Conjunctions)

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Cesare Pavese’nin İntiharı G. Bonalumi
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D. F. Zeren

7 Nisan 2025

“Bazen Kelimeler İki Anlamlıdır”

Encam İbrahim Yıldız’ın anlatıcılığının geri dönülmez bir noktaya erişmiş olduğunun ispatı. Hikâyede atmosfer dediğimiz şey esasen zamanın mekânın ve karakterlerin uyumsuz uyumu, çatışmaların yerli yerine oturarak dokuyu oluşturması halidir. Çatışmaların yerine oturma..

Devamı..

Sabri Safiye: "Çocuklara söz söylemede..

Kâmil Erenli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024