Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

23 Nisan 2021

Felsefe

Judith Butler: "Geriye yaşanılabilir bir Dünya kalması için keskin bireyselleşmeyi hayatımızdan söküp atmamız gerekiyor."

Judith Butler

Paylaş

2

0


Bireyselliğin keskin formlarını, dayanışmanın mecburi olduğu bu zamanlarda, hayatımızdan söküp attıkça insanların, yenilenmesine muhtaç oldukları bu dünyada aslında ne kadar az rol oynamaları gerektiğini göreceğiz. Kaldı ki dünyanın yenilenmesi de bu küçük ama çok daha bilinçli role bağlı. 


Pandemi hayatımızı ne şekilde etkilerse etkilesin, onu algılayışımızı küresel boyutundan sıyıramayız. Pandeminin bu boyutu bize yaşadığımız dünyayı paylaştığımızı hatırlatıyor. Her birimizin bu dünyayı kullanım kapasitesi, ortak olduğumuz dünyada, diğerlerinin payını ölüm kalım derecesinde etkiliyor. Ancak ne kaynaklar eşit şekilde paylaşılıyor ne de birçok insan "ortak" dediğimiz dünyaya ulaşabiliyor. Tüm bu eşitsizliklerle yüzleşmeden pandeminin küresel boyutunu tam anlamıyla kavrayamayız. 

Birçok insan ortak dünya için çalışıyor, onun devamlılığını sağlıyor ve aslında tam da bu yüzden ortak dünyanın bir parçası olamıyor. Mülkleri yok, gerekli resmi belgelere sahip değiller. Siyahlar, kahverengiler, fakirler, ırkçılıkla dışlanmışlar, ödeyemecekleri borçların altında önü açık bir gelecekten mahrum bırakılmışlar. 

Ortak dünyamız eşitçe paylaşılmıyor. Fransız filozof Jacques Rancière "dünyanın parçası olamayan parçası" dediği, müştereklere katılımı mümkün olmayan insanlar için katılmak ne hiçbir zaman mümkündü ne de gelecekte mümkün olacak. Pay alınacak, katılınacak müşterek derken de sadece kaynaklar veya şirketler anlaşılmasın, ortaklık duygusundan, hepimiz dünyaya eşitçe aidiz hissinden, herkesin serpilmesini destekleyecek organize bir dünyaya olan güvenden alınacak pay belki daha bile önemli.

Pandemi ırksal ve ekonomik eşitsizliklerin boyutunu katlarken aynı zamanda bu eşitsizlikleri görünür kıldı. Küresel anlamda birbirimize ve dünyaya karşı yükümlü olduğumuzu iyice fark ettirdi. Şimdi yeni bir anlamda ölümlülüğü ve dayanışmayı temel alan küresel yönde bir hareketlenme var. Fanilik deneyimi keskin bir eşitsizlik duygusuyla birleşti: Kim neden önce ölüyor, kim hayatının devamlılığını sağlayacak altyapıdan ve sosyal güvenceden eksik? 

Bu tür, ortaklaşa bağışıklık mücadelesiyle güçlendirilmiş, dayanışma duygusu, insanlar olarak ayrı ayrı yalıtılmış bedenler olduğumuz fikrini bize sorgulatıyor, bedenlerimizin sınırlarını tekrar gözden geçirmemize neden oluyor. Kim şu an bir bedenin diğer yaşayan canlılarla, yüzeylerle, elementlerle ve hem kimseye ait olmayan hem de herkese ait olan havayla dolup taştığını reddedebilir ki? 

Şu anki pandemi koşullarında havaya, suya, eve, giysiye, sağlığa eriştiğimiz yerler hem bireysel hem kolektif anksiyete tetikleyici yerler hâline geldi. Ancak tüm bu yerler iklim değişikliğiyle zaten tehlike altındaydı. "Yaşanabilir bir hayat sürüyor muyuz?" sorusu bireysel varoluşçu bir soru olmaktan çok ekonomiyle ilgili bir soru, sosyal eşitsizliğin can alıcı sonuçlarıyla alevlenen bir soru. Bu dünyadan ortak pay alması gereken herkese yetecek kadar temiz su, barınak ve sağlık imkânları var mı? Pandeminin körüklediği ekonomik güvencesizlik ve iklim felaketinin yaşanabilir hayat için oluşturduğu tehlike bu sorunun aciliyetini günbegün arttırıyor.   

Pandemi etimolojik olarak pandemos'tan geliyor: pan-demos, tüm-insanlar. Etimolojisiyle birlikte kelimenin günlük kullanımımızı düşündüğümüzde pandeminin tüm insanları, enfeksiyon ve iyileşme, acı ve umut, bağışıklık ve ölüm ihtimallerinde birleştirdiğini, birbirine bağladığını görüyoruz. İnsanlar seyahat ettikçe hiçbir sınır virüsü yayılmaktan alıkoyamaz; hiçbir sosyal kategori, içinde yer alan insanlara virüse karşı tam anlamıyla koruma vaadedemez.

Kamerunlu filozof Achille Mbembe, “günümüzün politik mücadelesi dünyayı bir ortaklık üzerine yeniden inşa etmenin mecburiyetinden başlamak zorundadır” der. Eğer dünya kaynaklarının şirketlerin kârı için talan edildiğini hesaba katar, özelleştirmeleri ve sömürgeyi küresel bir proje veya girişim olarak düşünürsek, planlayacağımız hareketin bizi ego ve kimliklerimize, yalıtılmış hayatlarımıza geri götürmeyeceğinden emin olmalıyız.


Achille Mbembe

Mbembe'ye göre böyle bir hareket "yalıtıma karşı dünyaya açılan derin bir nefes ve tanım gereği küresel bir girişim olan dekolonizasyondur." Sistematik ırkçılığa ve sömürüye karşı küresel mücadele, bizi tekrar içindeki ortaklıkta "derin bir nefes" çekebileceğimiz dünyaya döndürmeli. Bu arzuyu şimdi hepimiz çok iyi duyuyoruz. 

İnsanlar için yaşanılabilir bir dünyanın varlığı, insanların merkezde olmayacağı serpilen bir dünyaya bağlı. Çevresel zararlarla, toksinlerle sadece biz insanlar zehirlenme korkusuyla nefes almadan yaşayabilsin diye mücadele etmemeliyiz, aynı zamanda su ve hava da insanların merkezinde olmayacağı hayatlar sürebilmeli.

Bireyselliğin keskin formlarını, dayanışmanın mecburi olduğu bu zamanlarda, hayatımızdan söküp attıkça insanların, yenilenmesine muhtaç oldukları bu dünyada aslında ne kadar az rol oynamaları gerektiğini göreceğiz. Kaldı ki dünyanın yenilenmesi de bu küçük ama çok daha bilinçli role bağlı. 

Çeviren: Alper Güngör
(Time)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir Resmin Düşündürdükleri: “Uygarlığı..Sennur Karanlık
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Mutlaka Görülmeye Değer 5 Otantik İsta..

İstanbul denince akla hep aynı rotalar gelir: Sultanahmet, Galata, Kapalıçarşı, Ortaköy... Oysa bu şehir, kalabalıkların dışında kalmış, kendi hikâyesini hâlâ sakince anlatan mahalleleriyle bambaşka bir yüzünü sunuyor. Eğer İstanbul’da daha yerel, ..

Devamı..

İmdat

Ayzer Bilgiç

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024