Henry James’in herhangi bir romanı kendi oluşumuna yeni pencereler, yeni bakış açıları açan ayrıntılarla doludur.
Bir Henry James romanı okumanın, aynı zamanda roman algısı üzerine düşünmekten farksız olduğunu hemen anlarız. Edebiyat tarihine konumlandığı haliyle bile bir kopuşu ima eden bu hayli yazınsal sorunlara gömülmüş yazar yeni arayışlar içinde olduğunun o kadar bilincindedir ki, kimi kez uzun cümlelerinin arasında kaybolur, karakterlerinin düşüncelerine açtığı sonu gelmez parantezler karşısında durmadan yeni ruh halleri tespit ederken hayal gücünden veya kurduğu dünyayı hayata benzetme çabasından önce sesini, meselelerini ele alma biçimlerini, dikkatimizi sürekli sınayan bağlantılar kurma hünerini tanırız onun. Konularını bir çırpıda anlatamayacağımız romanlarıyla, özellikle Bir Kadının Portresi, Güvercinin Kanatları ve Washington Meydanı gibi odağına genç kadınları alan benzer bazılarıyla, Henry James’in dolambaçlı düzyazısının kimi çağdaşlarına kıyasla bizi ruhsal dünyaların tam özüne, büyük bir ikna gücüyle yaklaştırdığını hem görür hem de kelimelere doğruca tercüme edemeyeceğimiz için belki bir miktar garipseriz. Ama bu tuhaflık da yine neredeyse bütün yaratma azminin bir gereğidir: Yürek Burgusu’nun bir yerinde kadınların birbirlerinin zihinlerini okuyabildiklerini dikkatle bir parantez içine yerleştiren yazarın benzer biçimde bizim de düşüncelerimizin bir tür çevirmeni olduğunu okuma biçimimize ilişkin samimi bir karar anında kabul ederiz ve yavaş yavaş artık tuhaflığını değil, seyrini, işleyişini merak etmeye başlarız bu romanların.
Aspern’in Mektupları ise, Amerika’dan eski kıtaya, özellikle İngiltere’ye bakma konusunda saplantılı bir dikkat geliştirmiş yazarın sadece Venedik gibi kısmen ayrıksı bir kenti seçmiş olmasıyla değil, aynı zamanda başkişisinin düşüncelerini görebilmek için başka daha müdahaleci bir sese ihtiyaç duymayacağımız için de diğer romanlardan farklı bir yerde duruyor. Ünlü bir şairin mektuplarını ele geçirmek için bir tür serinkanlı maceraya girişmiş acar editörüyle bu roman, ne kişilerinin ruh hallerini didik didik etmek için şehrin kanallarla güzelleşen, resimlerden, şiirlerden yaklaşacağımız atmosferini göz ardı ediyor ne de aşkı, edebi tutkuyu veya bir kadınla erkeğin kuşkulu arkadaşlığını bir söylemden ibaret halde bırakıyor. Beğendiği yazarlar arasında bulunsa da, barındırdıkları yaşam eksikliği hususunda romanlarına mütevazı bir eleştiri de getirmiş Borges’in Henry James’e “çatamayacağı” bir hikâyesinin olduğunu da görürüz bu kitabın. Ama yazarın artık imzasına dönüşmüş kimi yazınsal tedbirleri hep gözettiğini atlamadan: Özellikle öncesinde roman dünyasına aşina olmuş ve bıraktığı hiçbir boşluğu sonradan çok zekice yeniden gündeme getirmeden geçmediğini fark etmişsek, birçok romanına kıyasla ruhsal ayrıntıları kısıtlı tutan anlatıcısının burada da yine olay mahalline dönmeden edemeyen bir katil gibi (cümleler elverdikçe biraz da gerilim katarak) her şeyi en azından olduğu haliyle ve bir anda anlatmadığını görürüz. Mektupları çok eski bir sevgili konumunda elinde bulunduran ve hiç paylaşma taraftarı görünmeyen yaşlı Juliana’nın yeğeni Miss Tina’nın editör için tensel bir iki küçük detayla geçiştirilen varlığı, en sonunda ikisi arasında gurur meselesine varan bir gönül münasebetine dönüşünce, okuduğumuz şey karşılık bulmayan bir aşk kadar bu aşkın hazin bedeli de olur, ama yine bunlardan önce romanın en temel merkezinden uzaklaşmayız, çünkü Tina editörle sadece ilişkisini kesmemiş bir de mektupları tümüyle yakmıştır. Yazarın kişiler arasındaki, hikâyeye ve olay örgüsüne hizmet eden böyle görünür ilişki ağlarını, bunların anlamını, kübik bir tabloda olacağı gibi hep gerilere ötelediğini ve bir retorik cümbüşü içinde kaybolmamızı istediğini Aspern’in Mektupları’nda ancak biraz sezer, daha ziyade böyle bir yöntemden uzak durduğunu değil, belki çoz az başvurduğunu fark ederiz: Roman mektuplara ulaşmak isteyen genç yazar-editörün çabasının tasviridir ve hikâyeyi yapan üç dört kişiye ayrılan yer her birinin mektupların geleceğine temasları ölçüsünde daralıp genişler. Onları böylelikle tanırız ve bu nedenle yazar Juliana’yı yüz elli yaşında, Miss Tina’yı ise en sonunda geri çevirmesine yol açacak biçimde epey yaşlıca tasvir edip açıkça abarttığında bile, bir zamanların çok ünlü şairi Jeffrey Aspern’in aralarına bir külçe gibi yığılan varlığından, mirasından uzaklaşmamış oluruz.

Yazarın bu küçük romanı algıların kıyasıya çarpıştığı bir deney sahasına çevirme gayreti az olmasıyla değil, canlılığıyla çeker dikkatimizi. Özellikle kiracı olarak yerleştiği büyük evde zaman mektuplara ulaşamadan geçtikçe, editörün akıl yürütme biçiminin oldukça isabetli yollarla (ve yazardan bekleyeceğimiz, hep en “doğrusuna” işaret eden ifadelerle) Juliana’yı ve Miss Tina’yı artık hamlelerini beklediği kişilere de dönüştürür. Onları tanımamız için ufak tefek detaylarla, değinilerle yeterince imkân yaratmış yazarın bundan sonrasında uzun uzadıya açıklamalara, niyet okumalara girişmesine pek gerek kalmaz, çünkü Juliana’nın öleceğini, mektuplar yok olsun diye de önce onlara dair küçük, inandırıcı bir bekleyiş havası yaratılacağını hep beceriyle ima etmiştir (dolayısıyla biz de onlar ele geçirilecek mi diye, kişileri ne kadar tanıdığımıza paralel olarak hızlı çıkarımlara sürükleniriz).
Yine de roman, mektuplar etrafında örülen hikâyeye dair dilsel bir soruşturma gibi sürer. Bununla yazarın düzyazısının güzelliğini de kastediyorum; Venedik’i izlenimci bir bakış açısıyla resmettiği pasajlarda bu durum özellikle güç kazanır. Dil ve düşünce örgüsü romanın genel manzarasının öne çıkarılmasına bir bahaneye dönüşür ve zorlayıcı yanını kısmen azaltır – Henry James’te pek rastlamadığımız bir şeydir bu. Sürekli dolayımlara sokulan ruh hallerinden sapmamak, burada yerini maddi bir dünyanın (ele geçirilmesi, edebiyat ortamında bir olaya dönüşmesi beklenen mektuplarla, bunlara yüklenen anlamlarla, açığa çıkarılmaları için başvurulan yollarla… oldukça anlaşılır, içinde para hesaplarının da bolca ve gizlenmeden döndüğü bir dünyanın) gereklerine sonuna dek bırakmıştır. Böyle “gerçekçi” detayları yazar sinizme varan vurgusuz dikkatiyle hem yönlendirir hem de sürüp giden istikrarına bağlı olarak, hiç ahlakî bir meseleye çevirmeden romanın başat motivasyonlarından biri gibi geneline yayar. Romanın sınırlı dünyası hayatta varsayabileceğimiz karşılıklarına o kadar yaklaşır ki (burada Borges’in şerhini anımsayalım) okudukça benzeyip benzemediğini de unutur ve yazarın bir hünerinin de bizi bu sorunsuz yolla yine edebiyata ikna etmesi olduğunu teslim ederiz.
Henry James’in herhangi bir romanı kendi oluşumuna yeni pencereler, yeni bakış açıları açan ayrıntılarla doludur. Ama bu yenilikçi tavrı edebiyat üzerine söz alarak değil, “edebiyat yaptığını” unutturmayacak zenginlikte (ve kesinlikte), her biri duyguların, fikirlerin, yaşam unsurlarının yan yana gelmesinden oluşan büyük bir ifade dağarcığını hep başka bir şeyleri işaret edecek biçimde işe koşmasıyla mümkün kılar. Bir Kadının Portresi’ni hatırlayalım; zaman zaman en küçük birimine dek romanın her parçası bir diğerine, kişileri birbirlerine bağlanmaya; sahneler araya uzun sayfalar da girecek olsa yan yana, iç içe gelişmeye olağanüstü bir süreklilikle hep açıktırlar… Aspern’in Mektupları da –örneğimizi sürdürmek gerekirse– özellikle isimsiz editör ile Miss Tina arasında oluşan bağları uzunca bir süre öylesine seyrek vurgularla örer ki, romanın sonunda mektupların yok edilmiş olmasını peşinde onca çaba harcamış anlatıcının çok da büyütmemesi (hatta kadına hak verecek olması ve teklifini kabul etmek için yeniden dönüp açık bir retle karşılaşması) bütün hikâyenin bir de bu “patikada” ilerlemiş olduğunu (yine mektuplardan kopmadan!) inandırarak göstermiş olur.
Aspern’in Mektupları, kuşkusuz en bilinenlerinden biri olsa da, yazarın şöhretine dönüşecek en karmaşık romanlarından değil. Ama gücünü ve etkisini bunca sadelikle sürüp giderken edindiği ihtişama bağlayacak olursak, belki en gösterişsizce parlayanlardan biri. Söz konusu Henry James olunca akla doluşan epey zorlayıcı imaya ve eleştirilere sırtını dönebilecek okurlar içinse, aynı zamanda bazen yüzeyde de seyreden bir heyecan ve gizem hikâyesi…






