Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Ocak 2021

Öykü

Kadın ve Doğum

Didem Keremoğlu

Paylaş

4

0


Caddedeki sosyetik pastaneden alınan yine ekler, yine börek, yine kuru pasta kutuları… Tek kişilik koltukta dip dibe iki kıç! Ayakta duran, ayak ucunda oturan, radyatörün üstündeki mermere tüneyen, kapıda dikilen…

Kocamın ikide bir kulağıma dayadığı lanet telefondan, “Hayatım, yavrum…”lar. Kokusunun başımı daha da ağrıttığı, midemi daha da bulandırdığı lilyum buketi; sarı güller, sarı güller, sarı güller…

Üstüme eğilen sentetik bluzlarından yüzüme çarpan, burnuma dolan ter kokuları. “Kolonya dökmüş müydüm size?”ler. Cenaze, doğum, düğün dışında görüşmeyenlerden birbirlerine; “Ay ne çok özledim”ler… Yine telefonlar, telefonlar… “Canım kızım, güzelim…”ler.

Ağzımda demir yalamışım gibi bir tat! Yanağımın içindeki derin ısırdığım yerden ağzıma kan doluyor.

     “Biraz kapıyı mı açsak mı oğlum?” diye buyuruyor annem damadına. Elinde kâğıt bardaklar; limonata servisi yapıyor bir yandan da. Ayakucumda oturan arkadaşım pikenin üstünden ovduğu ayaklarımı bırakıp:

      “Buz var mıydı teyzeciğim?” diye soruyor. Pike üstü şefkat gösterisinin sonu!

Kaynanam, camın dışındaki kumru boku dolu çıkıntıya konuçlandırılmış tıkınık poşetlerinin arasından en armalısını seçiyor;

      “Kocası avuçla para döktü, koymuşlar kızı bu ufacık odaya! Buzdolabında buz kabına yer yok ayol!” diye yanın yanın övünmekte bir yandan da.

Ne kocası be ne kocası! Benim kazandığım bir tek tamponumla kuaför parama yetiyor sanki!

Allah kahretsin, buz lazım! Ağzımın içi kan doldu.

      “Anne, ara da buz getirsinler.”

Derinden bir yerlerden bir bebek ağlaması geliyor!

Çatır çatır buz çiğniyorum… Birileri kapıyı açık bıraktırttı; koridorda dikilen çoğunluğu erkek kalabalıktan karşı odayı görmüyorum. Hesapta ayarını kıstıkları sesleri hastanenin gasilhane suratlı mermer duvarlarında yankılanıyor. Dört yoldaki yeni açılan yer için;

      “Mekânı bir denetlesek mi buradan çıkış” diye keyfediyorlar! Karılarınızı da alın gidin! Hadi yallah!

Biri şu kapıyı kapasa ya!

     “Allahaşkına seymanımcım sen otur, ben bütün gün oturdum.” Anneme ters ters bakıyorum.

     “Ah sorma şahikanımcım, bana da protez takacaklar, kalçama…” Mıy mıy mıy!

Yanağımın içi elimin ayası gibi oldu ısırmaktan.

Biri kapıyı açtı yine!

      “Aaa, nerede bizim kocalar?” Elinizin köründe! Koşturmaktan yüzünü yıkamaya vakti olmayan hemşireler kocalarınızı malzeme odasına kilitlemiş ırzlarına geçiyordur! Nerede olacaklar? Sigara ziftlenmeye gitmişlerdir.

Mavi tüllerin drape düşüşlerle tam ortada toplandığı, üstünde kocaman bir de göz boncuğu asılı karşı odanın kapısı bir görmemişlik abidesi olarak dikiliyor yatağımın on beş adım uzağında!

Yan sokaktaki sosyete bozacısından şişe şişe boza taşıyorlar odaya.

Sütü yokmuş!

Off, biri şu kapıyı kapasa ya!

Tıkır tıkıt tıkır; emme saati. Analarını somurmaya bebekleri getiriyorlar! Üstünde pembe tül, mavi tül, futbol topu, kartal pençesi, aslan başı, barbi bebek; hepsinde dana gözü kadar nazar boncuğu olan kapılar iki tıklatılıp açılıyor.

Her kapının ardı ayrı bir naz, niyaz… “Ayy ucu acıdı”lar, “Ayy sıkmayın”lar, “Bastırma hemşiranım”lar, “Pompayla alıp biberondan versek memem daha mı az süner?”ler…

      “Bir ağlayabilse…” diye fısıldıyor annem yanındakine.   

Gözlerimi kapadım, uyur gibi yapıyorum.

Belki giderler…  

Yine bir bebek sesi…

      “Ooo, ama çok kalabalık burası. Dışarı alalım herkesi.” Sütyenimin cırt cırtlı kapağını açıp pompanın ağzını mememe vakumluyor. Eski rengine bir daha asla kavuşmayacakmış gibi kararan mememe!

     “Çok havasız kalmış oda.” diyor. “Yeni açılacak bölümde hasta odalarının camları açılmayacakmış. Nasıl olacak bakalım?” Dert yanıyor. Temiz kokan parmaklarıyla nemlenmiş kaküllerimi ter içinde kalmış alnımdan geri itiyor.

Göz göze geliyoruz. Bakışlarında söze dökülemeyecek bir şey var… Bir yakınlık! Ya da ben öyle algılıyorum. Serumu çektiği kolumu okşuyor.

     “Kadın Doğum’ mudur, ‘Kadın Ve Doğum’ mudur?” diye soruyorum. İçindekini hiç sezdirmeden yüzüme bakıyor.

     “İkincisi hayatım. Niye sordun?”

     “Hiç…” Bilmediği dersten sözlüye kalkmış bir çocuk gibi mahçup; dudaklarım titriyor.

      “Fikrimi değiştirdim Nuran Hemşire” diyorum. “Dökme lavaboya sütümü artık. Gerek-

sinimi olana verebilir hastane.”

Ağlamaya başlıyorum.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bir ‘Tasavvuf’ Yolculuğu...Uğur Vardan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

1 Mart 2026

Başkentten Akdeniz’in Mavisine: Ankara..

Ankara, gri bir palto gibi insanı sarmalayıp korusa da her zaman biraz mesafeli bir şehir olmuştur. Memuriyetin ciddiyeti, Kızılay’ın kalabalığı ve bozkırın o bitmek bilmeyen vakur duruşu şehrin çehresini büyük oranda açıklıyor. A..

Devamı..

Bodrum'da Tatil Yaparken Bilmen Gereke..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024