Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Kasım 2023

Öykü

Kara, Sert Kıllar

Emel Kaya

Paylaş

6

7


Saçlarımı babamın ahşap görünümlü plastik tarağıyla yandan ayırdım. Elimde kalmasından korkarak fazla bastırmadan tarayıverdim. Aldığım yere nasıl duruyorsa aynı şekilde bıraktım. Benim olmayan küçük, sert, kara kılları bile temizledim. Tarağının kullanıldığını anlayınca sinirleniyor. Saçları bu yüzden dökülüyor sanki. Tepeden küçük bir bozuk para kadar yer açılmaya başlamış. Arkaya doğru tarayıp orayı gizliyor. Çok nadir evde bırakır, arka cebinde taşır. Banyoda bulunca tarıyorum yoksa annemin fırçasını kullanıyorum. Annem “Artık sana ayrı tarak alalım, erkek adam oldun,” diyor elimde gördükçe, sonra unutuyor.

Akşama annemin en sevdiği arkadaşı Nevin teyze gelecek. O da bu apartmanda oturuyordu. Ahmet amcanın iş yeri değişince taşındılar. Evde sabahtan beri hazırlıklar devam ediyor. Annemin ara ara oflama sesleri geliyor. Bir ara kapıdan başını uzatıp “Dalmışsın yine çizimlere,” dedi. “Bitmek üzere,” dedim. Yavaşça içeri girdi. Elini önlüğüne silerken “Temizlikte bugüne kalınca tatlı yetişmedi. Pastaneden profiterol alırsın, hem Nevin teyzen de özlemiştir,” dedi. “Çıkarım birazdan,” dedim.

Evden çıkmadan annemin odasına uğrayıp aynalı masanın önündeki kreminden sürdüm. Kokusunu içime çektim önce. Annem gibi sürdüm. Parmak aralarımı unutmadan. Rujları çekmecesindeydi ama hiç kırmızı ruju yok. Hemen hepsi dudak rengine yakın renkler. İlk Eleni’de görmüştüm kırmızının tonlarını. Kapıda karşılaştığımız gün “Tatlım bende yaşına göre kitaplar var, yoksa atılacaklar,” diye içeri çağırdı. Daha önce bu eve hiç girmedim. Merdivenlerden yukarıya baktım. Ya annem görürse. Güldü. İçeride başka biri daha var mıdır diye meraklandım. Yoktu. Annem evde ayak seslerinin, gülüşmelerin hiç bitmediğini söylüyor. “Bir zamanlar almıştım. Hiç okunmadı.” Önce neşeli olan sesi durgunlaştı. Peşi sıra yürüdüm, odasına geçtik. Yatağın yanındaki sandığın üstünden beyaz üzerine mor menekşe işlemeli örtüyü çekip kapağını açtı. Sandık ağzına kadar doluydu. Bazı eşyaları çıkardı. Oyuncaklar, bebek kıyafetleri, fotoğraflar. Ardından kitapları alıp yatağın üzerine koydu. Sandığı öylece açık bıraktı. Gözüm aynalı masasının önündeki kremlere, fırçalara, rujlara takıldı. “Bakabilirsin istersen,” dedi. Saçlarına sarılı bigudileri gösterdi. “Şunlardan bir kurtulayım.” Şarkı söyleyerek odadan çıktı. Annem de arkadaşları geleceği zaman akşamdan sarıp yatıyor. Bir kez arkalarını saramayınca beni çağırmıştı. Nasıl gösterdiyse öyle sardım. Artık hep bana yaptırıyor. Rujların kapaklarını açıp alttan çevirdikçe renkleri ortaya çıktı. Vişne çürüğü, kiremit kırmızısı. Kiremit kırmızısı iyice küçülmüş. En çok onu seviyor olmalı. Kokuları bile güzel. Elimin üzerine dokundurup biraz çektim, yumuşacıktı. Sonra tek tek kapakları kapatıp kitaplarla salona geçtim. Bigudilerinin hepsini açmış saçlarını öne eğip parmaklarını buklelerin arasından geçirdi. Salonun çoğu yeri uzun, geniş, yuvarlak aynalarla çevrili. O da kendine bakmayı seviyor. Sadece biraz dağınık. Etrafa saçılmış renkli, pullu kıyafetlerinin her biri başka türlü koksa da hepsi Eleni.

 Salondaki aynanın önünden geçerken taranmış saçlarıma baktım. Belki merdivende karşılaşırız. Elimle alnıma düşen tutamları düzelttim. Yeni boyanmış ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Merdivenden birkaç adım inmiştim ki kapının kapanıp kapanmadığını kontrol etmek için geri döndüm. Ahşap kapının tokmaklı kolu bazen kapanmış gibi beni yanıltıyor. Tokmağı avuçlayıp ileri geri oynattım. Yine açık unutursam kedi girer. Bir kere unutmuştum. Kedi minik aralıktan başını sokup içeri girmiş. Annem korkudan koltuğa çıkmış inememiş. Allahtan babam evdeymiş bütün mahalleyi başına toplamadan kediyi çıkartmış. Komşulardan tut, Bakkal Rıfkı amca, Manav Selami abi mahallede bilmeyen kalmadı. “Apartman kapısını kapatın mutlaka siparişleri getirdikten sonra,” diye her seferinde hatırlatır. Tüylü, yumuşak şeyleri sevmez. Şeftaliye de dokunamaz onu da hep babam soyar. Kapıyı açık unuttuğumda alnını kırıştırıp parmak sallayarak yine aynı şeyleri tekrarlıyor. O yüzden hep kontrol ediyorum.

Hızlıca bir kat aşağı indim. Merdivenin demir kolunu tutup çiçek desenlerinin arasından parmaklarımı geçirdim. Eleni’nin kapısının önü. Kapı açılır belki. Alt katımızda oturuyor. Okula giderken o işten gelir. Akşamüstleri evden çıkmadan önce birkaç şarkı söyler. Annem sesini duyup “Başladı yine bizimki,” der kahkahalarıyla geniş ağzı açıldıkça göz altındaki kırışıklıklar belirir. Babam oralı olmaz yemek masasında oturur çatal bıçak sesiyle sanki Eleni’ye eşlik eder. Bir akşam yemekten sonra annem kiraz tabaklarıyla geldi. Birini babama uzatırken “Vapurda şarkı söyleyenler susturulmuş,” dedi. “Duydun mu sen de,” diye devam etti. “Bu aralar sık oluyor,” dedi babam. Ötekini bana uzattı. “İnsan niye şarkı söylerken susturulsun ki,” dedim. İkisi de oralı olmadı. Ya Eleni artık söylemezse. Annem Eleni’den kurtulmak için can atıyor. Hristo amcanın tatlısını yemesini biliyor ama. Eleni beni görünce yanağımı sıkıp “İyi dersler tatlım,” der. Annem yokken babam da ona selam veriyor. Bir keresinde Eleni’nin manavdan aldıklarını taşırken gördüm onu. O günden sonra işe gitmeden önce banyoda daha uzun kalmaya başladı. Annem apartmandakileri misafir ettiğinde onu çağırmaz. Zaten çağırsa da Eleni gelmez. Çaylarını höpürdete höpürdete içerken önce onu çekiştirip sonra diğer konulara geçiyorlar. O hepsinden farklı. Kırmızı ruj sürüyor. Gözlerini boyuyor. Bir gün çok merak ettim. Annemin odasına girip kapıyı kapattım. Çekmecedeki bütün rujlara sırayla baktım. Dudak rengi olandan sürdüm. Dudaklarımı birbirine sürttüm. Biraz dışarıya taştı. Fırçayı elime alıp Eleni’den duyduğum şarkılardan birini kısık sesle söyledim. Sanki kuşlar odanın içine dolmuş kanat çırpıp beni gökyüzüne sürükledi. İçim bir hoş oldu.

Apartmandan çıkıp karşı kaldırıma geçtim. Cam kenarında oturup kahvesini içiyor umuduyla camına baktım. Boştu. Perdeleri yine açık. Mor menekşeler, sardunyalar, sırayla dizilmiş. En çok menekşeyi sevdiğini söylemişti. Çiçekleriyle konuştukları da duyuluyor yukarıdan. Ayakkabıcı Vasili amca dükkânın önüne masayı kurmuş muhtarla heyecanlı bir şekilde sohbet ediyorlar. Onlara selam vererek yanlarından geçtim. Pastane birkaç sokak ötede tepedeydi. Vitrinlere bakarak yavaş yavaş yürüdüm. Gözüm camın ardında duran büyük hasır şapkalı mankene takıldı. Bir yanına papatyalar dizilmiş. Dudakları hafif aralık. Elimi ona benzeterek havaya kaldırdım. Başımı hafif sağa yatırdım. Onun gibi. Dükkânın içindeki adam tuhaf tuhaf baktı. Ben de ona gözlerimi daha çok açıp baktım.

İnci pastanesinin önündeyim. Bugün buralar ne kadar kalabalık. Birkaç kişiden sonra sıra bana geldi. Bütün masalar dolu. Büyük bir paket profiterol satın aldım. Annemin dediği gibi. Çikolatasından bir parmak almamak için zor duruyorum. Eve gidince bir top yerim hemen.

Caddede hava basık, bulutlar sanki başımın üzerinde geziniyor. Beni yakalayıp boğacak. Sokaklarda uğultular duyuluyor, burnuma çikolata kokusundan sonra yanık kokusu geldi. Bayır aşağı yürürken daha önce görmediğim yüzleri hiç tanıdık gelmeyen insanlar hızlı hızlı ilerliyor. Önde ellerinde bayrak taşıyanlar.  Bugün bayram mıydı. Bayrak taşıyanlardan biri bağırmaya başladı. Arkasından gelenler de ona katıldı. O sırada yakındaki dükkanlardan birinde şangırtı koptu. Kırık parçalar sokağa dağıldı. Profiterolü yere düşürdüm. Hızlıca eğilip alırken kaldırıma dükkândan kumaş parçaları saçılıyor. Renkli renkli kumaşlar sokağa yayılıyor.

Koşarak evin sokağına geldim. Yabancı insanlar buraya da karşıdan hızlı adımlarla geliyor. Kalabalığın arasında kalıp onlarla sürüklendim. Oradan sıyrılamayınca Vasili amcanın dükkanına girdim. Köşeye geçmiş duruyor. Dükkânındaki bütün ayakkabılar etrafa saçılmış.  Annemin “Ayağına ne güzel yakıştı, alalım bunları,” dediği yer. Hiçbir şey söylemeden öylece yabancı gözlere baktım. Vasili amcanın gözleri tanıdıktı bir tek. İnsanların yüzlerini görmek istemedim, ayaklarını takip ettim. Ayaklardan bazıları aşağı bazıları yukarı ilerliyor. Sadece onların dükkanlarına giriyorlar. Bir yandan ellerinde balta tutanlar camlara gözlerini dikti. Oyun mu oynuyorlardı böyle bu yabancı gözlüler. Bir değişik bakıyordu hepsi. Annem birkaç gün önce mutfakta “Yakında kurtuluruz bunlardan inşallah,” diyordu babama. Neden kurtulacaktık ki. Profiterolü yere bıraktım.

Apartman kapısının camları yerinde. Buraya girmemişler. Merdivenleri koşarak çıktım. Eleni’nin kapısı açıktı, kırılmış. İçerideki tıkırtıları duydum. Kamburunu çıkarmış bir kedi miyavlayarak ayaklarıma sürtündü. Girdim. Annemin istediği oluyordu işte artık onun sesini hiç duyamayacak mıyım. Aynalar, parfüm şişeleri paramparça. Kokular birbirine karışmış. Odasındaki çekmeceler açık, rujları yerlerde, ezilmiş. Vişne çürüğü olanı ayaklarımın ucunda. Bir kere sürsem. Eğilip alırken masanın kenarındaki ahşap görünümlü tarağı gördüm. O da kırılmış. Kara sert kıllar üzerinde. Üfleyip cebime koydum.  

YORUMLAR

Merve Şişman

Çok keyifli emeğine sağlık ❤️

22 Kasım 2023

Merve Şişman

Çok keyifli emeğine sağlık ❤️

22 Kasım 2023

Merve Şişman

Çok keyifli emeğine sağlık ❤️

22 Kasım 2023

Merve Şişman

Çok keyifli emeğine sağlık ❤️

22 Kasım 2023

Merve Şişman

Çok keyifli emeğine sağlık ❤️

22 Kasım 2023

Eray Doğan

Öykü, detaylı bir iç monolog veya gözlemlerden oluşuyor.Çevresindeki insanlar ve olaylar hakkında düşüncelerini ve duygularını aktarıyor gerçekten çok keyifliydi okumak 🤗

23 Kasım 2023

Arda Karatekeli

Öykü çok güzeldi keyifle okudum

23 Kasım 2023

Öne Çıkanlar

Çok Okunan 10 Korku KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Charlotte Rogers

15 Eylül 2025

Latin Amerika Edebiyatından Trump’a Te..

Beyaz Saray üniversiteler üzerindeki bu baskı politikasını sürdürmeye devam ederse yakın bir gelecekte muhtemelen çoğu finansman tehdidiyle karşı karşıya kalacak.Şu an Amerika’daki üniversite rektörleri hem Trump yönet..

Devamı..

Akışkan Otobiyografi

Aynur Kulak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024