Kapalı bir mekâna girdiğimde ortalık nedense karanlığa kesiyor. Eskiden bu kadar değildi. Salt hafif bir loşluk yayardım adımımı attığım yere. İnsanlar biraz söylense de aşırı tepki vermezdi asla, beni kolumdan kabaca tutup dışarı atmaya falan kalkışmazdı örmeğin. Birkaç elektrik düğmesine daha basıverirlerdi en fazla. Mutlu mesut yuvarlanıp giderdik bir şekilde.
Şimdi öyle mi ya? Yakalasalar, hemen oracıkta kurbanlık koyun gibi gırtlaklayacaklar. Diri diri toprağa gömecekler ya da ispirtoya bulanmış pis bir meşale gibi ateşe verecekler bedenimi. Karanlığım artık tahammül edilemez boyutlara ulaşmış zira. O karanlıkta beni ele geçiremiyorlar neyse ki. Her seferinde kaçıp kurtulmanın yolunu buluyorum bir şekilde. Can tatlı ne de olsa. Kedi değilim ya, fazladan sekiz hakkım bulunsun kenarda köşede.
Mecbur kalmadıkça evden çıkmıyorum ben de. Karanlığıma çoktan alıştım. Deneyimli, kaşarlanmış körler gibiyim tıpkı. Aydınlıkta daha sakardım hatta. Arada eşyalara çarpar, sofra toplar ya da bulaşık yıkarken tabak çanak kırardım sık sık. Artık bu tür zayiatlarım yok. Sessiz, kusursuz devinimlerle hareket edebiliyorum kör karanlıkta. Işığa falan ihtiyacım kalmadı. Elektrik faturama da epey olumlu yansıdı söz konusu durum.
Gene de arada bir dışarıya çıkmayı seviyorum. Kapalı mekânlarda alışveriş yapamıyorum ya da yemek yiyemiyorum tabii. Geniş caddelerde yorulana dek sırıtarak yürümek, aylaklık etmek bana yetiyor da artıyor. Uğursuz karanlığımı içimde taşıdığımı bilerek o aydınlık bulvarlarda kalabalığa karışıp gitmek, bir süre için de olsa normal insanlara benzemek, hatta onlardan biri olmak hoş bir his.
Bazen de sinemalara dadanıyorum. Karanlık, bir parça kesifleşiyor tabii içeri girişimle birlikte, birkaç ton koyulaşıyor ama kimin umurunda, neyse ki kimse fark etmiyor o kadarcık bir değişikliği. Tamamen filme adapte olmuş durumdalar. Bu yüzden onuncu dakikadan itibaren giriyorum ben de salona her seferinde. İyice gömülsünler hikâyeye de varlığımla beslenip palazlanan karanlıktan huzursuz olmasınlar, uyanmasınlar vaziyete. Ah o kadar zavallı, savunmasız ki bazen şu insancıklar. Onlar için üzülüp endişelenmekten alamıyorum kendimi doğrusu.
Doğduğumda pırıl pırıldı etrafım. Çocukken, şimdikinin aksine aydınlığı taşırdım girdiğim yere. Çok sevilen, beğenilen, ölçüsüzce şımartılan bir ufaklıktım. Kahkahalarla, kucaklamalarla karşılanırdım daima. Anılarım bu yönde en azından. Annem babam ya da diğer akrabalarımı hiç anımsamadığım için onlara doğrulatma şansım yok bunu maalesef. Arada çekmecelere, çatı katına, diğer kuytu yerlere de bakıyorum ama tek bir fotoğraflarını da bulamadım bugüne dek. Sanki gökten zembille inmişim. Belki de karanlıkta elime geçiyorlar ama ben fark edemiyorum o mutluluk dolu anları ölümsüzleştiren resimlerle dolup taşan tozlu aile albümlerini.
Karanlığım kesifleştiğinden beri hiç dostum ya da sevgilim olmadı. Nedenini kolaylıkla tahmin edersiniz. O yüzden bu konuda başka bir şey söyleme gereği duymuyorum. Sizleri gereksiz detaylarla boğmak, boş yere değerli zamanınızı çalmak istemem. Ayrıca söz etmekten pek hoşlandığım bir konu da değil. İnsan canlısı biriyimdir zira. Ne çok dostum ve sevgilim olmuştu bir zamanlar…
Karanlık, günün birinde neden bir başkasına, örneğin kötücül birine değil de bana sokuldu, gelip bir yılan gibi bir daha kalkmamak üzere içime böyle çöreklendi, zamanla dışarıya taşacak kadar yoğunlaştı, kaçak çay gibi demlenip kuvvetlendi orada? Yoksa baştan bu yana zehirli bir tohum, bir potansiyel olarak zihnimde ya da bedenimde sinsice gizleniyor muydu? Bunlar, haliyle yanıtlarını çok merak ettiğim ama bulmakta son derece zorlandığım sorular… Düşünüyorum da, mantıklı bir açıklaması vardır elbet. Durduk yere kimsenin başına böyle korkunç bir felaket gelmez. Bunu hak edecek bir şey yapmışımdır muhakkak. Farkında olmadığım büyük bir kabahat ya da günahın bedelini ödüyorumdur uzun zamandır. Size saçma gelebilir ama ben olaya bu şekilde bakıyorum baştan bu yana. Haksızlığa uğradığım hissine asla kapılmadım. Durumuma isyan etmedim, paniğe kapılıp, belki bir yardımları dokunur umuduyla doktorlara görünmedim, tuhaf sorunumdan şimdiye dek kimseye biraz bile bahsetmedim. Karanlığımla yaşamaya, ona alçakgönüllülük ve uysallıkla ayak uydurmaya çalıştım daima. Bence takınılabilecek tek mantıklı tavır da buydu. Zaten eskiden beri kaderci ve soğukkanlı bir insanımdır. Beni şaşırtmak, isyan ettirmek öyle kolay değildir. Bunun için o kör karanlıklardan çok daha fazlası gerekir.






