Kardeşim Burada Yatıyor
14 Aralık 2019 Öykü

Kardeşim Burada Yatıyor


Twitter'da Paylaş
0

 Zihnimde anneme dair net olarak hatırladığım tek bir ânım var. Ne kadar zorlasam da öncesine ya da sonrasına dair net bir ize ulaşamıyorum. Tek bir kare ama hayatım boyunca unutamayacağım, düşte de gerçekte de zihnimin başucunda duran bir kare. Keşke o anı da hatırlamasaydım diyorum bazen. Zihnime çivi gibi çakıldığı için mutlu anlarımda bile rahat bırakmadı beni. Aradan yıllar geçti. Yüzünü bile hatırlamıyorum artık, sesini de. Ama söylediklerini hiç unutmadım. Daha doğrusu böğüre böğüre ağlayarak söylediği o tek cümleyi.

 Bir akşamüstü. Yerdeki yaprakları ayaklarımla savura savura ilerlediğime göre mevsim sonbahar olmalı. Telaşla bir şeyler arıyoruz. Daha doğrusu annem telaşlı, ben sadece gölge gibi yanında yürüyorum. Gerçek dünyadan bihaber bütün çocuklar gibi kendi dünyama akıyorum. Tüm çalıların arasına, kaya diplerine tek tek bakıyor annem. Sonraki yıllarda, yumurtlama döneminde bahçeden uzaklaşan ve akşam geri dönmeyen hindilerimizi aramaya giderdik babaannemle. Çalı diplerinde yaptıkları yuvalarında bulurduk. Veya bizden önce tilki bulurdu. Belki yine öyle bir arayıştı bilemiyorum.

 Hızlı yürüdüğümüz için lastik ayakkabımın teki çıkıyor ayağımdan. Dönüp alıyor annem. Şefkatle giydiriyor. Saçımı okşuyor ama hiç göz göze gelmiyoruz. Devam ediyoruz yürümeye. Birden, aklına bir şey gelmiş gibi duraklıyor. Kundak yaptığı başörtüsünü çıkarıyor ve boynunun altında bağlıyor. Hızlanıp farklı bir yöne sapıyor. Geride kalıyorum. Dönüp elimi tutuyor ve neredeyse sürükleyerek götürüyor beni, çünkü çok küçüğüm ve hızına ayak uyduramıyorum. Zaten gittiğinde dört yaşındaymışım. Babaannemin deyimiyle, beni bırakıp gittiğinde.

 Yanından daha önce geçtiğim ama içine hiç girmediğim köy mezarlığında buluyorum kendimi. Ben daha ne olduğunu anlamadan sarsıla sarsıla ağlamaya başlıyor annem. “Anne, anneciğim,” diyorum, cevap vermiyor. Korkudan elini daha çok sıkıyorum. Ben sıkınca daha da sıkı kavrıyor elimi ve daha çok ağlıyor. Mezarlığın öbür ucuna varınca duruyor, daha da şiddetlenen hıçkırıklar arasında derin bir nefes alıyor ve, “Kardeşin burada yatıyor,” diyerek eliyle küçücük bir mezarı işaret ediyor. Afallıyorum, çünkü bir kardeşim olduğunu bilmiyordum. Orada yattığını da haliyle. Ben de başlıyorum ağlamaya. Annemin ağlayışına mı, yoksa kardeşimi hiç görmeden, bilmeden yitirişime mi bilemiyorum. Böyle bir şeyi nasıl bilemem? Zihnimi yokluyorum, belki bir şeyler hatırlarım diye ama kardeşimle ilgili hiçbir ize ulaşamıyorum. Babamın, ağlayarak sulama kanalında toplanmış kalabalığa doğru koşuşu dışında hiçbir olağandışı şey yok zihnimde. O görüntü de kısa sürüyor zaten öncesi ya da sonrası yok.

 Birden dizlerinin üzerine çömeliyor annem. Ellerini göğsüne vurarak feryat ediyor. Annemle kardeşimin ortasında kalıveriyorum. Elimi uzatsam ikisine de değecek ama asla ulaşamayacak. Bir şeyler yapmam, bir şeyler söylemem gerektiğini biliyorum ama doğru hareketi bir türlü bulamıyorum. Korkuyla ağlamak dışında bir şey yapamıyorum. Hava da iyice kararmaya başlıyor. Annemin durulacağı yok. Kardeşime bakıyorum. Eğilsem kucağıma alıp kaldırabilecekmişim gibi geliyor. Bu kadar küçük olması beni daha da yaralıyor. Dokunmak istiyorum ama cesaret edemiyorum. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama daha fazla dayanamayarak yanına gidiyorum annemin. Başımı göğsüne dayıyorum. Sanki varlığımı yeni fark etmiş gibi sımsıkı sarıyor beni. Burnunu başıma dayayıp kokumu çekiyor içine. koklaya koklaya öpüyor yüzümü gözümü. Yavaşça silkelenip ayağa kalkıyor. Başörtüsünün ucuyla gözlerini ve burnunu siliyor. Bir şeyler mırıldanıp elini yüzüne sürüyor ve elimden tutup gitmeye hazırlanıyor. Yaşadığım korku ve şaşkınlığa rağmen gitmek istemiyorum. Biraz daha kalalım demeyi de beceremiyorum. Mecburen kabulleniyorum beni alıp götürmesini. Arada dönüp mezara bakıyorum, annemse bana gösterirken bile dönüp bakmıyor, yere yığılırken de arkası mezara dönük. Sesimiz kısılana kadar ağlamışız. Yürümeye bile mecalimiz yok. Annemin gözleri benim göremediğim bir boşluğa takılmış öylece yürüyor. Aradığımız her neyse arkamızda bırakıyor ve eve doğru çeviriyoruz yönümüzü. Yolda belki kardeşimden bahseder diye bekliyorum ama nafile.

 O gece mi gitti, ertesi sabah mı hiç bilemedim. Sebebini tam olarak öğrenmeye hiçbir zaman cesaret edemedim. İzini sürmeye de. Bildiklerim zaten ağırdı bilmediklerimin ağırlığını kaldıramazdım.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR