Kayınpeder, Kaplanın Gözleri ve Çalar Saat
18 Eylül 2019 Öykü

Kayınpeder, Kaplanın Gözleri ve Çalar Saat


Twitter'da Paylaş
0

Az konuşan bir adamdı, hatta dünyanın geri kalanıyla karşılaştırırsak bir totemden daha sessiz olduğu rahatlıkla söylenebilirdi. Bu sessiz hali aslında çok şey anlatıyordu filan gibi bilgelik zımbırtılarının da oldukça uzağında olduğunu söyleyebilirim. Yüzüne baktığınızda onun için her şeyin çoktan bittiğini görebiliyordunuz sadece. Belki de yüzlerce kez tekrarlanmış olan hal hatır sorma merasimlerinde ağzından sadece şu üç kelime dökülürdü: “Teker var gidiyoruz.” Bunu öylesine otomatiğe bağlamıştı ki gün gelecek benden önce davranıp daha nasılsın diye sormadan cevabını verecek diye korkardım: “Teker var gidiyoruz.” Sonra köşesine çekilir ve dünyanın geri kalanıyla ilişkisini keserdi.

Karım ve diğer çocuklarının onu hiç sevmediğini bilirdim. Gençliğinde despot bir adam olduğunu, annelerine şiddet uyguladığını anlatırlardı. Çocuklarına karşı ilgisiz ve şefkatsiz bir baba. Bunların doğru olduğuna eminim. Her şey ışık yılları kadar geride kalmış olsa da, kayınpederin yüzüne baktığınızda o adamdan kalan izleri görebilirdiniz yine de. Tıpkı kuruyan bir derenin yatağında bıraktığı izler gibi yüzünün sert kıvrımlarında o acımasız adamı görebilirdiniz. Ancak ondan da acımasız olan zaman tıpkı bir yırtıcı hayvanın kocadığında gözlerindeki o parıltıyı kaybetmesi gibi onunkilerdeki ışığı da almıştı. Parlamasa da kaplanın gözleri yine de kaplanın gözleridir. Bunu görebiliyordum, kimsenin görmek istemediğini görmek gibi kötü bir huyum vardır. İnsana acıdan başka bir şey getirmez ama davranışlarımız ve karakterimiz bizim isteklerimize göre şekil almaz, bize verilmiş olan hediye ya da lanetlerdir.

Kayınpederin (artık ona Saim diyeceğim kayınpeder çok uzun) ailenin tüm öfkesini üzerine çekmesinin tek sebebi onlara olan davranışları değilmiş, bunu uzun yıllar sonra bir akşamüstü karımın bir itiraf mı, şahsıma yönelik gönderimler içeren bir tehdit mi , yoksa mağduriyet duygusunun insana etrafındaki insanların sonsuz bağlılık ve esaretini garanti eden bayık merhamet hissinden dibine kadar yararlanma isteği midir bilinmez, anlattıkları ile hikâyenin karanlıkta kalan kısmını gün yüzüne çıkardı: Saim artık var olduğuna inanılması çok zor olan uzak bir geçmişte, bir kadına âşık olmuş. Bu kadın onların bir akrabasıymış, ona mektuplar yazarmış, sonra bu mektuplar birilerinin eline mi geçmiş yoksa kadın kendisi mi açıklamış o kısmı muamma; “rezalet” ortaya çıkmış. Ve nasıl olduysa herkes öğrenmiş, her zaman herkes öğrenir. Akrabalar sözüm ona bu olaydan sonra ona ve ailesine sırtlarını dönmüşler, ben sırtlarının her zaman dönük olduğunu düşünmüşümdür.

Saim'in ağabeyi büyük lütuf göstererek yanında çalıştırdığı Saime yol vermiş. Bu olaydan sonra emekli maaşı, üç çocuk ve bir büyük utançla hayatla baş başa kalmış Saim Bey. Kaplan güzel ama yırtıcı bir hayvandır. Kapana kısıldığını hissedince daha da tehlikeli olur. O da öyle hissetmiş ve saldırmış. En yakınındakilere… Zaten boktan olan hayatlarını iyice cehenneme çevirmiş. Yoksulluk, alkol ve şiddet üç silahşörler gibidir, her zaman birlikte gezerler. Kurbanlar kendilerini kurtarmak için oraya buraya savrulmuş, kendilerini birilerine zor atmışlar. Yaralı kaplan ve zavallı anne bir başlarına kalmışlar evde. Az önce kurbanlar dedim değil mi. Bunu biraz açalım. Kurban nedir sizce? Bütün dinler ve geleneklerde kurban “kendini feda eden ya da feda edilendir” Çok eski dönemler hariç hayvanlardır kurban edilenler. Ya da biz öyle zannederiz. Bana kalırsa insanlık tarihinde en çok kurban edilen canlı insandır. Birilerinin savaşında kurban ediliriz, birilerinin daha güçlü, daha başarılı ya da daha da zengin olmasında. Ama insanlık en büyük kaybını bu saydıklarımın hiçbirinde vermez. En çok “başkalarının mutlu olması için” feda eder ya da ediliriz. İşte bu noktada cellat ve suçlu çoğu kez yer değiştirir, birbirine karışır. Toplum bizden her zaman bir şeyler ister, iyi baba, şefkatli anne, hayırlı evlat olmak için özveride bulunmamızı, “özümüzden” vermemizi. Karşılığında bize çok az şey vaat eder, adanmışlığın verdiği boş gururdan başka hiçbir şey çoğu zaman. Yine de çırpınırız. Vicdan her şeye galip gelebilir, insan o yüzden mucizelere imza atan bir canlıdır. Saim’in de hikâyeye böyle başladığına eminim. Bana soracak olursan... En iyisi bana hiçbir şey sorma . Yorgun bir günün sonunda kavuşulan gece bana saçma sapan bir şeyler fısıldadı ama ben gürültüden duyamadım. Çalar saat görevini yerine getirdi, kalktım, kendime çay koydum. Her şey olduğu gibiydi.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR