Kir
25 Şubat 2019 Öykü

Kir


Twitter'da Paylaş
1

“Olmaz öyle şey! Neler uyduruyorsun sen o küçücük beyninden? Yazıklar olsun sana verdiğimiz emeklere. Amcan kız o senin, öz be öz amcan. Sevmiştir seni.  “

“Anne vallahi memelerime elledi. Sıktırdı. Dudağımdan da öpmek istedi. Zor kaçtım elinden.”

“Tövbe estağfurullah! Delirdin mi sen? Duymamış olayım bu söylediğin zırvaları. Hele baban hiç duymasın. Laflara bak hele! Kız senin memene neden ellesin? Amcan o senin. Babanın öz kardeşi. Neler okuyor, nerelerde seyrediyorsun böyle şeyleri de hayal alemlerine dalıyorsun? Yok yook, bu böyle olmayacak. Tez zamanda bir çare bulmalı. Azdın kudurdun başımıza.”

Annem başıma gelenin detaylarını, bende yarattığı korku ve dehşeti anlatmama izin vermedi o gün. Dinlemedi bile.  Sadece o değil, kimse dinlemedi. Zaten aramızda bu konuşmanın geçmesinden bir hafta sonra, üç beş parça giysimi bir naylon torbaya -bavula bile değil-  doldurup, neye uğradığımı anlayamadan, beni İzmit’teki uzak akraba bir teyzenin yanına yolladılar. Ailem beni bir çöp torbası gibi kapının önüne bırakıvermişti. On üç yaşımın verdiği tüm saflığımla annemin bana inanacağını ve yanımda yer alacağını umarken, onun beni hayat denen o uçsuz bucaksız çölün ortasında susuz ve bir başıma bırakıvermesinin üzerinden tam on beş yıl geçti. Ama ondan gördüğüm bu muamelenin bende açtığı yara hala kabuk bile bağlamadı.

İzmit’e vardığımda, otogara gelen Ruhinaz teyzenin de beni pek iyi karşıladığını söyleyemeyeceğim. Onlarda kalacak olmamı zoraki kabul etmiş gibi bir hali vardı. Eve gittiğimizde, ıvır zıvırları koydukları, camı çerçevesi olmayan karanlık bir odaya atılmış yer şiltesini göstererek;

“Şu yatağın, burası da odan” dedi. “Sana bir iş ayarlayana kadar burada kalacaksın. Çok gerekmedikçe odandan dışarı çıkmasan iyi edersin.” Bir suçlu muamelesi görmeyi peşinen kabullenmiş olmalıyım ki, hiç itiraz etmedim. Yaşadığım o berbat dakikaların ve ailemin beni sorgusuz sualsiz kapının önüne koyuvermesinin bıraktığı hasarı henüz atlatamamışken, yaklaşık bir ay mahpus hayatı yaşadım o evde. Ruhinaz teyze sadece yemek saatlerinde, ev ahalisi yemeği yiyip dağıldıktan sonra sesleniyordu bana. Evin beslemesi gibi, herkesten artakalanlarla karnımı doyuruyordum. Evdekiler benimle karşılaşmamaya, göz göze gelmemeye çalışıyordu. Günlerdir ağlamaktan perişan olmuş, intihar etmeyi düşünmeye başlamıştım ki bir gün Ruhinaz teyze gelip ;

“Haydi topla bakalım eşyalarını. Sonunda sana yatılı kalabileceğin bir iş buldum. Yaşlı ve yatalak bir kadına günlük işlerinde yardımcı olacaksın.” dedi.

“Nasıl? Hizmetçilik mi yapacağım?”

“Para öyle kolay kazanılmıyor hanımefendi. Burada ekmek elden su gölden hayat güzel geldi tabii sana. Çabuk hazırlan. Seni bizzat ben götürüp tanıştıracağım Semiha hanımla. Vallahi çok zor buldum bu işi. Sakın ola ki kadına terslenip işi kaybetme. Seni tekrar kabul edemem artık bu eve, bilesin.”

Zaten pek de hoş karşılanmadığım ikinci evden de böylece kapı dışarı edilmiştim. Birkaç parça eşyamı toplayıp naylon torbama tıkıştırdıktan sonra, ardıma bile bakmadan çıktım. Madem intihar etmeye cesaret edememiştim, öyleyse bana sunulan şartlara uyum sağlayacak ve bir şekilde yaşayacaktım.  

Semiha hanım tahminen yetmiş beş yaşlarında, aksi kadının biriydi. Ruhinaz teyzenin anlattığına göre, kocasını sekiz yıl önce kaybetmiş. Çocukları olmamış.  Beynine pıhtı atıp felç olduğu güne kadar yalnız yaşayan, kimseye muhtaç olmadan kendi işini kendi gören biriymiş. Böyle aniden yatağa mahkum yaşamak zorunda kalıvermenin getirdiği huysuzluğu, zaten var olan aksiliğinin üzerine tuz biber olmuştu. Süt beyazı, seyrek ve erkek traşlı kısa saçları, burnunun sol kenarındaki bezelye büyüklüğündeki et beni, çenesindeki üç beş tel uzamış kıl ve hiç gülmeyen suratıyla  son derece sevimsiz bir kadındı Semiha hanım. Hatta bir kadından çok erkeği andırıyor, yüzüne ilk baktığınızda, şakaklarında her an patlayıverecekmiş gibi duran iyice belirginleşmiş mor damarları göze çarpıyordu. Kırışıklarla kaplı solgun yüzü, yatarken protez dişlerini çıkardığı ve ağzı açık uyuduğu için iyice içine göçüyordu. Ayrıca insanı sinir eden, sahte ve yapmacık  bir titizliği vardı.  Hiçbir şeyi beğenmiyor, sürekli söyleniyordu. İşe ilk başladığım gün altına bağlanacak bezlerin yerini sorduğuma soracağıma pişman etmişti beni. Vay efendim ne bezinden bahsediyormuşum? Hayatta bez kullanmazmış o. Plastik sürgü varmış, onu sürecekmişim altına ve her sefer işi bittikten sonra çamaşır sulu ve deterjanlı sularla yıkayacakmışım. Ben mağarada mı yaşamışım bugüne kadar? Annem olacak kadın hiç yol yordam, tertip düzen öğretmemiş mi bana? Neler neler. Sadece adımı sormuş, ondan başka hakkımdaki hiçbir şeyi merak etmemişti. Sürekli onu getir, bunu götür, sırtımdaki yastığı düzelt, çay soğumuş git ısıt da getir, ekmeği yine kalın dilimlemişsin, çamaşırları kısa programda yıkadın temizlenmez öyle, götür tekrar yıka ve bitip tükenmeyen daha bir sürü istek.

Her gün yemek pişirmek ve haftada bir gün banyosunu yaptırmak için gelen yardımcısı Hatice teyze, sabah erkenden yemekleri pişirdikten sonra öğleye doğru evine dönüyordu. Ben de gün içinde Semiha hanımın isteklerini eksiksiz yerine getirebilmek için topuklarımın üzerinde sekiyor, bir dediğini iki etmemeye çalışıyordum. Kaprisleri çekilecek gibi değildi. Ama beni istemezse gidebileceğim bir evim ya da bana kucak açacak hiç kimsem olmadığı için bir şekilde katlanıyordum. Neyse ki Semiha hanım akşamları erken uyuduğu için, bana da yatmadan önce kendime ayıracağım kısacık da olsa bir zaman dilimi kalıyordu.  Her gece, ama istisnasız her gece o uyur uyumaz soluğu banyoda alıyor, kaynar suyla doldurduğum plastik leğenin içine deterjanı, leke çıkarıcıyı ve çamaşır suyunu boca ediyordum. Suyu elimle şöyle bir köpürttükten sonra, evden ayrılırken torbaya tıkıştırıverdiğim, o korkunç gün üzerimde olan giysilerimi leğenin içine koyup, saatlerce yıkıyordum.  

O gece yine kaynar sudan kıpkırmızı olmuş ellerimle  giysilerimi deliler gibi çitilerken, aslında o anı unutmaya, kendi gözümde kendimi temize çıkarmaya uğraşıyordum. Amcam olacak adamın örselediği ruhumu ancak bu şekilde biraz arındırıp, bir parça huzura kavuşturabilecekmişim gibi geliyordu bana. Ama o görünmeyen kir bir türlü arınıp temizlenmiyordu ki. “Nasıl iğrenç bir kir yapıştırdın küçücük kıza sen? Amca olacaksın bir de!” derken hınçla tekrar tekrar kaynar suya daldırıyordum her birini. “Anne, seni de ölene dek affetmeyeceğim!”. Uluyarak ağlarken, gözyaşlarım leğendeki suya karışıyor, hınçla, hırsla tekrar tekrar çamaşır suyu döküyordum leğene.  

“Mesudee, gözün kör olmasın nereye kayboldun kız? ”

Hiç bu saatte uyanmazdı Semiha hanım. Paldır küldür toparladım banyoyu. Leğeni kenara çektim. Sanki yürüyüp gelebilecekmiş gibi çekindim anlamsızca. Gözlerimin kızarıklığı gitsin, ağladığımı anlamasın diye yüzüme soğuk su çarptıktan sonra koşarak gittim yanına.

“Buyurun Semiha hanım.”          

“ Neredesin sen? Bağırırken canım çıktı! İstifra edeceğim sanki, çabuk banyodaki leğeni getir!”

Olduğum yere çakılıp kalmıştım. Evde sadece tek bir leğen var, içinde de benim çamaşırlar. Ne olacaktı şimdi?

“Bak kazık gibi dikiliyor hala! Midem bulanıyor diyorum sana, birazdan istifra edersem yerler batacak.”

“Hemen getiriyorum Semiha hanım.” deyip banyoya gittim. Banyodaki leğenin içinde günlerdir yıkayıp durduğum renkleri solmuş, yer yer parçalanmış giysiler, ama aslında tüm izlerini yok etmek istediğim korkunç bir an yatıyordu. Ne yapacaktım şimdi? Tertemiz olmaları için daha aylarca yıkamam gerekti  bunları. Sonra birden düşündüm. Yıkamaya çalıştığım kimin kiriydi? Hem bu kir değildi ki. En azından bana ait değildi. Ani bir kararla leğenin içinden çamaşırları çıkarıp suyunu sıktım ve alelacele bir çöp torbasına doldurdum. Leğendeki suyu bir çırpıda tuvaletin deliğine boşaltıverdim. Sifonu çekmemle birlikte kirli su yok oldu gitti.

“Mesudee, kahrolmayasıca hadisene!”

Çöp torbasının ağzını sıkı sıkı bağlayıp dış kapının önüne bıraktığım anda, hem bedenim hem de ruhum kuş gibi hafifleyivermişti. İçim, uzun zamandır duymadığım kadar büyük bir ferahlık ve huzurla dolmuştu. Leğeni şöyle bir durulayıp Semiha hanımın odasına götürdüm.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Rukiye Çetinkaya
Halecigim,uzun yıllar kurduğun hayalin öykülerin de gerçek oluyor.Kurgu ve anlatımın cok iyi.Büyük keyif le takip ediyorum öykülerini.Devamıi bekliyorum.
10:21 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR