Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Ağustos 2022

Öykü

Kırmızı Toka

Özcan Yetim

Paylaş

2

2


‘’Her eşya kendince bir güzellik ile hayatın içinde yer bulur, yer bulduğu müddetçe de hatıralar yaşamaya zihnimizi meşgul etmeye devam eder.’’ Bu sözü içimde tekrar ederken hayretler içinde soludum. Manaların ve eşyaların içinde kaybolup anlamsızlaşmaktan korktuğum, korkabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. Kimin aklından geçer ki bir eşyanın bir de ruha sahip olduğu, kim inanırdı ki eşyanın manasının, insanın manasının önüne geçeceği?  Eşyalarla dolu evimdeyim, eşyalara ruhunu, maneviyatını katan eşimin gözlerini dünyaya kapatması bu evi bomboş bir sessizliğe gömüyordu. Evde duvarların, pencerelerin, kapı kollarının, musluk başlıklarının duruluğuyla çıldırasıya bir gizemin arasında sıkışıp kalmış gibi hissediyordum.

Sessiz bir evde kaderin karamsar oyunlarına, önümde duran geniş, sonsuz zamana karımın mis kokulu saçlarına, unutmak ve yalnızlık gibi aklımı karıştıran konulara tümüyle takılıp kalmıştım. İç dünyam karımın sevecen, kızgın, üzüntülü, mutlu, heyecanlı ses tonuyla çınlıyorken sanki kapıdan o her an çıkıp gelecekmiş gibiydi. Unutamadığım her şeyin iç dünyamda da bir karşılığı olduğunu üzülerek seziyordum, üstelik bunu kendimden başka kimsenin anlayamadığının da farkındayım.

İçimdeki dünyada yankılanan o sesler o görüntüler silinip unutulana kadar bu acı, keder ve üzüntü sürüp gidecek miydi, öyle mi? Öyleymiş evet, bunu bilmenin şaşkınlığı ile uzun uzun susuyordum. Bir sabah kalktığımda, bir akşam yattığımda, çamaşırları askıya astığımda, sigara dumanını yanık siyah ciğerlerimin en uzak, en kuytu köşesine çektiğimde artık onu hatırlamadığımda bu acıklı ve dramatik hikâyenin de sonuna gelecektim.

Bakımsız kalarak yıpranan evin karanlık odasında bir başımaydım, bu gece dünyaya bir de ölen eşimin gözünden bakmayı denedim, dünya ne kadar da saf ve iyilikle dolu geldi gözüme. Eşim ile ilk kez buluştuğumuz serin bir çay bahçesinde içtiğimiz sıcak, demli çayların tadını ve onun saçındaki kırmızı tokayı hatırlamaya çalışırken zihnimi epey zorladım. Kırmızı renkli tokası saçlarının arasında biraz garip biraz da havalı duruyordu ki ben ona sımsıcak âşık olmanın mutluğunu doyasıya çıkardım. Beni baştan çıkaran o tokayı avuçlarımın arasında gezdirmeye başladım, başıma gelen bu ani ölüm karşısında çaresizliğimi tüm kalbim ve tüm bedenimle hissetmiştim. Tüyler ürpertici bir ev haline gelen bu yer aynı zamanda eşimin hatıralarıyla dolu bir yer halini de almıştı.

Elimi attığım her eşyada çarşaflarda, yastıklarda, kül tablasında hüznümü bildiren gözlerimle süzdüğüm her ayrıntıda aynalarda, çekmece gözlerinde, kapı kollarında, duvarda asılı saatte dalınca aklıma birer birer anılar ve beraberinde de eşim geliyordu.

Elimdeki hatıra kokan eşyaları tek tek gayretle önüme dizdim, sessizce birbirimizi ağır tavırlarla baştan sona süzer gibi izledik. Onlar eşimden bana kalan yadigâr bir elçiyken ben de onları koruyup yaşatması gereken bir muhafızdım. Eşim duyabilseydi ona şu kelimeleri güzelce ve hiç acele etmeden söylemek isterdim: Gönlün rahat olsun, sakın meraklanma! Hatıraların bana emanet.

Eşyaların arasından onu ilk defa dudaklarından öptüğümde boynuna sarılı siyah fuları dikkatimi bütünüyle aldı. Siyah fuların onun güzel boynuyla bütünleşmesini çok severdim. Şimdi korkunç ve yalnızım. Korkutucu bir akşam içimde bir şeylerin koptuğunu acıyla kavrıyordum. Karanlık duvarların göze çarpan soğukluğu ölüm denen ayrılığın bir anda hayatımı alt üst edişi bütün bunlar yaşamımın olağan akışını aniden yıkmaya, berbat etmeye yetti.

Bir ay geçti, asırların içine hapsolmuşum gibi gelmişti zaman bana. Öylesine üzgünüm, yorgunum ki başım bir hayli ağrıyor. Boğazımda takılı kalan lokmalar sinirlerimle oynuyor, artık buna alışmak zorundayım biliyorum. Bütün kırgınlıklar, kızgınlıklar, öfkeler, hesaplaşmalar, tatlı çekişmeler, unutulmaz laflar, şirin jestler... Hepsi zihnimde olağanüstü bir hücum halinde. Şimdi geriye dönüp geçmiş senelere geçmiş günlere bakınca hepsinin yerini ayrı ayrı özlerken buluyorum kendimi. Ben hayatımı, kaderimi güzel eşimin mis kokulu avuçları arasına bıraktığımı, o bu dünyadan göç edince anlayıverdim. Ben onu çok severken hiç pişmanlık duymamış olmanın bir an için gururunu keyifle yaşadım.

Oturdum, her şeyini kumarda kaybeden yorgun ve umutsuz bir adamın oturmasına benzer gibi. Kaderim buymuş demek gelmedi içimden olsun kaderim buysa buna da razıyım demek daha çok geldi içimden. Kalktım, aynanın karşısına dikiliverdim, simsiyah bir karamsar yüz ile yüzüme su tuttum, su değmeyen yerleri özellikle, dikkatlice yıkadım. Bu evden, bu eşyalardan, unutulmaz hatıralardan kaçsam kurtulabilir miydim, yoksa peşime düşerler mi? Bütün bunlardan kaçmanın elbette bir yolu vardı fakat kendimden nasıl ve asıl önemlisi nereye kaçabilirdim ki?

Hiçbir taşına el sürmediğim, yokuşundan çıkarken zorlanmadığım, kaldırımlarını eskitmediğim, çeşmelerinden kana kana su içmediğim,  insanlarını uzaktan seyretmediğim bir kentte hayata yeniden başlama fikri beni bir nebze daha yaşama bağlıyor. Ama her ne hikmetse birden yine eşimin hayata veda ettiği aklıma giriverdi, sessiz sessiz nefes alışımı dinledim. Önce sabrettim bir müddet sonra isyan ettim, ortadan ikiye bölümdüm, parçalandım. Esen her rüzgârda oradan oraya uçuşan bir bayrak gibi savunmasızdım.

Aklımın bir yanıyla ve umursamaz tavrımla bu ıstırap hiç bitmeyecek dedim ve ekledim yalnızlık ve ayrılık beni bir başkası olmaya üzüntü ve kahırla yaşamaya zorlarken acınası halde acizliğimin farkına varıyordum. Baktığım her yerde beni bir başka zamana götüren bir nesneyle karşılaşmak hem sinir bozucuyken hem de inanılmaz korkunçtu fakat bir yanımla eşimi güzelce hatırlamak da çocuksu bir neşe veriyordu. Ben aslında eşyaları sevmem eşyaların ruhumda bıraktığı hisleri severim. O bu dünyadan göçüp gidince hayatımdan önemli bir şeyin benden çekip alındığını, eksildiğini ve yerinin doldurulamayacak kadar inanılmaz olduğunu anladım.

Bir gece balkonda uyurken gökyüzünde bir yıldızın sarmaş dolaş hareketlerini sabaha kadar takip ederken gözümüzü her açıp kapayışımızda yıldızın orda olup olmadığını şüpheyle aramaya çalışmıştık. Ya da tırnaklarının kesme rutini geldiğinde etrafa tek tük dağılan kesik parçaları toplamak için kıyasıya bir mücadeleye tutuşurduk. Hatıralar ve izleri olağanüstü bir hüznü gövdeme, omuzlarıma yüklüyordu. Ona âşık bir adam olduğumu ilk defa söylediğimde aynı zamanda ona karşı zaafımı, eksik yanımı, acizliğimi ve onun karşısında duygusal yönden güçsüzlüğümü bildirmiş oluyordum fakat hiçbir zaman bunu bana karşı kullanmamış sevgiyi karşılıklı büyütüp çoğaltmıştık. 

Sensizliğe alışmam biraz da zamanın bana öğreteceklerine bağlı. Kendi dünyama çekilmiş durumdayım, oraya kimsenin girmesine müsaade etmiyorum. Eğer oraya biri girecek olursa kendi dünyam masumiyetini, saflığını ve büyüsünü yitirir diye çekiniyorum. Onu bazı anlarda o kadar özlüyorum ki ölümüm de muhtemelen bundan olacak, seni düşünürken bu kirli âlemden ayrılıp senin de içinde olduğun bir başka âleme geçiyor gibiyim.

Artık farklı bir kişiyim ben; şehirlerin, eşyaların, yüzlerin, insanların durmaksızın değiştiği gibi ben de farklı bir kişi olmuştum. Bir gece eşim rüyalarıma girdiğinde gördüğü yüzün aynı olmadığını anlayacak olursa buna neyin sebep olduğunu ikimiz de çok iyi bilirdik. O artık yok ve ben sevdiğim kadından ayrı bir hayatı tek başıma kucaklamak zorundayken avuçlarımın arasında sımsıkı sakladığım kırmızı tokalar ile karanlık odamdaki yerimi seçmeye çalışıyordum.

YORUMLAR

Hasan Fazlı Bora

Kalemine yüreğine sağlık hocam

13 Ağustos 2022

Özcan Yetim

Teşekkür ederim Hasan hocam.

13 Ağustos 2022

Öne Çıkanlar

Oscar 2022: En Çok Dalda Aday Gösteril..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çetin Devran

10 Mart 2025

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Eğer hayatınızdaki bazı kalıpları kırmak, geçmişte yaptığınız hatalardan ders almak ve gerçekten daha bilinçli bir şekilde yaşamak istiyorsanız, bu kitap size çok şey katacak.Bazı kitaplar vardır, okuduğunuzda sizi rahatsız eder. Çünkü size, aslın..

Devamı..

Kısa Kısa Roma İmparatorluğu

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024