“Geçen gün bir işyerinin yan sokağında demir kantarı gördüm. Adamlardan izin alıp çıktım. Bir haftada dört kilo vermişim.”
“Neden, hasta mısın yoksa?”
“Hayır, acıdan.”
“Benim de iki kiloluk acı çekmem lazım.”
“Âşık ol.”
Nasıl da bön bön yüzüme bakıyor. Öyle tabii oğlum, boşuna diyetisyenlere para veriyorsunuz. Acı çekeceksiniz acı. Gerçi kimisinin de boğazı Macellan gibi genişliyor. Aşk acıktırır mı, mide mi bulandırır? Acı çekmek mide bulandırıyorsa aşk da öyle. Aksine kimse ikna edemez beni. Yüğümsüz herif kolanın içine helva koyup içiyor. Sonra da acı çekmem lazım. Bok yemen lazım senin pis herif.
“Biliyor musun zamanında hangi aracın daha güvenilir olduğunu öğrenmek için buharlı lokomotifle bir atı yarıştırmışlar. Lokomotif arızalanmış ve at, yarışı kazanmış. Koskoca lokomotif, daha yolun başında gözden düşmüş. Ama tabii sonra işler değişmiş. Günümüze bakarsak ne kadar değişmiş olduğunu görüyoruz.”
“Yahu şimdi bunun konuyla ne alakası var?”
“Her söylediğimiz birbiriyle alakalı mı olmalı? Aklımdan geçeni sana da söyledim gitti. Fena mı oğlum yeni bir şey öğrendin.”
Karşımda neredeyse tabağı yiyecekken ne düşünecektim acaba?
“Aşkta kalmıştık ya hani, acı çekmekte falan.”
“Köpek sevgim neyse aşk da o benim için.”
“O ne demek yahu?”
“Biliyorsun köpekleri çok seviyorum. Bir o kadar da korkuyorum. Tüm korkuma rağmen besliyorum. Ama her an bana zarar vereceklermiş gibi geliyor. Kadınlar da. Her kadında bana bir köpek kadar zarar verme potansiyeli var. İş o kadına âşık olmama bakar. Etimden et koparıyorlar. Bu ilk aşkımda daha sancılıydı. Isırılmadık tek noktam kalmamıştı. Şimdi kırk sekiz yaşındayım. Isırıkların şiddeti azalsa da hâlâ canımı yakabiliyorlar.”
“Sen ne kullanıyorsun be dostum? Aşkı ve kadınları köpeğe benzetmek ne kadar normal?”
Senin normaline tüküreyim. Ne kullanıyormuşum? Bokboğaz.
“Aşk normal değil ki bir gün elbet biter. Kalıcı olan sevgidir. Tanrı sevgisi gibi. Baksana dinlere, bedenlere bile siniyor. Mesela saç tipleriyle dinler arasındaki bağlantılar... Dinine bağlı bir Yahudi saçını, favorilerini, sakalını ona göre uzatır. Müslümanlarda da öyle. Sakalın boyundan bakımına kadar her şey tarif edilmiş. Afrika’nın kabilelerinde bile var bu. Saçlarıyla tüm rütbelerini gözler önüne serebiliyorlar veya hangi kabileden olduklarını. Liderleri ise herkes tarafından fark edilecek kadar ihtişamlı bir saça sahip. Şimdi o kabilenin adını unuttum. Bu konuyu çok araştırmadım açıkçası. Fakat hep aklımın bir köşesinde.”
“Bak yine aynı şeyi yaptın. Konudan konuya geçiyorsun.”
“Varsın geçeyim dostum. Aşk da aşk. Bu yaştan sonra sürekli aşktan mı konuşacağız? Gelip geçici olduğunu biliyoruz.”
“Öyle deme, Nâlân abla hiç de gelip geçici değildi. Unutmuş olamazsın onu.”
“Unutmadım. Nâlân unutulur mu hiç? Gelip geçici olan aşk, o değil. Evet, koca bir ısırık aldı tam göğsümden. İzi de duruyor. Yine de aşkı geçti gitti. Isırık dedim de bak aklıma ne geldi? Bu defa alakalı, devirme öyle gözlerini.”
“Tamam, dostum dinliyorum.”
Nah dinliyorsun! Bir insanla oturup muhabbet ederken bu kadar yiyip içilmez. Medeniyetsiz kütük.
“Amerika’da bir horoz kafası kopmasına rağmen uzun zaman yaşamış. Adı Mike’mış. Sinirlerin kopmamasıyla falan ilgiliymiş. Ağzı olmadığı için şırıngayla besleniyormuş. Sahibi Mike’ın üzerinden çok paralar kazanmış. Akıllı adammış. Hayvanı sürekli gösterilere çıkartıyormuş. Ben de aynısını yapardım. Bildiğin meşhur olmuş. Fakat onca zaman kafasız yaşadıktan sonra bir mısır tanesi ile ölmüş zavallı hayvan. Mısır tanesi der geçersin, önemsemezsin değil mi? Küçücük bir şey bile sonun olabilir. Ama ben bazen diyorum ki etimden et kopardılar da sinirlerim kaldı, sanki hayattayım. Mike gibi. ”
“Dostum ben müsaadeni istiyorum. Sohbetine doyum olmuyor. Yedi de kalktı gibi olacak ama bir randevum var. Şimdi çıkmazsam geç kalırım. Ben hesabı öderim. Sana iyi oturmalar.”
“Tamam, evdekilere selam söyle. Görüşürüz.”
Görüşmeyiz. Yedi de kalktıymış. Otursan daha da yerdin sen. Senin gibiler sadece tüketmek için varsınız.
“Beyefendi başka bir arzunuz var mı?”
“Bir kahve daha alabilirim. Biliyor musun bazı insanlar damağıyla düşünür. O yüzden ağızları hiç boş kalmaz.”
“Efendim, anlamadım.”
“Kahvenin yanına küçük bir kurabiye tabağı da rica ediyorum. Kurabiyeler de küçük olsun. Ben kocaman kocaman ısıramam. Beni ısırırlar ama ben."


.jpg)



