Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Aralık 2020

Kültür Sanat

Kuşa Yuva, Örümceğe Ağ, İnsana Arkadaş*

Esra Ertan

Paylaş

0

0


Reichardt, alışılagelmiş batıya yayılmacı/yıkıcı insan göçlerinin yarattığı şiddetin hikâyesiyle ilgilenmiyor. Yapmaya çalıştığı şey bu talanın tekrar tekrar anlatılagelmesi değil. Kültürü şekillendiren, kültürün tesis ettiği ilişki biçimlerinin doğasını göz ardı etmeden insanın doğayla olan saf ilişkisini bir biçimde koruduğu/sürdürebildiği bir zamanın ekonomi ilişkilerini önceliyor.

First Cow, Kelly Reichardt filmografisinin son halkası. Jonathan Raymond’ın Half- Life: A Novel adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu Kelly Reichardt yine Jonathan Raymond’la birlikte kaleme alıyor. Bir önceki filmi Certain Women (2016) da Maile Meloy’un B.Travis adlı öyküsünden bir uyarlama idi. Kelly Reichardt edebiyatı seviyor, uyarlamaları seviyor. Bu yakınlık, sinemasının anlatım dilini roman tekniğine yaklaştırarak metni seyirci/okur karşısında görselleştiriyor. Hayatın ritmini, onu gerçek zamanından uzaklaştıran tüm sentetik kaygılardan, hazlardan, aksiyonlardan, söylemlerden ayıklayarak, modifiye edilmemiş, rötuşlanmamış, tasarlanmamış bir zaman/mekân duygusu içerisinde yol alıyor hikâyeleri.


Kelly Reichardt

2019 tarihli First Cow, bu yıl Berlin Film Festivali'nin yarışma bölümünde seyircisiyle buluşmuştu. Reichardt sinemasını takip eden seyircinin bildiği üzere yönetmen filmlerinde basit, küçük hikâyeler anlatmayı tercih ediyor. Aslında First Cow’un, Reichardt’ın Certain Women, Meek’s Cutoff ya da Wendy and Lucy gibi önceki filmleri ile bir bütünlük teşkil ettiğini söylemek mümkün. Onun karakterleri uzun, düz bir çizgi üzerinde döngüsel olarak bir yol/yolculuk halinde seyrediyorlar. Taşra ve taşranın kendi koşullarıyla açıklanabilecek kuşatan ve yutan ritminin karakter üzerindeki izdüşümleri, karakterin bu ritmin değişmezliği içerisindeki dönüşümü bir karşıtlık zemini üzerinde birbirleriyle dans ediyorlar Reichardt sinemasında.


King Lu (Orion Lee, solda) ve Cookie (John Magaro, sağda)

Basit bir hikâyesi var First Cow’un. 19. yüzyılda, Amerika’nın batısında başlayan altın arayışlarıyla “altına hücum” dönemi olarak ifade edilen, göç/yolculuk hareketlerinin canlandığı bir zamanda Oregon’da kürk avcılarına katılan Cookie Figowitz’in, Çinli bir göçmen olan King Lu ile yollarının kesişmesi etrafında gelişiyor olaylar. Cookie ve King Lu “altına hücum” döneminin, hayalperest ve atılgan diğer yandan sert ve vahşi batı Amerika ekonomisinin birer girişimcisi aslında. Ancak iki karakter arasında gelişen arkadaşlık/ortaklık, “wild wild west” argümanlarından uzak şekilde tesis edilmiş bir yakınlık. Reichardt, alışılagelmiş batıya yayılmacı/yıkıcı insan göçlerinin yarattığı şiddetin hikâyesiyle ilgilenmiyor. Yapmaya çalıştığı şey bu talanın tekrar tekrar anlatılagelmesi değil. Kültürü şekillendiren, kültürün tesis ettiği ilişki biçimlerinin doğasını göz ardı etmeden insanın doğayla olan saf ilişkisini bir biçimde koruduğu/sürdürebildiği bir zamanın ekonomi ilişkilerini önceliyor. Cookie aslında bir aşçı. Boston’da bir fırında öğreniyor tüm bildiklerini. Oregon’da aralarına katıldığı gruplara yemek pişiriyor. Filmin açılış sahnesinde onu ormanda mantar toplarken görüyoruz. King Lu ise ticari düşünebilen bir girişimci. Bir tür kobi. Cookie’nin mutfak becerisi ile King Lu’nun girişimci adımlarının bir araya geldiği bir iş tasarlıyorlar. Kurabiye yapımı. Ancak bu işin devamlılığı ve değerliliği süte bağlı. O tarihlerde Amerika’nın batısı için büyük baş hayvanın ekonomik olarak temsil ettiği bir değer yok. Dolayısıyla ineğin sütü en fazla bir tüccarın ya da yerel bir bürokratın çay sütü olabilecek lükste bir şey. Dolayısıyla Cookie’nin ve King Lu’nun yapacağı gezgin pastanecilik işinin başarısı ve sürekliliği bölgedeki bir zenginin ineğine bağlıdır. Filmin ikinci yarısı bu kurabiyelerin ve ineğin etrafında gelişmeye devam ediyor.


Cookie ve Eve

Kelly Reichardt’ın bir fotoğrafçılık geçmişi var. Bu fotoğrafik bakış açısı filmlerinin görüntü estetiğini de biçimlendiriyor. Küçük kasabaların pastoral renklerine, kültürün doğayla olan canlı temasına ancak bu temasa rağmen hep orada duran açıklanamaz bir hüzne seyirciyi, duyumsatıcı bir anlatım diliyle maruz bırakıyor. Minimal dokunuşlarla yarattığı ‘an’lar, hikâyelerini duyumsatıcı bir dille yorumlama olanağı veriyor yönetmene. Bununla birlikte benim Kelly Reichardt sinemasında önemsediğim şey, onun taşra ve eril dil arasında kurulmuş, gelişmiş/kemikleşmiş anlatım dilini, başka bir bakış açısıyla tercüme edebilmesi. Taşraya dair yalışıtılmışlık hissinin ve bu hissin yaratıcı doğa üzerinde yarattığı kısırlığın, çıkışsızlık duygusunun bir erkek bakışı etrafında hikâyeleşmesinin önünü kesebilmesi. Reichardt sinemasında bu tutumu önemli buluyorum. Cookie ve King Lu’nun, diğer Amerikalılar gibi Amerika’ya dair, yaşama dair düşlerini gerçekleştirmek isterken karşılaştıkları şanssızlıklarla/zorluklarla, Wendy ve Lucy’de mesela Wendy’nin çalışmak için Alaska’ya giderken geçtiği Amerikan kasabalarında karşılaştığı talihsizlikler bize hep taşra ve umut/umutsuzlukla ilgili bir şeyler söylüyor. Nihayetinde içimizdeki o sınırsız taşranın yarattığı dip sarsıntılara, umut mekânlarını vaat eden fırsatların olasılığıyla katlanabiliyoruz. Ve bu cinsiyet ötesi bir deneyim.

Kelly Reichardt, her filmiyle hikâyelerini ve sinema dilini edebiyatın (öykü ve romanın) imkânlarıyla yeniliyor, tazeliyor. Öte yandan seyirciye aynı zamanda bir okur olduğunu hatırlatarak onu, okur sorumluluğuyla birlikte duyumsatıcı bir metnin hazzıyla baş başa bırakıyor.

*Yazının başlığı William Blake’in Cehennem Meselleri adlı şiirinden bir dizedir. Filmin açılış sekansı bu dizedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Game of Thrones'un Yazarı George RR Ma..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayşe Begüm Çelik

5 Nisan 2025

Celladın Güzel Yüzü

Kendine bir in buldun. Gerçekten mi? Bu in, sana sığabilecek kadar küçük, dar bir yer mi? Sen ona sığabilecek kadar büyük, geniş misin? Hiç düşündün mü buraya nasıl geldiğini? Bir de utanmadan köpek var yanında. İt ve sen indesiniz. Sığıyor gibi davranıyorsun. Hakkındır.Kitaplarda..

Devamı..

Gecenin Deneyimine Direnen Gelecek Ufku

Josef Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024