Dünya herkesi kırar ve sonra
Bazıları işte o kırık yerlerinden güçlenir.
– Ernest Hemingway
Gök tam olarak koyu lacivertti. Üzerine düşen kuşlar göğün rengine bürünüp uzaklaşıyorlardı. Kuşlar kendi adreslerine ağaç tepelerindeki tüneklerine, bir kısmı da çatılardaki yuvalarına ve yavrularına uçuyorlardı. Samet’in derdi gücü kuşlardı. Okulu asmış, terasta kuş indirmeye çalışıyordu. Her kuş inmez. Her kuşun eti yenmez! Biliyor bunu Samet, farkında. Kuşlar kanat çırpıp duruyorlar başının üzerinde. Tereddüt ediyorlar inmekte. Kimi iner gibi yapıp kalbi ağzında Samet’in yüzünde beliren anlık tebessümü kanatlarıyla kesip göğün rengine, koyu laciverte boyanıp gene birbirlerinin ötüşlerine çarpıp duruyor, uzak damlara, çatılara inip kalkıyorlardı.
Nurgül Hanım sesleniyordu Samet’e. Biliyordu, adı kadar emindi Samet’in terastaki gizemli yerinde olduğundan. Samet adını çağıran tiz sesi umursamıyordu. Ne de olsa anası hatırına dokunmaz, kızmazdı. Kocası kadar baskılamıyordu Samet’i. Onun böyle özgür kararında diretip, doğru olduğuna inandığını yapıyor olmasını önemsiyordu.
‘’Samet bu kaç?’’
“Altı.”
‘’Aferin sana Samet, saat kaç Samet?’’
Kolunu kıvırdığı eski ceketin altındaki saate yabancı bir adamın yüz çizgileri düşüyordu.
Bir sürü kimse var diyemem. Ama var böyle Samet gibi işi gücü bir tutku olan insanlar. Çocuklukta başlar asıl duyduğu sevgiyi, aşkı bir serüvene, değer biçilemeyecek servete çeviren.
Samet kuşları bir güzel yemledi, su verdi kaplarla önlerine. Hepsi guğurdanıp durdu, kanat çırptı, selamladı Samet’i. Teşekkür etti. Samet öyle mesut ki göğsü dik bir rampaydı sanki, sağlamdı. Şimdi istese herkese alengirli laflar eder. Duyan utanır on yaşındaki çocuğun bu hitap gücünden. Yüreğinde kuş kanadı var çocuğun; öylece dilinde çırpınır.
Samet indi. Elini yıkadı. Sofraya geçti. Babası yeni giriyordu içeriye, demir kapı gıcırdadı. Ve cezaevi kapısı gibi sürgülendi. Bu kapı her duyanda aynı kanıyı uyandırırdı. Samet yer sofrasında toplandı. Büzüldü. Zayıftı ve sanki daha da zayıfladı bir top halini aldı. Gücü çekilmiş, bir yerinden bir çalının dikeni batsa tüm havası boşalacakmış gibi, içi çekilecekmiş gibi olmuştu.
Mutfakta biraz da kocasını hoşnut etmek için hamarat bir kadının verdiği çabanın sesleri geliyordu. Çanak, tabak, kaşık sesleri; terlik tıpırtısı, dönenen eteğinin fır fır dönüşünün… Üç güvercin indirmiş muzaffer Samet, şimdi telekleri yolunmuş bir kuş gibiydi. Babası kızarık gözleriyle bakışladı Samet’i ve duvara dayalı halı yastığa, yer minderine ilişti, sırtını yasladı. Başını iki eline aldı, alnını ovup durdu. Samet bıyık altından güldü. Babasının yukarı uzanan sivri kafası şimdi bir limon ya da armudu andırıyordu. Elinde kemer yoktu, kavak sopası da yoktu. Okulu kırdığı ulaşmamış demek kulağına ya da başka hesap peşinde. Kaç kez okuldan alıp berberin yanına işe sokacağını söylemişti.
‘’Bir daha olacak mı? Tövbe mi? Bak mezardan babam gelse tamam mı dedim?’’
‘’…’’
‘’Öyle baykuş gibi bakma yüzüme.’’
‘’Tamam baba.’’
Samet bir ay düzenli gittiği okulu gene asmaya başlamıştı. Yemek içmek aklına gelmiyordu. Anası hazırladığı sofrayı terasa çıkarırdı. Eski, paslı bir tenekenin üzerine ya da kırık briketlerin üzerine bırakılan yemekleri onun dalgınlığında kuşlar yerdi. O yemekler sayesinde bile kaç kuş indirmişti. Umursadığı yoktu. Okulda üç çocukla yarış halindeydi. Geçen hafta Metin on tane beyaz paçalı indirdiğinden dem vuruyordu. İnanmamıştı. Metin de onları evine götürmüş göstermişti. Metin’in bapsının evde oluşuna şaşırmıştı. Bir baba evdeydi ve ondan gizli kuş bakılmıyordu. Babası da birlikte gelmiş, bahçelerindeki kafeste onlarla birlikte kuşları sevmişti. Bir babanın kuşları sevmesi bir çocuk için en büyük şanstı. Birlikte saymışlardı, tam otuz kuş vardı. Onunu geçen hafta indirmişti Metin.






