Kütüphanelerin yüzde 90’ı e-kitap ödünç verme hizmeti sunarken, yetişkinlerin yüzde 22’si bu hizmetten haberdar değil ve yüzde 16’sı da kütüphanelerinin böyle bir hizmet sunmadığını söylüyor.
Kütüphaneler yüzyıllardır yalnızca kitapların saklandığı yer oldu. Kelimenin kökeni 14. yüzyılda kullanılan, “kitap koleksiyonu” anlamındaki Fransızca
librairie sözcüğünden geliyor. İnsanın aklına tozlu rafları getiren bir sözcük. Ancak kitapların biçimleri nasıl değişiyorsa bizim öğrenme yollarımız da onunla beraber değişiyor. ABD’deki araştırma şirketi Pew’in yeni çalışması, kimlerin hangi sıklıkla ve ne için kütüphaneye gittiğinin bu değişimler üstündeki etkisini öne çıkarıyor.
Pew’in çalışması, daha çok kütüphaneye giden insanların “hayat boyu öğrenenler” olarak tanımlandığını vurguluyor. İstatistiğe göre, kütüphaneye gidenler kendi başlarına öğrenme etkinliğine daha yatkın ve bundan daha pozitif sonuçlar alıyorlar.
Buna rağmen öğrenmenin tek yolu kitap okumak değil artık. Eğitim veren kurslar, konferanslar ve videolar, öğrenme yöntemlerinden sadece birkaçı. Kinestetik öğrenmeye yatkın bireyler uygulayarak, işitsel öğrenmeye yatkın olanlar dinleyerek öğrenebiliyor. Görsel öğrenmeye yatkın olanlarsa bir film ya da kitaptan yararlanabiliyor.
Kütüphaneler bu ihtiyaçları karşılayabilmek adına –gelenlerin gelir seviyelerini de göz önünde bulundurarak– halka yönelik çeşitli aktiviteler ve ücretsiz kablosuz internet kullanımı gibi imkânlar sunarak kullanım amaçlarını genişletiyor. Buna rağmen Pew’in araştırması, birçok ziyaretçinin bu imkânlardan haberi olmadığını gösteriyor. Araştırmaya göre, kütüphanelerin yüzde 62’si internet üzerinden kariyer ve işle ilgili kaynaklar sunarken, yetişkinlerin yüzde 38’i kütüphanelerin kendilerine hangi servisleri sağladığını bilmiyor. Aynı şekilde, kütüphanelerin yüzde 35’i lise eğitimi denkliğinde sınıflara sahipken, neredeyse yetişkinlerin yarısı bu hizmetten haberdar değil. İstatistikler girişimcilik programları, internet üzerinden sertifikalı eğitimler ve e-kitap alımı hizmetleri için de benzer seyrediyor.
Sağlanan hizmetler ile kullanıcıların bu hizmetlerden haberdar olması arasındaki uyumsuzluk şu örnekte daha çok göze çarpıyor: Kütüphanelerin yüzde 90’ı e-kitap ödünç verme hizmeti sunarken, yetişkinlerin yüzde 22’si bu hizmetten haberdar değil ve yüzde 16’sı da kütüphanelerinin böyle bir hizmet sunmadığını söylüyor.
Yine de kütüphaneciler rakamları değiştirmek adına hâlâ hizmet sunmaya devam ediyor. Pew’in araştırmasına yanıt olarak Atlantic, daha çok fonlamanın, 2012’den bu yana sayısı yüzde 9 düşen ziyaretçi kitlesinin dikkatini çekmek adına kütüphanecilere yardımcı olabileceğini söylüyor. Bu rakam, Müze ve Kütüphane Servisleri Enstitüsü tarafından da doğrulanıyor. Birebir ziyaret 2009’dan bu yana yüzde 8,2 oranında azalmış
2014’te yapılan bir araştırma, kütüphane algısının bir kitabevinden ziyade kutsal bir anlama dönüştüğünü gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 55’i yaşadıkları yerde bir kütüphanenin kapanmasının bomba etkisi yaratacağını söylüyor. Ancak kütüphanenin bu denli anlamlı olduğunu söyleyen birçok kişi aslında kütüphaneye gitmiyor. Okuma kaynaklarını korumak ve öğrenmenin yeni yollarını teşvik etmek için öncelikle kütüphanenin varoluş amacını tam olarak algılamak gerekiyor.