La Sesi
30 Aralık 2018 Öykü

La Sesi


Twitter'da Paylaş
0

Kulağım çınlıyor dünden beri. Sol kulağımda hiç susmayan bir la sesi duyuyorum. Başlangıçta önemsemiyor insan ama geçmeyince çekilmez oluyor. Beni perişan etmese doktora da gitmezdim zaten. Hastaneye girerken hava kapanmış, ben çıkana kadar yağmur başlamış. Şimdi doktor kulağını koru dedi ya, yağmurdan bile korkar oldum. Böyle kafamı montun içine gömmeler falan, komik komik. Çıkışta arabamın önüne biri park etmiş. Ne acelesi varsa artık, sileceklerin altına telefon numarasını sıkıştırıp gitmiş. Arabaya bindim, telefonumu çıkarıp numarayı tuşlayacağım, rakamlardan biri yağmurdan silinmiş. Son rakam dokuz mu, üç mü, epey düşündüm. Sonunda dokuzu tuşlayıp iyi olan kulağıma götürdüm. Meşgul sesi aynı kafamdaki ses.

Yağmur bir yandan iyice hızlanmış. Anlaşılan bir süre park halindeki arabaları izleyeceğim. Radyoyu açmayı düşündüm ama vazgeçtim. Belki iyi gelir diye ağzıma bir sakız attım. Telefonumu elime alıp beklemeye koyuldum. Sakız ve Instagram beni epey oyalamış olacak, kulağıma işkence eden motor sesini duyana kadar önümdeki aracın sahibinin geldiğini fark etmedim. Hareket eder etmez iki çift laf edeyim diye camı indirdim. Ama o, herhalde arka koltuğa oturmak istemeyen oğluna laf anlatıyordu, bana bakmadı. Ben de yürüdüm. Her yağmur yağdığında olduğu gibi, yine herkes aynı anda trafiğe çıkmaya karar vermiş. Navigasyonu açıp kendime güzergâh çizeyim dedim, en iyi ihtimalle markete uğrayıp eve gitmem bir buçuk saati bulur. Üstelik, Murphy sağ olsun, tüm kırmızı ışıklara yakalanıyorum.

Benimle beraber arkamdaki gri C-MAX de aynı kaderi yaşıyor. Arabayı benim yaşlarımda bir adam kullanıyor, yanındaki koltukta bir kadın uyuyor. Serap'a mı benziyor o? Yok artık, karımın ne işi var başkasının arabasında? Delirme. Arka koltukta da herhalde kızları, sekiz ya da on yaşında vardır. Kim bilir hangi kurstan, özel dersten dönüyorlar. Sana ne şimdi bundan? Hayır, merak ediyorum sadece, hangimiz daha mutlu şu an, daha şanslı ya da daha özgür? Ben mi yoksa onlar mı? Ben böyle dikiz aynasıyla konuşurken bir an için direksiyondaki adam bana baktı sandım. Sanki burada olmamız tesadüf değilmiş de geleceğim, en sefil haliyle peşime takılmış gibi. Olamaz mı? Olabilir valla, kadın da Serap'a benziyor zaten. Korna sesleri beni kendime getirdi. Gaza bastım. Markete varana kadar kulağımdaki tek notalık şarkı vızıltıya dönüştü, bir de başımın sol tarafına müthiş bir ağrı saplandı. Doktor tomografi çekelim dediğinde kabul etsem daha mı iyiydi dedim içimden. Sakız da bir işe yaramadı, çıkardım.

Park edip kontağı kapadım. Doğruca markete koştum. Bu havada ve bu durumda önemli bir şey mi arıyordum, hayır. Sadece henüz eve gitmeye hazır değildim. Aklıma biraz alkol almak geldi. Belki uyutur, uyuyunca da kafamdaki gürültü dinmiş olur dedim. İçecek reyonuna döndüm derken neredeyse küçük bir çocuğu eziyordum. Çocuk korkudan koşarak babasının kucağına atladı. Sonra ikisi birden durup tuhaf tuhaf bana baktılar. Geriye doğru sendeledim. Tek elim kulağımdaydı ve kulağımdan bütün vücuduma bir sıcaklık yayılıyordu. Başımı çevirdiğim her yerde küçük çocuklar ve babalarını görüyordum. Kimisi ağlıyor, kimisi avazı çıktığı kadar bağırıyor, kimisi yüksek sesle gülüyordu. Ama hepsi de sözleşmiş gibi ben yaklaşınca dönüp bana bakıyorlardı. Yok yok, kesin delirdim, dedim.

Elimde bir ıslaklık hissettim, kulağım kanamış. Bir de ses her yerdeydi, ondan başka bir şey duyamıyordum. Kafatasım çatlıyordu. Market sanki giderek kalabalıklaşıyordu. Kasaların orada bebeğini emziren bir baba gördüm. Önündeki kasa görevlisi çocuklara barkot yapıştırıyordu. Az sonra yanımdan, içinde benim yaşlarımda bir adamla bir market arabası geçti. Arkasından bakınca arabayı itenin küçük bir çocuk olduğunu gördüm. Kulağımın içinde bir şey vardı. Ellerim kan olmuştu. Serçe parmağımı içeriye sokmaya çalıştım. Parmağım bir metale değdi. Başparmağımı da kullanarak metali bütün gücümle tutup dışarı çektim. Acıdan olduğum yere yığılmışım. Gözümü hastanede açtım. İlk anda hayal meyal sabahki doktorun ve Serap'ın fısıltıyla konuştuklarını duydum galiba. Uyandığımı fark etmediler. Ben kendime gelene kadar odadan çıkmışlar. La sesi gitmiş. Başım da ağrımıyor. Elimle kulağımı yokladım, bandajlıydı. Biraz sonra odaya bir hemşire geldi. Bana iyi olup olmadığımı anlamak için sorular sordu. Testi geçtikten sonra ona, “Bana ne oldu?” diye sordum. O da, “Markette düşüp, başınızı çarpmışsınız,” dedi. Karımı çağırmasını rica ettim. Çok korkmuştu kesin. Benim yüzümden. Serap içeriye girdiğinde, üzüntüden mi yoksa hamileliğin etkisi mi bilmiyorum çok bitkin görünüyordu. Elimi tuttu. Onu yanıma oturttum. Özür dilemek istedim. O da bir şeyler söyleyecekti galiba ama ikimiz de konuşamadık. Cebinden bir şey çıkarıp bana uzattı. “Seni bulduklarında avucundaymış, kaybettin sanıyordum,” dedi. Elime aldım. Üzerinde kurumuş kan lekeleri vardı,


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR