“Uzanırız ve gerilmedik kas kalmaz kolumuzda ama sonsuzluğu bizden saklayan perdenin ucundan tutabiliriz yalnızca.”
Sonbahar çelişen duyguların mevsimidir. Bize hayatımızın sınırlarını hatırlatır; her güzel şey geçicidir. Dökülen her yaprak, ölümlü olmak üzerine yazılan bir ağıt ve yaşam denilen hediyeyi ele alan bir rapsodidir. Her ikisine de sahip olduğumuzun farkında olmak, ölümlülüğün iyi yanını vurgular.
Ancak sonbahar aynı zamanda aydınlanma mevsimidir, çünkü görünen kayıp daha büyük bir gerçeği ortaya çıkarır: Klorofil bir yaşam gücüdür ama aynı zamanda bir pelerindir ve ağaçlar onu yapraklarından döktüğünde doğanın gerçek renkleri ortaya çıkar.
Fotosentez, doğanın ışıktan hayat yaratma şeklidir. Klorofil, bir ağacın fotonları yakalamasını sağlar, enerjisinin bir kısmını çekerek şekerleri (yapraklar, kabuklar, kökler ve dallar için hammadde) üretir ve ardından daha fotonları atmosfere geri salar. Ağaç, hayatını hava sayesinde sürdüren bir “ışık yakalayıcı”dır.
https://cdn.oggito.com/images/full/2021/11/mavi_muzlar2.jpg
İnsanlar, yaprakların neden dökülüp renk değiştirdiğini çok uzun zamandır merak etse de kanımızdaki hemoglobinle kimyasal özellikleri benzeyen klorofil ancak 1817'de Fransız eczacı-kimyager ikilisi Bienaimé Caventou ve Pierre Joseph Pelletier tarafından keşfedildi ve adlandırıldı. Dönüm noktası niteliğindeki makalelerine şunları yazdılar:
“Uzun zamandır bilinen ve hikâyesine sadece birkaç gerçek eklediğimiz bir maddeyi isimlendirmeye hakkımız yok ancak klorofil adını kloros, renk ve φυλλον yani yapraktan türeterek öneriyoruz. Bu, doğada oynadığı rolü gösteren bir isim.”
Ancak hâlâ tüm özellikleri bilinmeyen klorofil, ağaçlardaki tek pigment değildir. Bir yaprağın ömrü boyunca hücrelerinde dört ana pigment bulunur: klorofilin yeşili, aynı zamanda ksantofilin sarısı, karotenoidlerin turuncusu ve antosiyaninlerin kırmızıları ve morları. İlkbahar ve yaz aylarında, günlerin uzadığı ve parlaklaştığı zaman, ağaç fotonları büyüdüğü için klorofil yapraklara doluşur.
Sonbaharda gün ışığı azalmaya başladığında ve hava soğuduğunda, yaprak döken ağaçlar kışa hazırlanır ve yemek yapmayı bırakır – besin üretmek, güneş ışığının yokluğunda metabolik olarak çok pahalı bir enerji harcamasıdır. Enzimler, hizmet dışı bırakılmış klorofili parçalamaya başlar ve başından beri görünmese de orada bulunan diğer pigmentlerin ortaya çıkmasını sağlar.
Benzer bir süreç, meyvenin yeşilden kırmızı, mor, turuncu veya sarı tonlarına bürünüp olgunlaşmasında yaşanır.
Klorofilin keşfinden iki yüzyıl sonra bilim insanları muzları UV ışığının altına yerleştirdi ve sarı meyvesi olgunlaştıkça ve klorofil bozuldukça bunun sadece sarının ksantofilini ortaya çıkarmakla kalmayıp, klorofil kataboliti hmFCC'yi de – daha önce bilinmeyen bir mavi floresan bileşiği – ürettiğini keşfetti.
Diğer araştırmalar, şeytan sarmaşığı adlı bitkinin de bu mavi pigmenti içerdiğini kanıtladı. Klorofil hâlâ gizemini koruyor ve insanda merak uyandırıyor. İki yüzyıl önce keşfettiğimiz, bir milyar yıldan daha uzun bir süre önc, ilk yeşil bitkiler prokaryotlardan evrimleştiğinde doğanın yarattığı bir şeyin, hâlâ gizemini koruması ne kadar heyecan verici.
Çeviren: Aslı İdil Kaynar
(Brainpickings)






