Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Haziran 2018

Öykü

Mehmet Dinç • Bedro

Mehmet Dinç

Paylaş

33

0


Yüzyıllardır savaşçıların bir ucundan, öteki ucuna dal bacaklı küheylanların sırtında yıldırım hızıyla geçtiği kurak bir coğrafyaydı ova. Gılgameş, Darius, İskender ve Derweşê Evdî’nin sandaletlerinin toza bulandığı yerdi aynı zamanda… “Behr’un Nehreyn,”, “Verimli Hilal,” gibi nazlı isimler verilse de ovaya, buralara çöl de denirdi yazın kavurucu sıcaklarında… Yine de kuraklığı kendinden menkul olsa da, baharın gelişiyle beraber cılız otların yeşerdiği, gözün sınır çizemeyeceği kadar geniş bir meraya dönüşürdü. Zamanın ruhuna paralel olarak kuşakta hançer, omuzda kırma tüfekler, barutlu tabancalar ve güneşin batımına doğru ufukta yelkenleri andıran keçi kılından çadır zamanıydı, o zamanlar. Talan zamanıydı aynı zamanda; aşiretin er kişilerinin, bir şafak vakti baskın düzenleyip yarısını kurtardıkları hayvan sürülerini önlerine katarak obalarına döndükleri av zamanıydı… Ölmek ve öldürmek şah damarı kadar yakındı insana, bir o kadar meşruydu, bir o kadar cesaret ya da intikam gerektirirdi. Aşiretler vardı ya… İntikam almak öldürülenin en yakın hısımına düşerdi; derece dereceydi intikam alma sırası, ağabeylerden, erkek kardeşlerden başlardı… Kardeş yoksa amca çocukları, onlar da yoksa ikinci kuşak amca çocukları, onlar da yoksa bu böyle sürüp gider, en sonunda bu görev birilerine verilirdi. Hele ki öldüren pişman değilse, kan parası ödemeyi ret ediyorsa, ovanın üzerinde uçan şahin olunur, bir kertenkele gibi hangi deliğe girmişse bulunur, kan, kan ile temizlenirdi; o zaman baş dikleşir, gözler parlar, cıgaralar sarılır, böylece bir şenliğin buğusu obanın çadırları arasında gezinirdi. Ağabeyi öldürüldüğünden beri doğru düzgün uyumamıştı Reşo. Aşiret çadırlarının olduğu yere de gitmiyordu. Peşindeki sürüsüyle karış karış geziyordu ovayı; bir eli çakaralmaz da, bir eli hançerinin kınındaydı. Uçan kuştan, esen yelden, yol üstünde karşılaştığı delilerden, dervişlerden, dilsizlerden, berduşlardan, sürüye su içirdiği vahalarda karşılaştığı insanlardan, kısacası iz sürme ihtimalinin esemesi okunan her kesten ve her şeyden Tayy aşiretinden Bedro’yu sorardı, eşkıya Bedro’yu. Gece oldu mu sürünün ortasına serdiği abasının üzerine uzanır, yıldız yağmuruna tutulmuş gökyüzüne dikerdi gözlerini; sonra Ay’ın yüzünde hülyalara dalan gözlerinin perdesinde, ağabeyinin suretini görürdü. Dalyan gibi bir adamdı ağabeyi; talana giderken, insan boyunu geçen küheylana atlar, göğsüne çapraz astığı tüfeğiyle birlikte, iki kolun zor kaldıracağı bir gürz taşırdı tek eliyle; gürzüyle çadırların direklerine vurur, deprem vurmuş gibi çadırlar oldukları yere göçerlerdi. Sonra önüne çıkan her kim olsa affetmez, bazen işi öldürmeye kadar vardırırdı; gecenin sonunda ise ganimet denen ne varsa önlerine katar, artlarında yükselen toz bulutuyla beraber ufukta görünürlerdi aşiret delikanlıları. Reşo uzandığı yerden doğruldu. Sardığı sigara yaprağının kenarını diliyle ıslattı, sonra yeni yeni terleyen bıyıklarının ucunu elleriyle sıvazladı. Sigara dumanını yüreğinin yangınını söndürmek ister gibi derin derin çekiyordu ciğerlerine. Bedro’yla karşılaşma zamanının giderek yaklaştığını hissediyordu artık. Çemberin daraldığını, sora sora ona çok yaklaştığının farkındaydı. Tabancasını her defasında belinden çıkarıyor, yağlı bezle sırtını, horozunu, kenarlarını, namlusunu temizliyordu. Geceler nede olsa baskınların suç ortağıydı. Sürüyü burada bırakacak, toy bir leopar gibi çölün bağrında açılmış yarıkların, ayın şavkının vurmadığı gölgelerinde ilerleyecek, şimale doğru yamaçların, tepelerin başladığı yerde, hep bir dumanın yükseldiği mağarada Bedro’yu kıstıracaktı. Tabancanın horozunu çekecek, “tık” diyen metal sesi ile birlikte, Bedro, ensesine dayanmış tabancadan haberdar olacaktı. Sonra Reşo, “Hem ağabeyimi öldüren, hem de alay edercesine kan parası ödemeyen sensinsin ha,” deyip… Sonra ağabeyinin intikamının nişanesi olarak da Bedro’nun kesik kulağını, aşiret obasının bulunduğu meydana götürüp atacaktı. Elindeki çubukla, köze dönmüş ateşi son kez karıştırdı. Küller, ay ışığında yıkanarak gümüşi renkte ince bir yol şeklinde göğe doğru yükseliyordu. “kalkma zamanı,” dedi içinden; elindeki çubuğu, havı sönmüş köze atıp, ayaklandığı sırada ardından bir “tık” sesi geldi. Sonra ensesiyle, saçlarının buluştuğu yerde namlunun soğuğunu hissetti. Kolları, güçten düşmüş iki bez parçasına dönüşmüş halde yüzünü döndü Bedro’ya. Ağabeyinin katilini ilk kez yakından görüyordu. Yaşlı kurtlara benziyordu Bedro; siyah sakalları, pala bıyıkları ile örtüşmüş, koyun derisi gibi bir koku ile birlikte yağlı saçları parlıyordu. Gecenin karanlığı, aydınlığa yenilmemişti daha. Öldürmenin, bağışlamaktan daha tatlı geldiği haz verici bir zaman dilimiydi. “Şimdi seni de ağabeyin gibi öldüreceğim. Sonra da sürünü peşime takıp gideceğim,” dedi Bedro. Sonra sustu. Reşo’nun gözlerine baktı. Gözleri çekik miydi? Yoksa korkudan mı kısılmıştı pek anlayamadı. “Ama istersen, bir anlaşma yapabiliriz,” dedi. “Ağabeyinin canına karşı, senin canını bağışlarım, kan parası olarak da sürünü sana bırakırım,” dedi. Reşo, güneşi, yıldızları, oğlakları, tayları ve aşkları düşündü bir an. Ağabeyinin yasını yüzüne sürdüğü küllerle tutan yaşlı anasını… Bir ergen olduğunu anımsadı sonra, el bileklerinin ne kadar cılız olduğunu gördü. Nabzının hızla attığını duyumsadı. Çok zamanı olmadığını bildiğinden olacak, başıyla olur anlamında başını salladı… Bedro, gasp ettiği silahlarla uzaklaşırken, aydınlık yer yer karanlığı kovuyordu artık, şafak söküyordu. Reşo’ya sorsan, doğacak gün, sonra gece, aklın alamayacağı bir şelale gibi mekânsızlığa ve zamansızlığa dökülüyordu. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmiyordu artık.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Eleştiri Ne Âlemde?Maurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gizem Arman

9 Aralık 2025

Özgürleştirici Bir Deneyim Olarak Kita..

Bazen hem okuru hem yazarı tarafından bırakılan en anlamlı miras, bazen bir kırılma anında tutunacak dal, bazen daha başlığıyla bile teselli eden bir dosttur kitap.“Kitap okudukça sıkıntım dağılıyor, ciğerlerim oksijenle doluyordu ..

Devamı..

Carver Bowlby ile Tanışmış mıydı?

Nurhan Şahinkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024