Tutku, çağlar boyu defalarca tanımlanmış kavramlardan biri. Bir kişiye, olaya, kavrama, ideolojiye tutkuyla bağlanabiliriz. Tutku kesinlikle mücedeleyle kardeş. Onu elde etmek zor. Sanata tutkuyla bağlanmış, mücadeleci sanatçılar, sanat sana aşık öleceğim demiş midir? Tekniğine hayran kalıp izlediğimiz, fırça darbelerini takip ederken, ışığın yüzeyde dağılmasıyla büyülendiğimiz, bizi düşüncelerin en derinine iten eserlerin yaratıcılarının perspektifinden okuma yaptığımız zaman söylemlerini, mücadelelerini görmek mümkün mü? Kadın sanatçıların var olma sorunsalına ek olarak, üretme, ideoloji gibi kaygıların eklendiği her yüzyılda tutku ve mücadelesinden vazgeçmeyen üç kadın sanatçının ışığı pes etmemek üzere yolumuzu aydınlatsın.
18.yüzyıl kadınların sanatta görünür olmasının neredeyse imkânsız olduğu dönemlerden. Bu dönemde kendi kendini yetiştiren Élisabeth Louise Vigée Le Brun, büyük engellere rağmen sanata devam etmeyi ve bir sanatçı olarak anılmayı başardı. 28 yaşında Fransız Akademisi'nin sadece dört kadın üyesinden biri olarak yerini aldı. Akademinin kadın varlığını bile güçlükle kabullendiği bu dönemde yeni bir kadın sanatçı olarak adını duyurmuş ve buna devam edecekti. Vigée Le Brun, özellikle aristokrat kadınların sempatik portreleriyle ve tekniğiyle övgü topladı. Tekniği ve kompozisyonları çağdaşlarınınkinden daha doğal bulundu. Dönemin koşulları göz önüne alındığında bir kadın sanatçının kendini kabul ettirmesi oldukça güçtü. Sanat ekstra fedakarlık gerektiriyordu. Öngörülemez bir mücadele ve çalışmayla dönemin aranan sanatçılarından birisi haline geldi. Devrim sırasında Paris'ten kaçmak zorunda kaldı. Avrupa'yı dolaşarak Floransa, Napoli, Viyana, Saint Petersburg ve Berlin'de eserler üretmeye devam etti.
Augusta Savage, Harlem Rönesansı ile ilişkilendirilen öncü heykel sanatçılarındandır. Aynı zamanda etkili bir öğretmen ve aktivistti. Afro-Amerikalıların sanatta eşit haklara sahip olmasını savunuyordu. 1921 yılında Cooper Union'da sanat eğitimi almak için New York'a taşındığında üniversitede yer almak için bekleme listesindeki 142 erkeği geride bırakmak zorundaydı. Savage 1923'te Fransız hükümetinin sponsor olduğu bir yaz sanat programına başvurdu ancak ırkçı nedenlerle reddedildi. Böylece sanatın demokratikleşmesi ve eşitlenmesi için vereceği mücadele başladı. İlk siparişlerinden biri olan Harlem Kütüphanesi için yaptığı W. E. B. DuBois büstü çok beğenildi ve Savage, Marcus Garvey ve William Pickens Sr. dahil olmak üzere diğer Afro-Amerikan liderlerin heykellerini yapmaya devam etti.
1929'da Harlemli bir çocuk olan Gamin'in heykeli ona geniş çapta tanınırlık kazandırdı ve Paris'te bulunan Academie de la Grande Chaumiere'de burslu eğitim almasına yardımcı oldu. Savage 1931 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne döndü ve 1932 yılında Harlem Toplum Sanat Merkezi'ne dönüşen Savage Sanat ve El Sanatları Stüdyosu'nu açtı. İki yıl sonra, Ulusal Kadın Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'ne seçilen ilk Afro-Amerikan sanatçı oldu. Sanatçı hayatının geri kalanında çığır açan eserler yaratmaya devam etti. Kadın olmanın zor koşullarının yanı sıra yaşadığı toplumun politik ve ırkçı tutumlarıylada mücadele eden Savage’in sanat tutkusu olmasaydı söylemleri ve mücadelesi şu an bize ilham veremezdi.
İranlı sanatçı Shirin Neshat, fotoğraf, video ve film alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan çağdaş sanatçıdır. Neshat'ın projeleri genellikle İslam ve Batı'dan erkek-kadın zıtlıkları/ayrıklıkları gibi çeşitli karşıtlıkları irdeler. Bir sergisindeki açıklaması sanat ve yaşama olan tutkusunu şöyle özetler, "Sanatçıların politik olarak bilinçli olması gerektiğini her zaman düşünmüşümdür ve benim kişisel durumumda, özellikle İslam devriminden bu yana temel insan haklarını baltalayan bir ülkede, bir İranlı olarak doğduğum için, kontrolsüz bir şekilde tiranlık, diktatörlük, baskı ve politik adaletsizlik konularıyla ilgilenen sanat yapmaya yöneldim. Kendimi bir aktivist olarak görmesem de, doğası ne olursa olsun sanatımın bir protesto ifadesi ve insanlık için bir çığlık olduğuna inanıyorum."
Shirin Neshat, Allah’ın Kadınları Serisinden, Fotoğraf üzerine mürekkep
Sanat anlayışıyla sadece kendi için bir ifade biçimi oluşturmaz. Özellikle kendi toplumunun sorunları üzerine düşünmeye ve dikkat çekmeye sevk eder. İçinde yer aldığı toplumda kendini açıkça ifade eden güçlü bir kadın rol model olmayı sanatın imgesel gücüne başvurarak gerçekleştirir
Başlıktaki fotoğraf: :Augusta Savage, Harlemli Çocuk Heykeli.






