Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Aralık 2021

Kitap

Mehmet Taşdemir'den "Despotun Taşrası" ya da Taşranın Despotu

Şirvan Erciyes

Paylaş

0

0


Faşizm evde, okulda, sokakta karşımıza çıkabilir. Normalleştirdiğinde, tepki vermeyi ve karşı çıkmayı göze alamadığında faşizm karşısında yeniktir insan.

Mehmet Taşdemir, edebiyat yolculuğuna Despotun Taşrası[1] ile devam ediyor. Yazıp yayımladığı her kitaptan sonra sosyal medyada yaygara koparan biri olmadığı için yazdıkları yeterince bilinmiyor olabilir. Ancak okurluk da sorumluluk gerektirir: seçme zorunluluğu, arayıp bulma zorunluluğu gibi... Yazarın görünür olma çabası bir kertede anlaşılsa da bu çabanın aşırıya kaçması edebiyat ile magazini ayırabilen okuru rahatsız eder. Mehmet Taşdemir, arayan, seçen okurun er ya da geç yolunun kesişeceği bir yazar.

“Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar… ve ben anlatmak istedim ki, savaş ve barış yoktur, hep savaş vardır…”[2] der Ingeborg Bachmann. Yazarın çok bilinen bu sözü faşizmin günlük yaşantının detaylarından sızarak insan ruhunu tutsak alan yanına dikkat çeker. Faşizm evde, okulda, sokakta karşımıza çıkabilir. Normalleştirdiğinde, tepki vermeyi ve karşı çıkmayı göze alamadığında faşizm karşısında yeniktir insan. Despotun Taşrası tam da buradan bakıyor hayata. Toplama kamplarını, gaz odalarını, işkence hücrelerini değil gündelik yaşantıya sızan faşizmi görünür kılıyor yazar. İroniye ve absürde yaslanarak kalbi kırıklardan yana tavır alıyor. 

Yazarın önceki romanlarında sıkça yer verdiği ironi bu kez romanın omurgasını oluştururken, gazete yazıları, mektup, dilekçe hatta politikacı söyleviyle çeşitleniyor anlatı. Mehmet Taşdemir absürdü ustalıkla kullanan bir yazar. Her gün karşımıza çıkan ve bu kadar da olmaz ki dedirten onca şeyi düşününce Mehmet Taşdemir’in romanına egemen olan absürt ve ironinin gündelik hayattan beslendiğini söyleyebiliriz. Despotun Taşrası grotesk öğeleri barındırırken karnaval roman özelliklerine de sahip. Mizahtan güç alıyor yazar, tüm halkı geri geri yürütmekle yetinmiyor. Yöneticileri de işin içine katıyor. Her birime kendini idareci atayan yönetici, kolluk güçleri, yargı mensupları da geri geri yürüyor. Hatta bu işe uygun ayakkabılar üretiliyor. Yazar, absürdün sınırlarını zorlarken karnavalı akla getiren bir cümbüş yaratıyor.

Yazar, Despotun Taşrası’nda önceki romanlarında olduğu gibi aforizmalar üretmiş. Despotun Taşrası’nın epigraf cümlesi olan, “Ben kahraman değilim. Çünkü hiç kurbanım olmadı” ya da “Gurur, sahibini bir mayın eşeği gibi mayın tarlasına sürerken, cesaret kılıfına bürünür,” “Her kayıp, geride kalanlar için ağırlaştırılmış bir ölümdür” gibi iddialı cümleleri seviyor yazar. Üzerinde çokça düşünülmüş olsa da bu tarz yargılar roman için tehlikeli olabilir. Yazarın sesini baskın ve dayatmacı bulabilir okur.

Despotun Taşrası, adından da anlaşılacağı gibi taşrada geçmektedir. Erkeklerin kahve köşelerinde pineklediği, sokakları kadınsız, kasvetli ve soğuk bir yerdir bahsedilen taşra. En canlı yeri hayvan pazarıdır, yapılacak en eğlenceli ve farklı aktivite ise bira içmektir. Neredeyse takıntı halini almış bir amaç ve bu amacı gerçekleştirmek için göze alınanlar, okurun iliklerine kadar hissettiği yoksulluk ve çaresizlik romanı Rus klasiklerine yakınlaştırır. Çehov öyküleri ve Gogol’un "Palto"suyla akrabadır Despotun Taşrası.

Herkesin içinde Cemil Muratsızoğlu tarafından aşağılanan Nadir Eşsiz’in öyküsüdür anlatılan. Bu aşağılanmaya karşı yerinde ve zamanında tepki veremediği için özsaygısını yitiren Nadir’i kurtaracak tek şey intikamdır. Öyle çok büyük bir intikam değildir üstelik planladığı. Cinayet ya da tüccar olan Muratsızoğlu’nu beş parasız bırakmak gibi aşırı düşünceler aklına bile gelmez. Nadir Eşsiz, Cemil Muratsızoğlu’nu herkesin içinde küçük düşürmek istemektedir. Suratının ortasına yiyeceği bir yumruk adamın itibarını ve özgüvenini yerle yeksan etmeye yetecek midir bilinmez ancak Nadir’in peşinde olduğu intikam bu kadardır.  Toplum içinde küçük düşürülmekten daha yaralayıcı olan o davranışa tepki gösteremeyerek sineye çekmektir. Herkes benzer durumlarda benzer kırgınlıklar yaşamayabilir. Kendini teselli etmek için pek çok yolu vardır insanın. Hatta bazıları için teselli bile gerekmez, aşağılanmak onur kırıcı bir davranış değildir onlar için.

Despotun Taşrası’nı devasa idealler, kocaman laflar, labirentsi yapıların sergilendiği romanların yanında önemsiz gibi algılanabilecek bir konuyu odağına alarak, aşağılanmış bireyin içini kemiren duygunun peşine düşüyor. Nadir Eşsiz’in öncesi ya da sonrası, kimliği ya da kişiliği öne çıkmıyor. Tüm kırgınların temsilcisidir o. Toplumun duyarsızlığının, korkaklığının, eylemsizliğinin somutlaşmış halidir. Mehmet Taşdemir’in önceki romanlarında da ele aldığı bir olgudur eylemsizlik. Kişi ne yapması gerektiğini ve nasıl yapacağını bilir de harekete geçemez. Kaybedeceği pek bir şeyi yoktur, ödlek de değildir ancak onu adım atmaktan alı koyan bir yerdedir. Orası seslerin derinden geldiği, görüntülerin silikleştiği, kişinin kaybolduğu, kendini aradığı, bulmaktan korktuğu bir yerdir. Orası başkalarının kolayca giremeyeceği görünmez duvarlarla çevrilidir. Bu duvarlar insanın zaafları ve güçlü yanları ile örülüdür. Çimentosu ise insanın varoluşunun gizemidir. Bir neden, bir kılıf, bir anlam, bir yanıt uydurmaya yatkın belleklerin işlevsiz kaldığı bir yerdir. Mehmet Taşdemir karakterlerini o tanımsız bölgenin insanlarından seçiyor.

Nadir Eşsiz oturduğu kahve köşesinden intikam almak için her kalktığında, Cemil Muratsızoğlu’na yumruk atmayı her denediğinde yanlışlıklar ve engeller eylemi geciktirir. Olaylar karmaşık bir hal almaya başlar. Tam bu noktada yerel basın devreye girer. Yerel basın, Nadir Eşsiz hakkında uydurma hikâyeler ve karalama kampanyaları başlata dursun istemeden de olsa Nadir Eşsiz’i bir kahramana dönüştürür. Cemil Muratsızoğlu’ndan nefret edenler ilk yumruğu atmak için sıraya girer. Ülkemizde yereli ve ulusalıyla basının çok büyük bir kısmı varlık nedeni ile ters düşmüştür. Yerel basın mafya tetikçiliğine soyunurken, ulusal olanı zam yerine fiyat hareketliliği gibi bir kavram icat ederek dünya basın tarihine geçmeyi hak etmiştir. Mehmet Taşdemir basının içler acısı halini eleştirmiyor, alay ediyor. Çünkü bu basın eleştiriyi hak etmiyor, eleştirmek düzeleceğini umut etmek demektir biraz da.

Cemil Muratsızoğlu nobran, cahil ve parasıyla varlık gösterebilen bir karakter olarak kurgulanmış. Değer yoksunudur, herkesi aşağılamayı kendine hak görür. Minibüse bindiğinde birini yerinden kaldırıp kendisi oturacak kadar kabadır. En temel insani davranışlardan nasiplenmemiş, vicdandan habersiz, saygısız insan tipinin prototipidir ve her yerde benzerlerine sıkça rastlarız. Kurduğu tüm ilişkiler, güç ve menfaat odaklı olduğundan, güç ve menfaatin kaybolma ihtimali belirdiğinde yıkılmaya mahkumdur. En yakınındakiler bile ondan nefret ettiği halde çıkarları için orada bulunmaktadır.

Romana konu olan taşrada, yönetici her idari birime kendini atamıştır, kimin ne iş yaptığı belli olmayan, yetersiz ve liyakatsiz insanların doluştuğu kurumlarda, hiçbir üretimin olmadığı tutarsızlık ve aptallığın kol gezdiği bir ortam çıkar karşımıza. Ne Müdürlüğü Olduğuna Karar Verilmemiş Müdürlük gibi bir birim vardır mesela. Bürokrasiyle dalga geçer yazar. Hayvanat bahçesi müdürünün TÜBİTAK gibi bir kuruma idareci olarak atandığı ülkede yazar idari yapının keyfi ve saçma uygulamalarıyla dalga geçecek malzeme bolluğuna sahiptir ne de olsa. Kentte geri geri yürüme salgını başlamıştır, kurumlar yer değiştirir. Başıboşluk egemendir. Romanı okuyan hiç kimsenin yok artık bu kadar da olmaz diyemez zira gündelik yaşamda karşılaştığımız tutarsızlıkların yanına bile yaklaşamaz hiçbir edebiyatçı.

Edebi üretimin, yazarın içinde yaşadığı toplumsal yapıdan bağımsız olarak inşa edilebilen bir süreç olmadığını kanıtlar yapıda bir roman Despotun Taşrası. Despot mu taşrayı bu hale getirmiştir, yoksa taşra kendi despotunu mu üretmiştir sorusuna yanıt ararken her şeye karşın insandan yana tavır alan, kolektif sesi kendi sesinde barındıran bir eser. Taşra, çöl gibi büyüyerek, kendi değer sistemini yayarak, tüm farklılıkları yutmaya çabalarken Nadir Eşsiz, Daktilo Mikail, Mikail’in atı Kül ve Mercan kendi öykülerinin kahramanı olmak için direniyor. Despotun Taşrası bir itiraz olarak okunmayı bekliyor.

 

[1] Mehmet Taşdemir, Despotun Taşrası, Öteki Yayınevi, 2021

[2] Ingeborg Bachmann, Malina, Sayfa 9, YKY 2013, Çeviri: Ahmet Cemal

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024