En başından itibaren olayları bir çocuğun gözünden anlatmak istediğimi biliyordum.
Tuğba Gürbüz: Aşağİstanbul genç bir yazarın ilk romanı. Çok taze bir kitap. Öncelikle tebrik ediyorum.
Melis Sena Yılmaz: Kitabın okurla buluşması bir sonuç. Öncesinde her yazar için sabırlı ve uzun bir hazırlanma süreci yatıyor. İştahlı okumalar, okudukların gibi yazma hevesi, ilk taslaklar, dergilerde ürünlerin yayımlanması ile başlayan ve yıllara yayılan bir süreçten bahsediyoruz. Sizin yazma yolculuğunuz nasıl başladı, gelişti?
Çok teşekkür ederim. İnsan okuduklarından çok etkileniyor; özellikle de kitaplarla büyürseniz bu etki kendini daha çok belli ediyor. Yazmayla ilgilenen herkesin değişik hikâyeleri vardır sanırım. Ben ilkokul 2. sınıfta şiirlerimi yazdığım Barbie desenli defterimi hâlâ saklarım mesela. Tabii bunu yazma alışkanlığını disiplinli bir düzene oturttuğumda üniversitenin son yıllarındaydım. O noktada Ray Bradbury, Michael Ende gibi beni etkileyen birçok fantastik edebiyat yazarıyla tanışmıştım. Hem çocuklar hem de yetişkinler için kısa öyküler yazıyordum.
TG: Genelde edebiyatın -özelde çocuk edebiyatı üzerinden konuşursak- ele aldığı konular hem evrensel hem de bir son kullanma tarihi yok. Gizli dünyalar, büyülü yolculuklar, beklenmedik tehlikeler, kaybolmak, yeni güçler kazanmak… Hepsi orada duruyor ve farklı bir yorumla yeniden yazılmayı bekliyor. Sizi kendi farklı yorumunuzu yazmak üzere dürten tetikleyiciler neydi?
MY: Çocuk edebiyatı küçüklüğümden beri benim için bazen sığınak bazen ayna görevi gördü. Kayboluşların, gizli dünya keşiflerinin, hepsinin gerçek hayatla paralelliği var. Aşağİstanbul şehrini düşlemek, hikâyenin başlangıç noktasıydı; fakat onun öncesinde çocuk edebiyatının kendi üzerimdeki dönüştürücülüğünün, iyileştirici gücünün farkındaydım. Bir çocuk tiyatrosunda senaristlik yapıp onların oyundan ne kadar keyif aldığını gözlerimle görmek kesinlikle dönüm noktalarından biriydi. Onlar için yazmayı ne kadar çok istediğimi ve bu işi ne kadar ciddiye almam gerektiği benim için daha açık hale geldi.
TG: "Aşağistanbul" adıyla yaratılan gerçeküstü ögelerle bezeli bir başka İstanbul ister istemez aşağısı yukarısı gibi bir kıyaslamayı da beraberinde getiriyor. Yukarıda kaybedilenler mi çağırdı Aşağistanbul’u diye düşünmeden edemedim. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?
MY: Bu şekilde yorumlanmaya çok açık bir metin sahiden. Ben Bursa’da doğup büyüdüğüm için İstanbul’da çocuk olmak nasıl bir deneyim, açıkçası onu merak ediyordum. Aşağİstanbul'u yazarken çocukların özgürce dolaşabildiği, korkmadan maceralara atılabildiği bir şehrin hayalini kurdum. Öyle ki Zeynep karanlık çöktüğünde de gezebilecek, tanımadığı insanlarla konuşacak ve bir şehri tek başına tanımaya çalışacaktı. İstanbul ya da bir başka büyük şehirde bu çok mümkün değil. İlkokuldayken evimle okulum arası yakın mesafe olmasına rağmen trafikten dolayı kendi başıma gitmem yasaktı örneğin. Aşağİstanbul başından beri, İstanbul’un büyüsünü kaybetmeden bir çocuğa özgürlük alanı verebilmemi mümkün kıldı.
TG: Aşağİstanbul ana kahramanı ve anlatıcısı Zeynep’in dedektif olan babası Murat Dingin’in kaybolmasıyla başlıyor. Temponun düşmediği bir kovalamacayla devam ediyor. Belli ki olay örgüsü üzerine iyi çalışılmış. Bir metni inşa etmeye olay örgüsüyle mi başlarsınız?
MY: Aşağİstanbul bu konuda bir istisna oldu diyebilirim. Sokaklarda yürürken, İstanbul’un altındaki, çoğu kimseden gizli o fantastik şehri hayal ederek, mekân tasviriyle başladım. Bir hikâyenin ortaya çıkıp çıkmayacağından dahi emin değildim. Zeynep ve babasının hikâyesi şekillenmeye başlayınca da sürükleyici olması için elimden geleni yaptım. Çocukken okuduğum macera kitaplarından ne kadar keyif aldığımı hatırlıyorum; o yüzden son ana kadar gizem unsurunu korumaya çalıştım.
TG: Birinci tekil şahıs anlatıcı kullanıldığı için kamera hep Zeynep’in elinde. Biz de okur olarak olanı biteni hep onun omuz seviyesinden izliyoruz. Kesintisiz bir tanıklık var. O ne kadarını biliyorsa biz de o kadarını biliyoruz. Bu seçim, merak duygusunu diri tutarken okuru da aynı yere sıkıştırarak onun görüş alanını kahramanınki kadar daraltıyor. Bu tercih sayfaları çevirme hevesi ve final hazzı arasındaki dengeyi tutturmak açısından size çalışma zorluğu yarattı mı?

MY: Birinci tekil şahıs bakış açısının, okurun karakterle özdeşleşmesine büyük katkı sağladığını düşünüyorum; çünkü hikâyeye girmeyi kolaylaştırıyor. En başından itibaren olayları bir çocuğun gözünden anlatmak istediğimi biliyordum. Okurun Aşağİstanbul’un sokaklarındaymışçasına, kendini Zeynep’in yanında, maceranın içinde bulması önemliydi. Olay örgüsünü bu karardan sonra kurduğum için zorluk yaşamadım.
TG: Yazmaya yeni başlayanlar için yayımlanma kriterleri, dosya başvuruları çok muğlak ve merak edilen bir alan. Eminim merak edenler vardır. Genç bir yazar adayının, aday dosya ile Günışığı Kitaplığı gibi çocuk ve gençlik edebiyatında öncü bir yayınevinin kapısını çalması ve yazarları arasına katılması arasında neler yaşandı? Size neler kattı?
MY: Günışığı Kitaplığı benim çocukluğumun yayınevi, ilk kitabımın Günışığı’ndan çıkması o yüzden çok değerli. Öğreticiliğinin yanı sıra, sevgili Müren Beykan, çocukken bayıldığım kitapların editörü olduğu için başlı başına onunla çalışma fırsatı heyecan vericiydi. Müren Hanım ve Merve Çanak ile yoğun çalıştığımız bir düzelti dönemi oldu. Aşağİstanbul’u okurlarının karşısına en güzel şekliyle, en duru Türkçeyle çıkarabilmek için çabaladık. Bu uğraşla geçen aylar hem dil kullanımı hem de sözcük ekonomisi açısından benim için ufuk açıcıydı.


.jpg)



