Meryem İsyan Ederse
16 Aralık 2019 Kültür Sanat Tiyatro

Meryem İsyan Ederse


Twitter'da Paylaş
0

Şamil Yılmaz Dansöz oyununda gerçekçi bir dansöz hikâyesini insanlık tarihinin kadim tartışmaları ve günümüzün sosyoekonomik sorunlarıyla harmanlıyor. Bunu şairaneliğe düşmeden, sokaktaki herkesin anlayacağı sokak ağzıyla, “kitabın ortasından” insanın yüzüne çarpan repliklerle yapıyor.

“Biz ne ara böyle olduk?” diye çok soruyoruz son zamanlarda. Masumiyeti arıyoruz. “Ne güzeldi çocukken,” deyip geçmişe gidiyor, masumiyeti nerede kaybettiğimizi düşünüyoruz. Saflığa, temizliğe, dürüstlüğe nerede, nasıl ihanet ettiğimizi. Tek kişilik bir mesele değil bu, insanlığın tarihi kendine ihanetin tarihidir biraz da. Ama tek kişilik bir oyun bütün bu sorgulamaların kapısını açabiliyor.

Mek’an Sahne’nin bu sezon sergilemeye başladığı oyunun adı Dansöz. Evet “dansöz” kelimesini duyunca bile şöyle bir gülümseme geçer çoğu insanın dudaklarından, manalı bir bakış fırlatırlar. Kimi de tepkilidir bu kelimeye, bir pislikten bahsediliyormuş gibi davranır. Kösnül zevklere hitap eden bir ucuz gösteri canlanır kafada. Bu olumsuz algıya karşı önce adıyla meydan okuyor oyun. İçine girdikçe dansöze atfedilen bayağılaşmanın, yozlaşmanın aslında nerede olduğunu, nasıl başladığını, insanı çıkmaza sürükleyene kadar nasıl adım adım ilerlediğini sarsıcı bir performansla gösteriyor. Bunu “klasik bir dansöz hikâyesi” üzerinden arabesk bir mağduriyet edebiyatına düşmeden ve tepeden, didaktik bir “öğreten adam” tarzına girmeden yapıyor. Doğrudan, birinci ağızdan, dansöz sahneye çıkıyor ve anlatıyor. Bazen keskin, sert, bazen usul usul, bazen dans ederek ama hep gözümüzün içine içine bakarak. 

Ankara’da bir gecekonduda babasını tanımadan büyümüş, annesi pavyonda çalışan, kendi varlığını ancak dans ederek hissedebilen bir kız çocuğu Meryem. Yoksul çocukluğundan pavyon sahnesine uzanan bir hayat hikâyesi var. Ama sahnedeki oyun “pavyonda çalışan annesiyle yaşayan kızın büyüyünce pavyonda dansöz olması” şeklindeki bildik bir melodram klasiği değil. Çok katmanlı yapısı ve felsefi derinliğiyle sahnede görünenden çok daha fazlası var. 

Bir yandan sosyoekonomik sistemdeki adaletsizliği, toplumsal yapının yerleşik kurallarının yarattığı mahalle baskısını, kültürel yozlaşmayı ve insanın bütün bunlar arasındaki sıkışmasını izlerken, bir yandan ihanet, sevgi, cinsellik, çıplaklık, bakmak, yaşam ve ölüm gibi kavramlar soru işaretleriyle birlikte karşımıza çıkıyor. 

İnsanın İnsanlıktan Çıkma Noktası

Benim için özellikle öne çıkan izlek, insanın, insanlıktan çıkış noktasında yeniden doğmak için isyanıydı. Mısırlı Hayfa insanlığın tarihine dek uzanan kadim gelenekleri hatırlatıyordu. Kutsal ritüeller, kendini bilmek, bütün çıplaklığıyla bedenini sevmek, ruhunu dinlemek, kendinle ve doğayla barışık olmak onda tanımlanıyordu. İnsan olmanın tanımlanışıydı biraz da bu. Dans etmek bir ibadet şekliydi onda, kendini bulduğu, doğayla bütünleştiği bir ibadet. Çıplaklık birilerine kendini göstermek için değil, bedeninin her kıvrımında kendini, kendi varlığını hissedebilmek içindi. Mahremiyet önemliydi. Şu hayatta her ne yapılırsa, “Bana baksınlar, beni görsünler,” diye değil; öyle olmasına inandığın, öyle yapmak istediğin için yapmaktı asıl olan. Andy Warhol’un “Bir gün herkes on beş dakikalığına meşhur olacak,” sözünün gerçek olduğu günümüzden bakınca Hayfa üzerinden tarif ettiğim “insanlık” ne kadar idealist görünüyor değil mi? Bu değerlerin hepsi tersine dönmüş. Her ne yaparsa, “Beni görsünler, bana baksınlar,” diye yapanların çoğunluğunda, insanın sevdiği, saygı duyduğu, kutsal bildiği, mahrem bildiği ne varsa onları tek tek satmaya ve yok etmeye zorlandığı bir dönemde yaşıyoruz. Hep daha çok para kazanmaya dayanan kapitalizmle, doğanın katledildiği, hayvanların neslinin tüketildiği, yoksulların canının en değersiz şey olduğu, kadın cinayetlerinin katliama dönüştüğü günlerdeyiz. Meryem de işte bu günlerde, bu günlere isyan ediyor. Kendini kaybederek, kendini bulmak için. Ankara pavyonlarında, bıçağın kemiğe dayandığı noktada isyan eden dansözün, ismini saflığın, temizliğin simgesi sayılan, kutsal kadın “bakire Meryem”den almış olmasını da bütün hikâyeye derinlik katan bir detay olarak not düşmek gerekiyor.

Şiddet Gören İnsanların ve Hayvanların Hikâyeleri

Şamil Yılmaz’ın yazdığı başka oyunlarını da izlemiştim daha önce. Böyle katmanlı, içine girdikçe farklı kapılar açan hikâyeler anlatmayı seviyor. Güncel dertleri olan oyunlar yazıyor ve bunları felsefi bir bakışla temellendiriyor. Felsefi, sosyal, politik bakış ile güncel somut dertleri birleştirebilme becerisi, bir sanat yapıtının başarısındaki en önemli ölçütlerden biridir. İki yandan biri eksik kaldığında eser yavanlaşır. Şamil Yılmaz Dansöz oyunun metninde bu dengeyi başarıyla kuruyor. Gerçekçi bir dansöz hikâyesini insanlık tarihinin kadim tartışmaları ve günümüzün sosyoekonomik sorunlarıyla harmanlıyor ve bunu şairaneliğe düşmeden, sokaktaki herkesin anlayacağı sokak ağzıyla, “kitabın ortasından” insanın yüzüne çarpan repliklerle yapıyor. Oyunlarında hep “ötekiler”in, dışlananların, şiddete uğrayan insanların hikâyelerini anlatan Şamil Yılmaz çerçeveyi genişletiyor ve hayvanları da dahil ediyor bu kez. Böylece Dansöz şiddet gören hayvanların hikâyelerine de yer veren bir oyun olma ayrıcalığını kazanıyor.

Sahnedeki oyuncu Sezen Keser’e ayrıca değinmek gerekiyor. Kendisini daha önce yine bir Mek’an Sahne oyunu olan Seher ile Ali’de izlemiştim. Orada sevdiğiyle pavyondan kaçan Seher’i canlandırmıştı (Seher ile Meryem’in aynı pavyonda çalışıyor olması da Mek’an Sahne oyunlarını takip edenler için incelikli bir ayrıntı). Oyunculukla birlikte dans becerisi de gerektiren Meryem rolündeki Sezen Keser oyunun başından sonuna tempoyu hiç düşürmeden, savrulmadan, etkileyici bir performans sergiliyor. İnişli çıkışlı monologlar ile danslar arasındaki dengeyi başarıyla kurması, ilk andan itibaren seyirciyle göz göze bir iletişim yakalayarak dikkati sürekli canlı tutması ve bedeninin her zerresiyle Meryem’le bütünleşebilmesi ortaya yetkin bir oyunculuk gösterisi çıkarıyor. Oynadığı role kendisinden de bir şeyler katarak geliştiren Sezen Keser’in adını, bu oyunuyla bu sezon verilecek tiyatro ödülleri arasında görmek pek şaşırtıcı olmaz.

Yazıp yöneten Şamil Yılmaz ve oynayan Sezer Keser dışında sahne arkasında elbette yoğun bir emek var. Dramaturgide Ozan Utku Akgün, koreografide Elif Aydın, kostümde Hilal Polat, ışıkta Berk Kaya ve proje asistanlığında Lami Birant isimlerini görüyoruz. Sezon boyunca gösterilmeye devam edecek olan Dansöz oyununun gösterim programını Mek’an Sahne’nin sosyal medya hesaplarından takip etmenizi tavsiye diyor ve Ayla Kutlu’nun yazdığı Kadın Destanı’ndan, bu oyuna çok yakıştırdığım şu sözlerle bitirmek istiyorum: “Binlerce yıl süren işkencenin hesabı kesilmeli. İzler kalır bir kadında, derin izler: Eziklik ve bir ruhun kirletilmişliği. İsyan bu eski izlerden geçerek patlayacaktır.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR