The Los Angeles Museum, sonbahara, fevkalade heykelsi binaları, yenilikçi şehir planlaması ve tasarımlarını üretmek için kullandığı dijital görüntülemenin öncülüğüyle bilinen Frank Gehry'ye adanmış önemli bir retrospektifle başlıyor. 1960'lardan günümüze 60 projeyi temsil eden 200 çizim ve 66 model barındıran sergi, Matthew Barney'ninki gibi pazar günü açılıyor. Sergi, bu ülkede Paris çıkışlı İngiliz mimar ve –son zamanlarda yükselmeye başlayan– sanatçıya adanmış ilk çalışma olacak. Yapıları, genellikle malzeme ve çevreye gösterdiği muhteşem bir duyarlılıkla Afrika sanatı ve tasarımından aldığı özel bir ilhamla, enerjik bir şekilde Batı ve Batı dışı kültürleri harmanlıyor
Yine 19 Eylül'de Bard Graduate Center'da açılacak olan “Swedish Wooden Toys” da bu büyük endüstri üzerine yapılmış ilk derinlemesine çalışma olacak. Sergi, bünyesindeki, aralarında çıngırakların, sallanan atların, legoların, kızakların, bebekevlerinin (birinde elektirik ve asansör bile var) de bulunduğu 300'den fazla objesiyle, İsveç'in üretken el sanatları geleneğini ve onun ahşap, tasarım ve erken eğitim alanlarında yaptığı yenilikleri yansıtıyor.
Philadelphia'daki The Barnes Foundation, yalnızca büyüleyici resimlerini sergiledikleri duvardan duvara sergileriyle değil, aynı zamanda bu ağır enstalasyonları birbirine bağlayan işlenmiş demir menteşeleri, kilitleri ve aletleri (yaklaşık 1000 tane) ile ünlü. Müzenin nevi şahsına münasır kurucusu Albert C. Barnes, Rouen'de Henri Le Secq des Tournelles ve oğlu Henri-Jean des Tournelles tarafından toplanmış ansiklopedik işlenmiş demir koleksiyonunu gördükten sonra bu materyale karşı bir tutku beslemeye başlamış.
Sezonun en büyüleyici üç boyutlu girişimlerinden biri olan “Strandbeest: The Dream Machines of Theo Jansen”, 19 Eylül'de, Salem, Massachusetts'deki Peabody Essex Museum'da başlıyor. Starndbeest, yani “sahil canavarları” rüzgârla hareket eden büyük, hafif, yaratık benzeri mekanizmalar. Hollandalı sanatçı ve mühendis Jansen, PVC borularla inşa edip, Scheveningen, Hollanda'daki evinin yakınındaki sahillerde test ettiği yapılarını mükelleştirmek için 1990'dan beri çalışıyor. Yelkenleri ve karmaşık bacak sistemleriyle, futurist bir lensten görülen dinozor iskeletleri ya da adımları uymayan revü dansçıları gibi asabi bir zarafetle hareket ediyorlar. Sergi, fotoğraflar, vidyolar ve canavarlardan birçoğunu barındırıyor fakat ne yazık ki onları yakınlardaki sahillerde oynarken göremeyeceğiz.
12 Ekim'de The Met, Bu ülkede, Antik Mısır'ın tekrar biraraya geldiği, eski krallığa dair birçok sanat formunun dirilip yeniden değerlendirildiği, sanatsal açıdan çok önemli olan Orta Krallık dönemiyle ilgili düzenlenmiş en kapsamlı sergi olan “Ancient Egypt Transformed: The Middle Kingdom” sergisini sunacak. The Met'in “Orta Krallık”ı oldukça heybetli ve devasa. Bu da, serginin, tek ve grup halinde 230 şaheser içeren geniş kapsamının bir göstergesi.
Manhattan'daki The Museum of Arts and Design, 20 Ekim’den itibaren, “Wendell Casle Remastered” ile, ahşap ve zaman zaman fiberglastan yapılmış kıvrımlı ve güzellikle tamamlanmış mobilyaların yaratıcısı olan Castle'ın çalışmalarının şimdisi ve sonrasına bir göz atacak. Sergideki 40'a yakın el yapımı erken dönem parça, 15 yeni, dijital üretim parçayla kontrast oluşturacak.
Heykel konusu özellikle, 1 Kasım’da Los Angeles'daki J.Paul Getty Museum'dan başlayıp, Aralık ayının 13'ünde Washington'daki National Gallery of Art'a geçecek olan çığır açıcı “Power and Pathos: Bronze Sculpture of Hellenistic World” ile zenginleşecek. Dünyanın dört bir yanından toplanmış 50 bronz heykel ile, Yunanistan'ın altın çağından sonra, figürün klasik biçimde idealize edilişinin yerini eşsiz bir realizme ve portrenin yükselişine bıraktığı bir dönemi yeniden gözden geçiriyor. Gözde parçalardan biri 2013 senesinde Met'te kısa bir süreliğine sergilenen yenilmiş, hırpalanmış bir boksörün yürek burkan bronz heykeli. Tüm üzüntülerin, hematomlu kulağı ve kırık burnuyla otururken, omzunun üstünden bakan evrensel adamı...
Kaynak: New York Times






