Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Mart 2018

Öykü

Murat Aslan • Sandalye

Murat Aslan

Paylaş

36

0


Şimdi ben size, her günkü gibi sabah kaldırımda yürürken bir arabanın yanımda yavaşlayıp yoldaki kuşun uçması için korna çalıp beklediğini söylesem, muhtemelen bir hikâyeye giriş yapacağımı zannedersiniz. Değildi. Ama ben arabayı süren kadına âşık oldum. Çok ayran gönüllü olduğum sanılmasın. Otuzuma merdiven dayamış olduğum şu ömrümde bir iki kere daha durmuşumdur böyle kaldırımda. Yolun sonundaki siteye girdi arabasıyla. Belki de eşi bugün çalışmıyordu ve güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Zeytinleri suda bekletmedi ve hemen yağ gezdirdi üzerinde, sonra pişman oldu. Eline kayısı reçeli damlamıştı. Belki de bekâr. İşe gitmeyip yalan bir rapor aldı ve kardeşiyle bir daha kaç sefer yapabileceğini bilmediği bir gün geçirmek istedi. Bense birkaç on metre ötemdeki durakta bekleyen kadını, biçimsiz ev kıyafetlerim ve dağılmış saç ve sakalımla ürkütmemek için, hızla yürüyerek geçiyorum yanından. Son bir kez daha kadının girdiği siteye bakıp devam ediyorum yoluma. Sakın nasıl bir aşkmış diye küçümsemeye kalkmayın. Her şeyin mantıklı ve beklenen gelişmeleri vuku bulsaydı, her birimizin hayatı şimdikinden çok farklı olmaz mıydı sizce de? Sözgelimi son çalıştığım işten kovulduğumda hemen kabul etmeyip, müdürle görüşüp kendimi savunsaydım. Ben ne yaptım. Küstüm, evet. Tıpkı yıllar önce beni reddeden sevgilimle bir daha hiç konuşmadığım gibi. Ben buyum galiba. Her şey olması gerektiği gibi olsun istiyorum. Herkes mutlu olmak ister. Bense mutlu olmam gerektiğine inanmak istiyorum sanki. Üzerimden martılar geçiyor alaylı kahkahalarıyla. Zemine yakın balkonlardan tabak sesleri duyuyorum. İnsanlar nereye gitti acaba? Eskiden olduğu gibi değil hiçbir yer. Habuki binalar ve arabalar daha çok şimdi. Günün belli saatlerinde arkadaşların dışarda buluşmalarını hatırlıyorum. Ya dönemin en kötü popüler şarkılarını sek sek oynarken söyleyen küçük kızlar… İnsanlar nereye gitti? Okul bahçesinin yanından geçerken minik ilkokul çocuklarını görüyorum içerde. Beslenme çantalarıyla okula giriyorlar, birbirlerini kaybetmek istemezcesine nizami. Hocalarından kaçırdıkları muzırlıklarını Atatürk’e yakalatıyorlar sanki. Hepsi biraz daha uysallaşıyor önünden geçerken. Boynumda beslenme çantamın bıraktığı iz. Plastik yemek kabı, ıslak pasta… Annemin akşam yemeğinde yaptığı, sevmediğim koca bir tencere ıspanak yemeği sonra. Üzerine inadına yediğim peynirli tost. Saatime bakıyorum, kahvaltı zamanı gelmiş. Her şey zamanında olmalı. Adımlarımı hızlandırıyorum. Yürürken mesaj geliyor. Kaldırımın ortasında durup cevap yazıyorum. Yürüyerek yazamayacağımdan değil. Öyle yazarsam etrafıma bakamayacağımdan. Garip zevklerimi seviyorum. Bir yerde okumuştum başarılı olmuş bazı insanların yürüyerek bir şeylere konsantre olabildiklerini. Hayır, tabii ki çok önemli bir insan olduğumdan bahsetmiyorum. İşsiz geçirdiğim son iki aydır keyif aldığım nadir şeylerden birisi sadece boş boş sokaklarda dolaşıp çevreyi seyretmek. Her zamanki binalara, yoldan geçen taksilere, evlerin altında dükkânlara, çalışan elemanlara… Kaç zamandır babamın gençliği kafamı kurcalıyor. Hiç konuşmamışız. Bir kızdan hoşlandı mı? Neye üzüldü, neye sevindi, hiç umutsuz kaldı mı ilk sezonda ölmesi gereken bir karakter gibi? Yetmiş yaşımda nasıl bir hayatım olabileceğini düşünüyorum. Gerçekten anlayacak mıyım herkesi? Evet, yakaladınız beni. Elbette yaşarsam. Bu caddelerden geçecek miyim acaba? Her gün alışveriş yaptığım büfeciyi hiç aklıma getirmeden unutacak mıyım bu semti? Önüme bakarak yürüme alışkanlığımla beraber ilerliyorum. Kapaklı, büyük, kırmızı çöp tenekesinin yeri için kaldırımı daraltmışlar. Araçların geldiği yöne doğru bakıyorum, gelen yok gibi. Sadece epey uzakta gideceği yere ikna olmamış bir yolcu minibüsü hareket ediyor. Kaldırımdan inip çöpü geçiyorum. Tekrar oraya çıkıyorum. Siz hiç yıllar öncesinde yaşadığınız bir yeri, hiçbir tanıdığınız yokken ve hiç de gereği yokken ziyaret ettiniz mi? Ben edecek miyim, bilemiyorum. Tüm bunları düşünürken varıyorum büfeye. Yabancı memlekette hemşerisini görmüş gurbetçi memnuniyetiyle, dışarıyı seyretmeye çalıştığı kirli camını açıyor. Selam verdikten sonra alacağımı alıp, vereceğimi veriyorum. O da belki, birçok kişi gibi çok dalgın ve sessiz olduğumu düşünerek gülümseyip, hatırımı soruyor. Bense tam ayrılmak üzereyken, karar veriyorum: “Aslında biliyor musun?” “Buyur,” diyor başında hangi tür olduğunu bilemediğim şapkasını düzelterek. Tedirgin bir sessizlik oluyor kısa bir an. “Bir tane de su alsam iyi olacak.” Suyun ağırlığını hissettiğimde adımlarımı hızlandırıyorum. Yine eskiden çöp kutularının böyle üniforma giymediklerini düşünüyorum. Rahatsız edici bir renk bu. Kaldırıma çıkmak isterken kayıp kendimi yerde buluyorum. Ekmeği koruyabildim ama suyun şişesi kaldırıma çarpıp kapağı açıldı. Etrafıma bakıyorum kimse yok, dirseğimi kaldırıma yaslıyorum. Bir yerime bir şey olmamasına şaşırıp suyun dökülüşünü izliyorum. Evet, güzel düştüm. Oturduğum binaya geliyorum. Asansör çoğu zaman olduğu gibi yine dördüncü katta. Çocuklar olmalı diye düşünüyorum. Yoksa niye asansör sürekli o katta olsun ki? İnip çıkıyorlardır. Asansöre girip içinde beş rakamı yazılı yuvarlağa basıyorum. Asansör ağır aksak, düşünceli yükseliyor. İşte kapıdayım. Anahtarlarımı çıkarıp kapıyı açıyorum. Her zamanki kendi evimin rahatsız edici kokusu. Nedense sevmiyorum bu kokuyu, belki de adını koyamadığım için. Ekmeği mutfağın kapı koluna asıyorum. Bulaşıklar olağan halinde. Sözde mutfağın perdesini değiştirecektim. Bu kadar çok mu işim vardı gerçekten? Odama girip masama yaklaşıyorum. Dağınık masamda berberimden aldığım açık ustura, kâğıt ve kalem. Sandalyeme oturuyorum.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Contemporary Istanbul Vakfı ve Borusan..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. A. Seyrek

7 Eylül 2025

Vuslat Çamkerten: "Karanlığıma yürüyeb..

Her öykü başka bir dünya ve bu yolculuklar yazar için çok özel, karmaşık, dalgalı, buhranlı ve haz dolu.Mehmet Aziz Seyrek: Tüfekle Vurulacak Şeyler’deki öykülerden birinin başlangıç anını, o ilk ilhamı bizimle..

Devamı..

Pide, Yasin, Şam Tatlısı, Bir de Halep..

Sevil Kılçıksız

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024