Nar Dilekleri
8 Şubat 2019 Öykü

Nar Dilekleri


Twitter'da Paylaş
0

Babaannem. İlk annem. Dört yıl beklediği ilk torununu kendi büyütmek istemiş. Gördüğüm en uzun, en iri kadın. Kendi annem daha ufak tefek esmer. O beyaz tenli, uzun. Sevgi dolu. Son nefesine kadar. Son nefes demişken, ölümle ilk ve en sert tanışmam da onu kaybetmem oldu. Yaşlılarla büyüyenler hep bir noktada ölüme aşinadır. Ama onun gidişi sert bir zemine çarpıp parçalanmakla eş değerdi. Yine de ben hep onu dizlerine serili patiska bir örtüyle, nar dilekleri açarken hatırlarım. 



Oturdu yine bir gün, bir patiska örtünün üzerinde nar açıyordu. Yaşım küçük ama o yaşa kadar edindiğim tecrübelerden nar lekesinin çıkmayacağını biliyorum. Çok sevdiğim birkaç elbisemi bu uğurda feda etmişliğim var. Gerilim filmi izler gibi izliyorum nar soyuşunu. Fark edince beni yanına çağırdı. Şimdi, dedi bu narın birini sen yiyeceksin birini ben. Ben iki dilek tutacağım. Bir tane de sen. Narı ben soyuyorum.. Tek bir taneyi yere düşürmeden narı soyanın, bir de yılın ilk meyvesini yiyenin dileği kabul olur, dedi. Patiska örtünün üzerine koyduğu derin çinko tasın içinde devam etti narları soymaya. Birini bitirince bana verdi. Güzel bir dilek olsun, dedi. Hem elimdeki narı üzerime değdirmeden yemeye çalışıyorum. Hem de onun kendi narını soyuşunu izliyorum. Bir an bir tane koptu. Patiska örtüye. Düşer düşmez benim de yüzüm. Babaannemin dileği gerçek olmayacak diye. O ise güldü. Çabuk bir hareketle taneyi örtünün üzerinden aldı. Patiska örtünün üzerinde al bir iz bırakan taneyi etrafına gülümseyerek göz attıktan sonra ağzına attı. Bana göz kırpıp kimse görmedi ki, dedi. Dileğimiz kabuldür. İşte tüm bu hayalperestliklerim, bu ufak kimseye zararı olmayan deliliklerim hep o nar dilekleri yaşından kaldı. Hep babaannemden. 



Hatırlamıyorum şimdi o zaman ne dilediğimi. Her sene tekrarlanan bu nar dilekleri ritüelimizde aklımdan geçenleri. Hatırlamıyorum. Düşlediklerimi. Ama şimdiki aklım olsa o zamanların hiç geçmemesini dilerdim. Mevsimlerden hep bir kış başı. Bir yandan soba. Gürül gürül. Tavana yansıyor turuncu alevi. Biz kalın perdeli bir odadayız. Perde de koca koca çiçek desenleri. Kestane ve portakal kabuğu kokuyor perdeler. Ya da her yer. Beyaz bir patiska örtü. Örtünün üzerinde babaannemin elleriyle işlediği Şahmeran. Gecesini gününe katıp nasıl işlediğini anlattığı. Çiçek desenli, derin çinko tas. İçinde yılın ilk narları. İlk dilekleri. Şimdiki aklım olsa o nar dilekleri yaşımda kalayım isterdim. 


Bir kıştı birlikte geçirdiğimiz son mevsim. Kışın başında beklememe rağmen kimse nar dileği açmadı. Hastaydı. Boyu kısalıyor, beyaz teni kararıyordu. Bir çiçek. Yıllardır köklerini saldığı bu toprakta ağır ağır. Soluyor. Güneşini yitirmiş bir günebakan. İçine dönüyordu yüzünü. Her şeyi yarım bırakmıştı. Ördüğü patik. Yarımdı. Söylediği sözler. Hastaydı. Ben o yarıda kalan patiğin, yarım motifiydim. Yarım. Yanından ayrılmıyordum. Okuldayken aklım hep. Okuldan sonra soluğu yanında alırdım. Eve gelir de bulamam diye ödüm kopuyordu. O da ardında al bir leke bırakan nar tanesi olup düşecek diye. Bir gün eve geldiğimde, dolaptan narları ve patiska örtüyü istedi. Heyecanlandım. Koştum getirdim. Otur. Örtüyü dizine ser, deyince içim burkuldu. Hayal kırıklığına uğradım. Ne yapsam ödeye bilirdim benim için yaptıklarını ? Bana öğrettiklerin. Anlattığı, ders ve aşk dolu gençlik hikayelerini. Korkup uyuyamadığım geceler anlattığı büyülü masalları. Öz’ünü benimle paylaşmıştı. Her zaman. Şimdi ben onu kıramazdım. 

Çaresiz oturdum. Örtüyü dizime serdim. Şahmeran iki başı birbirine baktı. Şaşkın. Nar dolu çinko tabağa uzandım. Öylece patiska örtüye daldım. Üzerine işlediği Şahmeran motifi inceledim ilmek ilmek. Öyle büyük göründü ki bir an gözüme. Bir lokmada beni yutacak. Ayakların yerini almış altı yılan başı. Yukarıda kırmızı yeşil alacalı pullu gövdenin üzerimde iki baş. Gövdenin iki ucunda karşılıklı. Biri gerdanlık takmış bir kadın bunların. Başında bir taç. Diğer baş basbayağı yılan. Ve bütüne serpiştirilmiş gül motifleri. Şahmeran, huzursuzca kımıldandı. Yılan başılı ayaklar dizlerimin üzerinde kaydı. İçimi kaplayan tuhaflık derinleşti. Besbelli o usta elleri istedi. Bir masal dizlerimin üzerine serili.. Bu masal. Babaannemin masallı. İnsanın nankörlüğüne basa basa anlattığı masal.

Bir an örtüdeki alı kararmaya başlamış lekeye takıldı gözüm. Gerdanlı kadının karşısında. O düşen tanenin izi. Parmağımla kapattım üstünü. Eğildi Şahmeran‘ın kadın başı. Örttüğüm şeyi görmek istedi. İşte böyle düşüyordu herkes. Ardında alı karaya çalan eski bir iz bırakarak. Babaannemin sesiyle gözlerimi örtüden ayırdım. Hadi aç bakalım şu narları. Artık iki dilek sen tutacaksın, bir dilek ben, dedi. Bir şeyin hazırlığını yapmaya çalışıyordu. Beni kandırıyordu. Kimse kandıramayacaktı beni. Buna izin veremezdim. Bunlar yılın ilk narları değil! Nankör, dedi çatal dilli yılan başlı Şahmeran. İki baş fısıldaştı. Kadın başlı olan, tacını sarsarak başını salladı. Bu haliyle seni düşünürken kadın. Şunun söylediğine bak. Bir Şahmeran hiddetlendi. Bir ben. Kızgınlıkla çıkardığım dile karşılık, çatal dilini kırbaç gibi dalgalandırdı. İlk narlar geldiğinde kimse nar dileği açmadı. Bekledim ama açmadı. Beni kandıramazsın. Kimse beni kandıramaz. Çocuk değilim artık.

Örtüyü savurdum dizimden. Yılan başlı ayaklarının üzerine yığıldı Şahmeran. Ben ayaklanırken. 
Bir suçluluk hissettim odanın kapısına varmadan. Hem babaanneme karşı, hem Şahmeran’a karşı. İkisine de saygı duyardım oysa. Şahmeran’a karşı duyduğum ise korkuyla karışık bir saygıydı. Dönüp örtüyü yerden almak. İstedim. Babaannemi öpmek. Ama yapamadım. Sadece sesini duydum ardımdan. İnatçı keçi. Keçi soylu.. gülüyordu bir yandan da. 



Birkaç gün sonra. Aralığın onu. Ben on üç yaşındayım. Okuldan eve döndüğümde korktuğum başıma gelmişti. Yatağı boştu. Patiği hala yarımdı. Korka korka sorduğumda hastanede dediler. İki gün sonra, patiska örtüye düşen nar tanesi gibi gönlümde alı karaya çalan bir iz bırakarak gitti. Patiği hep yarım kaldı. Biri aldı saklamak için. Patiska örtü evin içinde gezinmeye devam etti. Ben yeni bir anne sahibi oldum durduk yerde. Alıştım diyene kadar kendim anne oldum. Örtüye bir sahip lazımdı. Alıp evime götürdüm. Şimdi onu dizime serip o lekenin üzerini parmağımla kapatıyorum. Şahmeran’a bakıyorum. Saygıyla. Özlemle. Gerdanlı kadının tacı sökülmeye başladı. İlmekler gevşedi. Şahmeran’ı onaracak kadar hamarat değil ellerim. Bir daha kimse bana iki dilek hakkı vermedi. Kimse nar dileği açmadı benim için. O gidince en çok babam ağladı. Hatırlıyorum. En çok ben sustum. Bana anlattığı her şeyi aklımda tutmaya çalışıyorum. Unutmamak için. Yazıyorum. Kızlarıma anlatıyorum. Her kış onlara nar dileği açıyorum. O elleri bereketli kadını anlatıyorum. Babaannem, diyorum. Adı Halime. Mezattaşında okudum ordan biliyorum. Kimse adını kullanmazdı. Ölene kadar herkes ona Xene dedi. Bu yüzden o mezarın ona ait olduğunu hiç kabul etmedim. Ben onu nar dileklerinin ardında kalan o izde bıraktım. Şahmeran’ın gövdesine uzattım elimi. Pullu gövdesi kaydı elimin altında. Hareket eden başındaki tac şıkırdadı. Çatal dilli olan tısladı. Önüme aldığım tastan bir nar aldım. Bıçağı narın boynuna. Bir damla kan fışkırdı bıçağın ağzından. Örtüye. Kadın başlı üzerine sıçramasın diye geriledi. İki baş, beceriksizliğime güldüler tıslayarak. Etrafıma bir göz attıktan sonra. Kimse görmedi ki, dedim. Hiç kimse görmedi. Şahmeran’ın iki başı birbirine göz kırptı.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR