Necatigil
5 Ekim 2019 Edebiyat

Necatigil


Twitter'da Paylaş
0

Fuzûlî gibi-

Mum olmalıydı da

Mum yakmalıydım

Gam gecesinde.

 

Elektrik ışığı –kabul

Fakat çok çiğ düşüyor.

Karanlıkta otursam-

Bilinen şey,

Karanlıkta keder artar. 

 

Bütün bir Necatigil şiirini severim ama nedense bu şiir bir başka dokunur canıma. Çok erken yaşlarda, bir küçük taşra kentinde elimden tutan Ağabey’im, elli yıla varan bir zaman sonra bir daha elimden tuttu. İlk okuduğum günden beri hiç bırakmadı aslında. Ezik bir çocukluğun içinden ‘üç nokta beş harf’ bir söz edebildiysem, hayatımı sevebildiysem, kalbim başkalarının kalbinde  azıcık çarptıysa, ustamdandır, ağabeyimdendir. Bu buluşma, yazdıklarım ve hayatım için sözcüğün bütün anlamlarıyla ödül oldu. Birkaç cümle kurmaya çalışacağım. Eksiğim heyecanıma bağışlana...

Necatigil bana, küçük hayatlar olmadığını, küçük denilen o hayatların dünyanın kendisi olduğunu öğretti.

“Utanır da anasının sırtındaki yeldirmeden / Kız bir adım önde gider sezdirmeden” dizelerinde billurlaşan o ezik yüreği öğretti.

Devrim düşüncesinin ana rahminin, temelinden çatısına her şeyiyle sessizce   sızlayan “küçük” evler olduğunu öğretti.

Bireyin toplum olduğunu, toplumun birey olduğunu öğretti.

Lirik şiir-satirik şiir bağlamında söylenmiş de olsa, kalbin, her zaman zekâdan büyük ve güzel olduğunu öğretti.

Evleri sevmeyi öğretti.

Bilip de bilmezlikten gelmenin alçakgönüllü bilgisini öğretti. 

Edebiyatta, emeğin ve edebin, dile getirdiği “dert” ile aynı değerde iki vazgeçilmez olduğunu öğretti.

İnsanın kendisine dokunmayan sözün, hiç kimseye dokunamayacağını öğretti.

Kısık sesin, yerleri gökleri nasıl doldurduğunu öğretti.

Çağımız insanını çürüten yabancılaşmanın ilk harflerini öğretti.

Gölgeyi öğretti. Yere düşen gözleri görmeyi öğretti. Kapıların arkasını öğretti.

Necatigil bana Yunus Emre’yle Nâzım’ın, nasıl büyük bir tevazuu ile buluşabileceğini öğretti.   

Edebiyat dergilerinin yöneticilerine küçük bir öneride bulunmak isterim. Necatigil’in 1959 yılında yaptığı bir konuşma metni olan (hem de okulun ‘görgü kolu’ toplantısında yapılan bir konuşma) “Şiirde Nezaket” başlıklı yazıyı yeniden yayımlasınlar. Hatta ara ara yayımlasınlar. Çırpınıp döndüğümüz, katılaştığımız, ruhumuzda derin yaralar açan bu nobran, kibirli, sevgisiz zamanlarda, şiirin küfre dönmemesi için, şiir yazan herkesin büyük ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Usta’mın önünde saygıyla eğilerek, sizlere emekleriniz için bin teşekkür ederek... yıllardır canımda halkalanan kimi dizelerini paylaşarak bitirmek istiyorum. Ne çok geçirmişimdir içimden, bunları ben yazsaydım diye. Bütün bir Necatigil şiirini okuma imkânı olsaydı keşke:

Herkesin derdi ayrı / Sıkmayın kimseyi / Aramıyorlarsa / Biçin kendinizden.

*

Susanlara hiçbir şey sormayınız.

*

Topla çıkar / Ne katar / Bir sağlama sonuca.

*

Karışmak çoluk çocuğa / Çaredir geçer sanın / Akşam telaşlarında / Bastırır ansızın / Yok yardımı yalnızlığın.

*

Dokundular bazıları, sustuk, saygı / Hüznü bir gül gibi düştüğü yerden / Aldık çekildik, herkes varken / Koklar okşar sandılar.

*

Şimdi hangi kitaplardan / Öğreneceksiniz onu / Gelmiyorsa bazı şeyler / Geçerek çocukluktan.

*

Ama sıfır çarpı yalnızlık / Toplasalar hepimizi.

*

Bir kişiyle bile konuşulmaz şeylerle / Doluyken bardak / Saplandığın derinden çıkma söz! / (Çıksan ne olacak)

*

Ah ey dertlerini gaztelere radyolara / Adlarıyla ya da rumuz yansıtanlar / Yalnızlık ateşinde üşümüş ellerini / Gene kendi ellerinde ısıtanlar! / Okşanır bilirim katı duvarlar / Duvarların çıplak betonları.

2018

*12 Nisan 2018, Ödül Töreni, Kabataş Lisesi


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR