Neruda: Kıralım Zincirlerimizi...
16 Mart 2017 Kültür Sanat Sinema

Neruda: Kıralım Zincirlerimizi...


Twitter'da Paylaş
0

NERUDA Yönetmen: Pablo Larrain Oyuncular: Gael García Bernal, Luis Gnecco, Mercedes Moran, Alfredo Castro, Michael Silva, Marcelo Alonso, Alfredo Castro Şili yapımı Ne mutlu ki şairler, salonlara sık uğrar oldu. Jim Jarmusch imzalı Paterson’ın ardından sıra Pablo Larrain’in Neruda’sında. Tony Manero, Post Mortem ve No’dan oluşan “Pinochet üçlemesi”nin ardından El Club’ı çeken Şilili yönetmen, geçen yıl iki “biyografik” serbest uyarlamaya imza atmıştı. Bu adımlardan ilkini, yani Jackie’yi yakın bir zaman önce izlemiştik, şimdi huzurlarımızda Neruda var. Film, Şili’nin güçlü ozanı Pablo Neruda’nın hayatından bir kesiti, kurgusal bir öykü ve kurgusal bir karakter eşliğinde aktarıyor. Senaryosunu, yönetmenin El Club’da da birlikte çalıştığı Guillermo Calderón’un kaleme aldığı Neruda, şairin Komünist Parti’den senatör olduğu zaman diliminde başlıyor ve sistemin, Amerika’nın baskısıyla onu kaçak ilan ettiği döneme odaklanıyor. Larrain’in filmi, çatısını şekillendirirken kurgusal bir karakteri sahaya sürmüş: 1948’de Başkan seçilen Gabriel Gonzalez Videla’nın, Neruda’yı yakalaması için peşine taktığı polis Óscar Peluchonneau’yu yani... Öykü bir noktadan polisiye tat alırken Larrain’in şiirsel ve yer yer gerçeküstü tarzı, özel bir karışımın ifadesi oluyor. Peşinde sürüklendiği Neruda’ya karşı nefret ve hayranlık çizgisinde gidip gelen, sürekli kendi varlığını, kökenlerini sorgulayan Peluchonneau’ya karşı “kaçaklık” haletiruhiyesinden farklı öyküler çıkaran, halk ve Komünist Parti nezdindeki saygınlığını koruyan ama öte yandan konulmak istenen yerin ya da ona çizilen rolün uzağında, kendi yatağında akmayı yeğleyen aykırı bir aydın, aykırı bir şair. Neruda çekiciliğini biraz da şairi, bize çelişkilerin biçimlendirdiği bir karakter olarak sunmasından alıyor galiba. Hedonist, egosu yüksek, âlemci, inatçı, muzip, çocuksu, romantik, lafını esirgemeyen bir profil bu. Kaçak olma durumunu bile süslenmesi gereken bir oyuna dönüştürüyor. Tamam, polis kurgusal bir karakter ama filmin sunduğu Pablo Neruda da mı kurgusal, bunu (elbette kendi adıma söylüyorum) bilemiyorum ama çizilen portrenin filmin “sürreel havası” içinde gerçekçi, sıcak ve samimi bir kişiliğin iadesi olduğu aşikâr. Komünizm geldiğinde...  Filmin kalbi ise sanırım eğlence ortamında bir emekçi kadının, şairin masasına gelip, “On dört yaşından beri parti üyesiyim, on bir yaşından beri de burjuvaların tuvaletini temizliyorum. Komünizm geldiğinde sistem bana mı yakın olacak sana mı,” sorusunu sorduğu sahnede atıyordu. Keza kaçak olarak saklandığı dönemde bir randevuevine gidip travesti şarkıcıyla birlikte şarkı söylediği bölüm de enfesti. Geleceğin diktatörü Pinochet ise bir sahnede, hapishane müdürü olarak görünüyor. Neruda rolünde, Şilili komedyen Luis Gnecco’nun döktürdüğü filmde Óscar Peluchonneau’yu da, daha önce tıpkı Gnecco gibi No’ filminde Larrain’le çalışan Gael García Bernal canlandırıyor. 1994 yapımı Postacı’dan (Il postino) sonra tekrar bizi aynı şairle ama bambaşka bir portresiyle buluşturan Neruda, her şeyiyle iyi çekilmiş bir film olmanın yanında komünizm, işçi sınıfı, emekçiler, aydınlar, elitizm, faşizm, hedonizm gibi birçok konuda gösterdikleri ve çağrıştırdıklarıyla da ilgiye değer bir çaba.

Uğur Vardan'ın yazısı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR