Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Nisan 2024

Kültür Sanat

Okumaz Yazmaz: Hafızadan Sürgün

Dilek Erol

Paylaş

2

0


Agota Kristof, mecbur bırakıldığı zorunlu göçlerden sonra kendi hafızasından sürgününün karşılığı olan Okumaz Yazmaz'ı Fransızca yazıyor.

Okumaz Yazmaz başka bir ülkenin dilinde, anadilinin öldüğü hissiyle yıllarca yaşamış Macar yazar Agota Kristof’un otobiyografik anlatısı. Yapıt geçtiğimiz aylarda Feyza Zaim’in çevirisiyle Can Yayınları tarafından yayımlandı.  

Anlatı, “Okuyorum. Hastalık gibi bir şey bu. Elime ne geçerse, gözüm neye değerse okuyorum: dergiler, okul kitapları, ilanlar, sokakta bulduğum kâğıt parçaları, yemek tarifleri, çocuk kitapları. Kâğıda basılmış ne varsa.”(s.9) cümleleriyle başlıyor. 1950’li yıllarda sabahları devrim şarkıları söyleyerek okula doğru yola çıkan kızın duygu dünyasına dair izlerle sürüyor. Ben anlatıcının okuma alışkanlığı küçük bir çocukken başlıyor, zaman içinde bu alışkanlığı “iflah olmaz okuma hastalığı” diye tanımlıyor. Yazma sürecini ise “Yazma isteği bana sonra gelecek, beni çocukluğuma bağlayan gümüş iplik koptuğunda.” (s.14) diye ifade ediyor. Çocukluk anılarını bir girdaba bırakmakla, onları bugüne bağlama isteğinin arasında kalan anlatıcı kendini acındırmaya çalışmadan anadilinin sürgününü yazıyor.

Macarlar için o dönemde Almanca düşman dil olarak görülüyor. Bahsi geçen dönem, Avusturya hakimiyetine karşılık geliyor. Bir yıl sonra Ruslar ülkeyi işgal ediyor, ardından Rusça zorunlu ders oluyor. “Ulusal bir fikri bir sabotaja, kendiliğinden gelişen önceden planlanmamış pasif bir direnişe tanıklık ediyor.” (s.22). 1953 Mart’ında Stalin’in ölümünün ardından binalarda kırmızı ve siyah bayraklar dalgalanmaya başlıyor. Çöp ziliyle sirenin karıştırıldığı dönemden 1989’da Thomas Bernard’ın ölümüne kadar geçen otuz altı yıllık sürede, diktatörlüğün Doğu Avrupa ülkelerinde edebiyata ve sanata verdiği zarardan bahsetmeden de geçemiyor. T. Bernard’ın yaşadığı çağı ve ülkesini eleştirmekten geri durmadığı, yazılarının yayımlanmasının yasaklandığı dönemin öteki önemli notlarından biri de bu aslında.

Yatılı okula başladığında on dört yaşında olan ve kardeşi Tila’yı annesinin yanında bırakan anlatıcı, zorunlu sessizlik saatleri olarak tanımladığı etütlerde mutsuzluğunu, acısını dile getirdiği her ayrıntıyı, kendi icat ettiği şifreli yazıyla kaleme alıyor. Kaybettiği çocukluğuna ağlıyor. Kendi ifadesiyle “Gecenin içinden cümleler doğuyor.” ve kulağına şiirler fısıldıyor:

“Dün daha güzeldi her şey,

Ağaçlarda şarkılar,

Saçlarımda rüzgar

Ve açılmış avuçlarında Güneş” (s.17)

Agota Kristof, mecbur bırakıldığı zorunlu göçlerden sonra kendi hafızasından sürgününün karşılığı olan Okumaz Yazmaz'ı Fransızca yazıyor. 1956’da kocası ve kızıyla birlikte İsviçre Lozan’da sığınmacı olarak yaşamaya başlıyor. Öteki olmanın verdiği ait olamama hissini yazarak onarmaya çalışıyor. “Nasıl Yazar Olunur?” başlıklı bölümde yazma süreciyle ilgili bilgiler veren anlatıcı, yazmaya olan tutkusunun kendini getirdiği noktadan yola çıkarak şu önemli tavsiyeyi veriyor: “Yazdığınız şeye inancınızı asla yitirmeden, sabır ve kararlılıkla yazar olunur.” (s.37)

Anlatıcı, İsviçre hükümetinin sığınmacılar için hayata geçirdiği “entegrasyon-asimilasyon”a ulaşmanın çölden farksız olduğunu, fabrikada herkesin kendilerine nazik davrandığını ancak sosyal ve kültürel kuraklığın tam da burada başladığını yazıyor. Boşluk hissine, aile ve arkadaş özlemine dönüşen ucu bucağı belirsiz sessizlik söz konusu. Anlatıcı “Çöl” başlıklı bölümün sonunda sığınmacı intiharlarına da değiniyor. Yaşamına son veren sığınmacı Gisele’in adında, elde kalan tek aidiyetin her harfle sonsuza kadar uzayacağı hissini veriyor.

Okumaz Yazmaz'ın son bölümünde anlatıcı, kızıyla anadilinde anlaşamadığını itiraf ediyor. Halkına olan aidiyetini kesin olarak kaybetmenin verdiği, anadilinden sürgün olma hissi nedeniyle beş sene boyunca okuyamadan nasıl yaşadığını kendisi bile bilmiyor. “Yersiz Yurtsuz İnsanlar”da ise “Emin olduğum bir şey varsa, o da yine yazacak olduğumdur, nerede ve hangi dilde olursa olsun.” diyerek ülkesinde yaşamakla yaşamamak arasında karşılaştırma yapıyor ve tek ortak noktanın “yazmak” olduğu sonucuna varıyor. Bu tespit, okura kaybolmuşluk hissinden ait olma hissine geçişin anahtarını sunuyor aslında: Yazmak!

Macar yazar Agota Kristof otobiyografik eseri Okumaz Yazmaz'ı çocukluk anılarından hareketle yatılı okul, savaş yılları, fakirlik, göç, kullanmak zorunda bırakıldığı düşman dillerin anadilini öldürmesi, hasret, ev, aile gibi temalar üzerinde kurgulamış. Uzun süre aklımızdan çıkmayacak yoğunlukta bir yapıt var elimizde. Yalın, özlü ve duru üslup aracılığıyla duygusal ağırlığı acıya yedirmeden, kısa cümlelerle örülmüş bir yüzleşme duvarı niteliğinde. Anlatı bittiğinde, okuru bu duvarın güvenli gölgesinde olup bitenlerle demlenmeye bırakıyor.

Agota Kristof, Okumaz Yazmaz, çev. Feyza Zaim, Can Modern Yayınları, 1. Basım, İstanbul, 2023.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kitaplar Nasıl İşaretlenir?M. J. Adler
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Burak Soyer

3 Haziran 2026

Gazze Düğünleri: “Hikâyelerimizi yazma..

Modern Filistin edebiyatının en önemli isimlerinden İbrahim Nasrallah’ın yazdığı Gazze Düğünleri, dramatize etmeye, manipülasyona hayli açık ve hayati bir meseleyi, acındırma tufasına düşmeden umudun her daim diri tutulabileceğini..

Devamı..

K-Pop İblis Avcıları ve Çağdaş Anlatılar

Pınarnaz Eren

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024