Peki, değerli kalarak nasıl var olacağız? Yani çok satan olmadan, özgün kalarak, okurla buluşmak ne demektir? Bu mümkün müdür?
1
Okurunu bulamamış değerli edebiyatçı keşfedilmemiş bir hazine gibidir.
Yazarı ve eseri okuruyla etkileşime girmeden dönem ya da dönemler geçebilmektedir. (Dönem, aynı zaman içinde dünyanın, iklimin ve makamın artık eskisi gibi olmadığı bir yere vardığı yere kadar geçen sürenin adıdır.)
Değerli bir yazarın veya eserin, onun var olduğu anlamına gelen okuruyla buluşması için gerekli etkileşimin, yazarın yaşadığı ya da eserin yaratıldığı zamanda gerçekleşmeyebileceğini kabul etmek zorundayız.
Bu gecikme, etkin-yaratıcı çağlarını aşıyorsa, bu kederli bir buluşma, ölümünden sonraya varıyorsa, büsbütün trajik bir durumdur yazar için.
Kafka'yı, Pessoa’yı hatırlayalım...
2
Yazarın yaşadığı zamanda okuruyla buluşmama yüksek olasılığı, yazarı yazmak yanında, yazdığının tanıtımını da üstleneceği gibi bir hükme götürmemeli bizi.
Yazar, kuşkusuz eserinin tanıtılması ve okunmasında kişisel pay sahibidir. Fakat bu pay esas olarak onu yaratmış olmasıyla ilgilidir.
Devamında veya bunun yanındaki tanıtım işlevi, yazar için profesyonel bir uğraşa dönüşmemelidir. Bunun yapılması, yazarı esnaflaştırır, tüccarlaştırır.
Bu, edebi yaratımın soyluluğuna da "halel" getirir. Onu, "çok satıcı"lar sınıfına sokar.
Bu çağda, ilk modernlerin kutlamacı (“celebirity”) karakterine, sansasyonel ve eksantrik eylemlerine özenmek edebiyatçıyı komikleştirir.
3
Çok satıcılar, edebiyat türünün röntgenini çektikleri gerçek omurgasını, değerli de olsa bir metalle ikame ederek ya da kalıbını aldıkları yüzünü, balmumundan bir tenle bütünleştirerek, evet bunları iyi yaparak, gerçek edebiyatçı görünümü edinirler. Protez, maske kullanırlar…
Yazdıkları ve yayınladıkları, bir zaman aralığında, büyük satış sayılarına ulaşır. Fakat zamanları geçince, ya unutulurlar ya da bir zamanlar çok satmış olmalarının hatırına az sayıda okunup, satılmayı sürdürürler.
Eserlerinin özgün bir yazılış öyküsü yoktur; üretim ve süreç akışı vardır.
Bu eserleri okumak güzel bir parkta dolaşma duygusu sunabilse de ormanda olma duygusu sunmaktan uzaktır.
Çağ dönüştüren ya da verili dünyaya yeni bakış açıları sunma anlamında ufuk açan eserler değildir çok satanlar. Bilgiyi, çalışılarak kazanılan beceriyi ve deneyimi; kazançlı bir ürün, memnun bir müşteri (okur) yaratmak için kullanmışlar, karşılığını bulan bir “zanaat” becerisi sergilemişlerdir.
Çok satarlar becerilerini “has” edebiyatçıların eserlerinden edindikleri bilgiye ve onları –farklıymış gibi– tekrara borçludurlar. Bu yüzden, çok satan edebiyatın değerli edebiyatla arasında bir duvar yoktur. Ve bu duvar olmayış hali, onların hevesli okur tarafından has edebiyatçı gibi algılanmalarına da olanak verir. Böylece, pazar dinamiklerinin zorlamasıyla da, kolaylıkla gerçek edebiyatçı gibi algılanırlar.
Zamanında karşılık bulsun bulmasın; özgün, yeni, başka estetik algı ve duyum kapıları açan, insanlık durumlarını deşifre eden, başka duruş ve tutumlar öneren eserlerin okurda karşılığını bulması, hatta çok satması da elbette söz konusudur. Bu halde onlara, sırf çok sattıkları için "çok satan"diyemeyiz.
4
Pazar dinamikleri ürün ister. Bu öyledir ki, has edebiyatçı dahi yaratısını, ne kadar pazar dışı olsa da, bir ürün bütünlüğü içinde sunmak zorunda hissedebilir. Bu halde ürün ile sanat eserinin öz formu ancak dikkatlilerin fark edebileceği kısmi bir örtüşme içindedir. Sanat eserinin öz formu ile satıştaki ürün formu arasındaki benzerlik en çok, ilkinin çok satanlar tarafından bir ürün olarak çoğaltılarak tüketecekleri ilk prototip oluşudur. Değerli edebiyatçı hangi nedenle olursa olsun alım satım oyununa (eserinin veya sanatının ürünleştirildiği yerlerde dolaşarak, alıcıya seslenmeyi önemseyerek) girmiş olsa bile prototip çoğaltımını aşan bir tutumla yeni eserler yaratır.
5
Değerli yazarın bir yerden sonra kendini tekrarı, böylece kendinin çok satarı olması hali burada kendini hatırlatsa da bu ayrıca ele alınması gereken anlaşılabilir bir konudur.

6
Sanat eserinin öz biçemi ile malın (“meta” nın ) formu birbirine karıştırılmamalıdır. Onun yaratılmış, özgün bir ürün olmaktan pazar için çoğaltılmış ve anlatılmış mal ("meta ") olma haline geçişi, pazar güçlerinin işidir.
Pazar bir eser ya da yazar için çalışmaz; pazar, mal ve onu seri üreten için çalışır. Biricik olanın asıl yeri pazar değildir. Onun yeri kendisiyle ilham ve etkileşim içinde olan benzeridir. Benzeri, malda soyutlanan emeği ve yaratıcılığı somutlayabilen, sanatın varsa bir amacı, bu amacın yarattığı ya da zenginleştirdiği, yeni insandır. Pazardaki mal; aynı işlevi sunacak benzerleri olan, beğenilince ya da satın alınınca daha da üretilebilen ve tüketilebilen bir şey olmalıdır. Bir kitabın yeni baskılarından söz etmiyorum burada, hayır! Bir kitabın bir başka kitabı ikamesinden söz ediyorum. Bütün çok satanlar bu yüzden, birine benzemek bakımından birbirlerine benzerler. Onlar, sanat eseri değil, mal ("comodity") dırlar ve hep gerçek sanat eserlerini ikame ederler.
7
Peki, değerli kalarak nasıl var olacağız? Yani çok satan olmadan, özgün kalarak, okurla buluşmak ne demektir? Bu mümkün müdür? Mümkünse, yolları nedir?
Değerli ve sorumlu bir yazar, bir tanıtım uğraşına girip esnaflaşmadan, tüccarlaşmadan, edebiyatçı olmanın soyluluğunu lekelemeden okuru ile "ben varım" , “buradayım” diyebileceği ve hoş karşılanacağı bir etkileşime nasıl girebilir?
Bu notta, bunun yollarını ortaya koyamamış olsam da, ne olmadığına dair bir fikir vermiş sayabilir miyim kendimi? Umalım ki öyledir.
(Burada özgünlük ve etkilenme ilişkisini de ele alabilir, bunun çoğaltmadan, ikame ve istismardan farkını da belirginleştirebilirdik. O da başka bir zamana kalsın.)
Değerli yazarın bu çok satma hali ve ürünün reklamcısı rolü üstüne daha çok düşünmesi ve anlatması gerekiyor. Yoksa taklitlerin asıllarla yarıştığı; dikkat, duyarlık ve değer eksikliğinden güç alarak “has”edebiyatı yok saydığı zamanların hükmüne göre kesilen cezayı yalnız zamanında yeterince tanınmayan ya da az tanınanlar değil bütün bir edebiyat çekecek!
Bitirirken, çok satmadığı halde ( yok sattığı da diyebilirdim!) çok satarlığın kurallarını, küçücük pazarında imanla uygulayanlara da değinmeli miydim? Yok; değmez…
8
Özetle;
Esnaflaşma! Tanıtım, yayıncının işidir; katıl, yardım et, ama ön alma.
Okurun olmak, çok satmak değildir. Çok satan çok değerli sanatçı da vardır.
Edebi yarattı biriciktir. Okurla pazarda bile buluşsa, onunla müşterisi olmayan yanları üstünden ilişki kurar.
Okurla tüketiciyi ayırt eden, bu mümkün değilse aynılaştırmayan bir anlayış ve eylem bütünlüğü geliştirmeliyiz.
Değerli edebiyatın ve edebiyatçının çok satarkenki halini, az satarın sırf bu yüzden kendini değerli sayma aldatısını, sanat eserinden etkilenme ile onu ikame etmenin farkını akılda tutarak bu konuda daha çok konuşabilmeliyiz.






