...Çünkü yaşatılanlara hafızasıyla direnenler yaşamaya devam ediyor.
Mısır Koçanlarını Kızartan Koku kitabı elime ulaştığında kapağına bakıp hatırladığım cümle Şükrü Erbaş’ın Otların Uğultusu Altında adlı şiir kitabında “Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı,” cümlesi oldu. NotaBene yayınlarından okuyucuya sunulan kitap, yazarın ilk romanı. Kapak tasarımı ayrıca dikkat çeken kitabın başlangıç metni, okuyucuyu kurguyu anlama noktasında zorlayabilir. Ancak birbirinden bağımsız kabul görülen başlıklar okundukça bütünlüklü bir izlek oluşturuyor. Okuma ilerledikçe boşlukların ustaca doldurulduğunu fark ediyor okur. Yazarın özgün tekniği, hayal gücü ile birleşen kurgu ustalığı, romanın on beş ayrı bölümünde de, bütününde de hissediliyor. Romanın ana karakteri, Ezima. Her başlığın içeriği, Ezima’nın aile bireyleriyle şekilleniyor. Romana konu olan mekân ise Dersim ve haliyle politik bir kimliğe doğru yol alıyor metinler. Yazarın toplumsal meselelere yaklaşımı edebi boyut kazanarak havzasını genişletiyor. Konunun seçimi, işlenmesi postmodern anlayışa özgün bir bakış açısı kazandırıyor. Zaman zaman büyülü gerçekliğin kapılarını aralayan yazarın okuyucuya ironik bir ifade sunduğu da oluyor.
“Keçi Kılından Heybe” adlı bölümle başlıyor kitap. Ana karakterin kim olduğuyla da biçim kazanıyor. Kitabın ismi de yine bu bölümde şekilleniyor. Mevsimlerden sonbaharı seçiyor yazar, yıl 1994. Dersim’in hayali Meyman köyü çokça tanıdık izler sunuyor, unutulması güç acıları, ülkenin doğusunda yaşayan herkesin belleğindeki mevcut kuyuları. Köy yangınlarından, kül izlerinden, köylerini boşaltmaya mecbur bırakılmış insanların belleklerinden başlıyor Ezima’ya can vermeye Nibel Genç. Meyman’ın ateşe verilmesine, Ezima’nın gözlerinden tanık oluyoruz.
Neredeyse her sayfada, kimlerdi bu kanlı harfleri ülkenin tarihine yazdıran sorusu ile karşılaşıyor okuyucu. Geçmiş ile kurduğu bağı sadece acı olaylarla sınırlı tutmuyor yazar. Anlattıkça hayali bir köy olmaktan çıkan Meyman yanı başımızda boşatılmış herhangi bir köy oluyor. Romana konu olan coğrafyanın detaylarını betimlemeleriyle adeta fotoğraflıyor yazar. Belki de yakın tarihte Dersim’e yaşatılanların (sadece Dersim değil Doğu ve Güneydoğu’nun genelinde) unutulmaması adına dilleniyor roman. “Ama güzel kızım konuşmuştuk, unutmak istediğimiz şeylere böyle uzun uzun bakmayacaktık.” Cümlesinin devamında Ezima’nın “Neyi unutmak istiyoruz?” sorusu, belki de bizlere unutturulmak istenenlere cevaptır. Çünkü yaşatılanlara hafızasıyla direnenler yaşamaya devam ediyor.
Yazar, Meyman köyünde yaşanılanları Ezima’nın göç hikâyesinden sonra da anlatmaya devam ediyor. Nibel Genç’in kaleme aldığı her nesnenin hayat bulduğu bir nokta mutlaka var. Her başlığın diğer başlıklarla bağlantı sağlayan ve o bölüme özgü karakteri var. “Dudakları Eğri Dikilmiş Bez Bebek” adlı bölümde Waye İvrayim, ana karakter. Güya Waye İvrayim deli. Ancak bu “deli” askeri baskın esnasında köyü kıyımdan kurtarıyor tesadüfen. Kimsenin umursamadığı Waye İvrayim’in Ezima ile diyaloğu, ziyaret ağacı olarak bilinen, köylüler tarafından kutsal sayılan, adakların kabul göreceği inancıyla dallarına çaputlar bağlanmış ağaç ile anlam kazanıyor. Yazar bu bölümde toplumun bir parçası olan bazı insanların neden önemsenmediğine dikkat çekerken ağaçların bir çeşit inanç yoluyla insanların ihtiyaçlarına/dualarına karşılık vereceğine olan inancı ifade ediyor. Waye İvrayim, toplumun kanıksanmış/köhnemiş anlayışına tepki olarak yaratılmış bir karakter.
Bölgede yaşayan herkesin geçmişte yaşanılanların bilgisine sahip olduğu ancak otoritenin belleksiz ve dilsiz bir toplum yaratma uğraşısının, bu acıların sese, söze, resme, belgeye dönüşmesini geciktirdiği de belirtilebilir. Türkiye’de yaşanan dil problemlerini/yasaklarını çok özenli bir şekilde metinlerine işliyor Nibel Genç. İnsan sesinin yasak oluşunu “Ömer’in sesi yasak şeylerdendi,” şeklinde basitçe ifade ediyor. Çünkü sesimiz en doğal varlığımız. Ermenice, Kürtçe, Türkçe, İngilizce… Farklı bir lisanı öğrenmenin zorluklarına değiniyor. Özellikle eğitim sisteminde ciddi boyutlarda olan aksaklıkları göz önünde bulunduran yazarın şu ifadesi trajikomik bir durumu özetliyor: “Bence bir dili kısa bir zamanda öğreten formüller de vardır ama bu dağlar arasındaki topraklarda biz bilmiyoruzdur.” Metnin birçok yerinde Ermenilere ve Kürtlere yönelik gerçekleştirilen sürgünlere dair bilgiler mevcuttur. Ayrıca bu başlığın içeriğinde özellikle rüyalar ve rüyaların gerçek hayat ile bileşenlerine değiniyor: “Bir rüyaya uyanmak” derken, devamında “gördüğün değil uyandığın bir rüyadasın.” diyor.
“Gayet Mühim Tespitlerin Yazıldığı Defter” bölümünde, anlamını bilmediği kelimeler için çok da kalın olmayan bir sözlüğün varlığından söz ediyor yazar: “Anlamını bilip de kelimesini bilmediğim şeyler için hangi sözlüğe bakacaktım.” Murat Özyaşar’ın “Cümlelerin anlamları yoktur, anlamların cümleleri var. Her anlamın bir cümlesi olmadığı için de hikâyeler var,” ifadesini hatırlatıyor. Nibel Genç’in hikâyelerinde çok fazla karakter var. Kelimesini bilmediği her anlamın sözcük yerine karaktere dönüştüğü hikâyeler, devlet kayıtlarında bilinmeyen bir dilin eskizlerini çiziyor. Bununla berber Nibel Genç, “Keşke dünyada bir de gülümseme dili olsaydı” diyerek yabancılaştırmanın, ötekileştirmenin, nefretin sadece bir gülümsemeye yenileceğini anlatıyor.
Yazarın, “Bir insan, vücudunu neden her gün imza atarak ispatlasın ki?” diyen karakteri, Türkiye’nin yakın tarihini ne güzel aydınlatıyor. Kürtleri önce inkâr eden sonra her gün vücutlarının ispatı için onları imza atmaya mecbur bırakan resmi otoritenin yaptıklarını, sonuçları vahim olan bir şakaya benzetiyor. Elbette sadece imza ile sınırlı kalmamıştır olan biten. “Biri idam edilmiştir, diğeri birkaç kuşak susturulmuştur” diyerek bugünün koşullarını da özetlemiş oluyor yazar. Kitap ayrıca çok farklı ve anlatılan yöreye özgü isimlerle zenginleştirilmiş: Ezima, Waye İvrayim, Kivare, Lili, Zeze, Eşli, Bese, Arakel, Levan…
Nibel Genç, uzun yıllardır siyasi tutuklu. Bir dönem Necmiye Alpay’la aynı koğuşu paylaşmışlar. Alpay’a “Az kaldı” demiş ve eklemiş “yalnızca yedi yıl!” Alpay’ın “Bellek ve dolayım” ustası olarak anlattığı Nibel Genç, postmodern çizgide kaleme aldığı romanıyla, gerçeküstücülük ile çok boyutlu bir dünyaya çağırıyor okuyucuyu. Hapishanenin kısıtlı koşullarına rağmen içeriyi ve dışarıyı, okuma evreninde aynı kılan mücadelesine tanık olduğum için şanslıyım. Sadece “Mısır Koçanlarını Kızartan Koku”nun fotoğrafını değil bir toplumun, bölgenin, coğrafyanın, devletin, hatta ülke içinde birçok ülkenin fotoğrafını çekiyor Nibel Genç.
- Kitap Adı Mısır Koçanlarını Kızartan Koku
- Yazar Nibel Genç
- Kapak Tasarımı Erkal Tülek
- Yayınevi Nota Bene Yayınları
- Ebat13,5 x 19,5
- İlk Baskı Yılı 2017
- Baskı Sayısı 1. Basım
- Medya Cinsi Ciltsiz
- Barkod 9786052036082






