Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ocak 2024

Öykü

Olmaz

Büşra Düzyol

Paylaş

7

5


Bak sen küçük orospuya demek ocağımıza incir ağcı dikeceksin bu yaşta,” diye burnumdan soluya soluya sokaktaki tek ıhlamur ağacının yanından dere üstüne geçtim. Ağustos sıcağı, bir de menapoz atağı.. Yolun kenarında öylece duran taşa çarptım. Seni buraya koyanın amında bit bitsin, diye çıkıverdi ağzımdan. Ah benim kaynanam Naciye…  Ne çok ederdin bu küfürü bak şimdi kocayınca benim ağzıma yapıştı. Alnımdan akan teri silerken gözüm yumurta topuk ayakkabılarıma gitti. Hızlı yürümekten o sahte derisi çatlamış, tabanı ayakkabıdan ayrıldı ayrılacak duruyordu. Bugün idare etse bari,” diyerek büyük ama oturmaktan dümdüz olmuş kalçalarımı sallaya sallaya hızlandım. 

Dört yol ağzına geldikten sonra defalarca girip çıktığım Menekşe Apartmanı karşı köşede birazdan duvarlarının içinde yankılanacak her şeyden habersiz duruyordu. Binanın önüne gelince başımı yukarıya kaldırdım. Bu apartmanın altı katlı olduğunu o zaman farkettim. Oğlum ikinci kata taşındığından beri hep oraya kadar bakmışım. Sanki üstünde yaşayan yokmuş gibi. Her geldiğimde önce ikinci kattaki balkonu süzer; çamaşırlar toplanmış mı, oğlum evde mi, yok mu diye kolaçan ederim. Bizim Enes bana, ne zaman istersen gir çık anne demiştir. Ben de özellikle emekli olduktan sonra o işteyken gelir evi bir siler süpürür, çarşafları değiştirir, yemeğini bırakır evden çıkarım. Sahi neler gördü bu gözler. Bizim oğlan çapkın biraz. Rahmetli babası da böyleydi. Uzun süreli sevgilisi de var aslında ama bulduklarımı gelinim Arzu kullanmaz. Ne tüylü kelepçeler, ne dantelli donlar topladım çarşafların içinden. Böyle zamanlarda eldivenlerimi takar, bir poşetin içine onları özenle yerleştiririm. Ağzını sıkıca bağlar şifonyerin üst çekmecesine koyarım. Tüylü kelepçe de olsa emanet sonuçta. Şu düğünü de bir çıkarsak o zaman rahatlayacağım. Bu yaşına kadar hakkıdır, gençtir dedim ama artık benim de torunumun fotoğrafını telefonuma duvar kağıdı yapma zamanım geldi. Şu aşüfteyi atlatırsak o günler de yakındır. 

Apartmana girmeden alt kattaki Bakkal Zekaiye uğradım. Solucan gibiydi bu adam. Solucanlığı kelleşmeye yüz tutmuş kafasından değil de kımıl kımıl yavşaklığından geliyordu. 

Hanife annem hoşgeldin,” dedi ağzında yarım kalmış çokoprensten kırıntılar saça saça.

Hoş bulduk Zekai, nasıl gidiyor işler? Ben bir su alayım. Bugün dışarısı çok sıcak. Dayanamayacağım vallahi yukarı kadar.” 

Hanife anneme bir litrelik vereyim buz gibi olsun. Küçükleri yeni dolaba koydum. Soğumamıştır. Gel annem otur iç suyunu.” diye bir tabureyi ayaklarımın ucuna koydu. Ben senin annen olacak yaşta mıyım zekasız kel Zekai, diye soracaktım ama öfkemi doğru yere yönlendirmem gerekiyordu. O bir litrelik suyu merada koşmaktan yorulmuş inekler gibi kana kana içtim. Hayırlı işler dileyip çıktım. 

El kızındaki inada bak. Yüzsüz kevaşe. Kim bilir nasıl kandırdı oğlumu. Ama doğru bu devirde kızların hepsi böyle. Panter gibiler. Uzun tırnaklı süslü panterler. Bırak nişanlı oğlunu, kır teke kocanı bile kaparlar, diye söylene söylene güvenlik şifresini tuşlayıp asansöre bindim. Bu kez dördüncü kata bastım. Kapının eşiğine gelince dairenin önündeki ayakkabılara kaydı gözüm. Dümdüz beyaz bir spor ayakkabı ve yanına özenle konulmuş üzerinde N harfi olan lacivert bir eşi. Topuklu ayakkabıları da içeridedir herhalde derken zillinin ziline bastım.

Kapı açıldı. İşte o kız karşımdaydı. Doğal kızıl olduğu belli saçlarını kafasının tepesinden ev topuzu yapmış, kemik gözlükleriyle oldukça olağan bir günde, olağanüstü bir an olduğunun farkında olarak gözlerini kocaman açmış bana bakıyordu. Bu mu, bu kız şimdi, diye içimden geçirirken üst dudağımın sol yanı iple yukarı çekilircesine kalktı.

Kim olduğumu biliyorsun herhalde. Konuşacaklarımız var. Yakışık değil pek ama bana böyle bir anda gelmekten başka çare bırakmadınız,” dedim.

Kızıl kız bir adım geri çekilip sinerek elini içeri doğru uzattı. 

Küçücük bir oda.. Odanın içinde bir mutfak.. Dümdüz çekyat, gri bir yemek masası, iki de sandalye.. Biri turuncu, biri beyaz. Bu kadarcık bir salon. Bu nasıl toplama özensiz bir ev diye düşündüm. Halbuki oğlumun bekar evini bile özene bezene dizdim ben. Ikea denilen sunta mobilyacıdan alalım demişti Enes. Katiyyen olmaz, diye karşı çıktım. İki parmaklık suntalara o kadar para mı verilir allah aşkına? Gittim bizim semtin mobilyacısına çize çize hepsini yaptırdım. Bir de birkaç aydır çeyiz bakmaktan gözüm hep varaklı şıkır şıkır mobilyalara alışmış. Şimdi böyle bir virane içinde karşımda geçen gece belgeselin birinde gördüğüm kızıl pandalara benzeyen kemik gözlüklü kızla yanyana durduğumu farkedince kafamda defalarca kurduğum konuşmaya ortasından başlayıverdim.

Olmaz böyle kızım. Olmaz. Bak ben kaç yaşında kadınım ayağına geldim. Haftaya düğün. Artık bilmiyor olamazsın!” 

Titreyen elleriyle saçlarını kulağının arkasına atıpBiliyorum” dedi kız. Öylece salonun ortasında düştü düşecek bir halde dururken kolunu koltuğa uzattı. 

Bir şey içer misiniz?” 

Yok, içmem. Ben buraya bu oyunu bitirmeniz gerektiğini söylemeye geldim. Benim oğlan bunu tek başına yapamıyor anlaşılan. Bak bir yanda diğer kız; iki gözü iki çeşme çeyiz topluyor.” derken kızın gözlerini bile kırpmasına gerek kalmadan sağdan soldan akan gözyaşlarını gördüm. Ağlarken küçülen gözleriyle daha bir kızıl pandaya benziyordu doğrusu. 

Durup gözlerimi aşağı doğru devirdim. Ağlaması sussun da öyle devam edeyim diye. O anda masanın üstündeki pembe pazar poşedinin içinden sarkan puantiyeli pijama altına baktım. Aynısını geçen gün salı pazarından kendime aldım ya ben. Bunun rengi tatlı bir lilaydı. Yeni doğmuş bebek lilası. Aslında bu lila rengini beğenmiştim. Pazarcı Nejdet kafasında iki tane sütyen, kokuşmuş çoraplarıyla tezgah içinde dolaşıp, parmaklarını tükürükleye tükürükleye beş on liraları sayarken 

"Az önce satıldı ablam. Onun kalıbı küçük, Senin göte pembesinden gider," dedi hadsiz. 

Eşofmanı elimle çekiştirip leğen kemiklerimin üstüne dayayınca doğru olduğunu farkettiğimden sustum. 

“Ayol bu da kına yıkamaya giden çingene pembesi be Nejdet“ diyince

“Dinle beni. Haftaya aynısı var mı diye geleceksin. Beş lira az ver, al git“ deyiverdi. Ben de benim paraları da tükürükleyerek sayması için Nejdete uzattım. 

Bu aklıma gelince tek kaşımı kaldırıp kızın poposunu süzüverdim. Doğrusu bu kızın da poposu benden hallice. Demek benim bedenin lilasını o almış. Hem pijamaya hem oğlana niyetlenmiş belli. Ama benim adım Hanife bugün bu iş burada çözülecek.

Bizim oğlanla da üç ay önce, Enes buraya taşınınca tanıştınız değil mi?”  Evet, dedi kız kafasını aniden eğip elleriyle oynarken.

Biz bütün düğünü kurmuştuk o zamanlarda da biliyor muydun bunları?”

Hepsini değil.”

Nasıl?”

Hayatında biri olduğunu görüşmeye başladıktan sonra söyledi, olmaz böyle dedim ama nişanlı olduğunu, evleneceğini bilmiyordum Hanife Hanım.”

Adımı da biliyorsun.”

Enes söylemişti.”

Tamam. Neyse. Her şeyi biliyorsan neden görüşmeye devam ediyorsun kızım? Önce kendine yazık değil mi?”

Çatallı kısık bir sesle Hanife Hanım ben görüşmeyelim diyorum.” dedi kız.

Olmaz kızım, olmaz. Bak biz davetiyeleri dağıttık. Senelerdir diğer kız bizim evimize girip çıkıyor. Bütün eşrafımızla tanıştı. Anasının babasının yüzüne nasıl bakarız? Bizim oğlan bir macera yaşamak istemiş, olmuş bitmiş anla. Senin anan baban duysa utanmaz mısın?”

Haklısınız.” dedi kızıl kız. Azarını çekmeye hazır mahçup bir çocuk edasıyla hafif kambur hala salonun ortasında benle dikiliyordu. Kızın titreyen dudaklarına baktım. Buraya gelirken daha dik başlı, albenisi yüksek, belki jartiyerli, kırmızı topuklu bir kadın bulacağımı düşünmüştüm. Ama bu kızcağız, dümdüz çilli gözlüklü, benim gibi yayvan götlü, bıngıldak kollu, evde saçını taramadan oturan, puantiyeli pijama giyen bir kızdı. Öfkeliydim ama keşke annesini babasını karıştırmasaydım. Belli burada yoklar. Bir kasabadan gelmiş de kalmıştır kesin. İstanbul dolu böyleleriyle. Bunlar ilk gelince far görmüş tavşan gibi dolanırlar da sonradan en ala cin olup şeytan çarparlar. Düşüncelerimden ayrılıp bu konuyu bitirmem gerekiyordu. Zaten gerginlikten tansiyonum oynamıştı kesin. Böyle zamanlarda hep çişim gelir. Memelerimin altları terler. Ardından da menapoz hediyesi titreme başladı mı yatıp dinlenmem şart olur. Neyse ki Enesimin evi aşağıdaydı. Konuşmayı bitirip bir an önce gitmeye karar verdim. 

Niye görüşüyorsunuz o zaman? Arayıp sormayın birbirinizi, bitsin.”  dedim bir hışımla. 

Görüşmüyorum ama karşılaşıyoruz. Kapıda, asansörde karşılaşıyoruz. Taşınamıyorum da ben buradan. Maddi olarak kendimi ayarlarsam gideceğim.”

“İyi yaparsın” dedim.  

Kız elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. İki eliyle yüzünü, ardından kafasını avuçladı. Derin bir nefes aldı. Benimse beklenenen titremem geliverdi. Bacaklarımı birbirine yapıştırıp olduğum yerde sallanmaya başladım. Konuşmanın tam burasında tuvalete gitsen gidilmez… Karşımda ağlayan kızıl panda… Ben titreye titreye altıma yapmak üzereyim. 

Kusura bakmayın Hanife Hanım. Ben sadece sevdim. Ailenize bu stresi yaşatmak istemezdim. Nasıl öğrendiniz bilmiyorum. Ama ben kötü bir şey yapmak istemedim.”

Anneler önce hisseder, sonra bir şekilde öğrenir.” Dedim derin bir nefes verirken. Gözüm o anda kitaplığın üstünde duran bir aile fotoğrafına takıldı. Komik yüzler yapan anne baba ve çocuklar. Kızın annesinin üzerinde doksanlardan kalma balık pullu vatkalı çingene pembesi bir bluz. Bu fotoğraf istemsizce gülümsetti beni. Çünkü aynı bluzdan bende de vardı. Enesin dördüncü yaş gününde giymiştim. Kaynanam Naciyenin düğünde taktığı burmaları beş sene sonra kayınpederimin kumar borcu için vermedim diye bana ilk kez amında bit bitsin dediği gün.  Hala sımsıkı tuttuğum çantamı omzumdan elime indirdim. Bir iki adım atıp koltuğun dış kapıya yakın olan ucuna oturdum. Elimi koltuğun üstüne iki kere hafifçe vurdum.

Biliyor musun pijamanın aynısı bende de var. Adın ne senin?” deyiverdim.

Tam o anda kapı tıkladı. 

“Ben Hazal. Özür dilerim Hanife Hanım. Market siparişi vermiştim.“ Deyip soluk soluğa kapıya yürüdü Hazal. Benim şefkatli çıkışım da havaya atılan kağıt uçak gibi irtifa kaybederek yere çakıldı. 

Kapıyı açmasıyla bizim oğlanın içeriye dalması bir oldu. 

“Biliyorum içeri gel demedin ama dinlemen lazım…“ derken Hazal‘ın gözleri beni gösteriyordu.

Enes bana döndü. 

“Anne burada ne arıyorsun?“ diye bağırtıyı koparınca ben titreyen bedenimi, dakikalardır sıkıştırdığım bacaklarımı, içimde tutuğum tüm sıvıları salıverdim. Sonrasını hatırlamıyorum. 

Uyanınca hastane beyazı gözlerimde ışıldadı. Ellerimi oynatabiliyor muyum diye kontrol ettim. Sonra da bacaklarım oynuyor mu bakarken bir de ne göreyim? Altımda puantiyeli lila pijama…

YORUMLAR

Ece Alçeler

Bayıldımm😍

15 Ocak 2024

sinan kocabıyık

yaşadım resmen öyküyü bravo çok başarılısınız ⭐️

15 Ocak 2024

sinan kocabıyık

yaşadım resmen öyküyü çok başarılısınız ⭐️⭐️⭐️⭐️

15 Ocak 2024

Münire Özdemir

Okudukça okuyası gelir ya insanın,tam olarak öyle olmuş ,emeğinize sağlık 🫶🏻 bu arada betimlemelere bayıldım 😅

15 Ocak 2024

Lim Ağalizade

Seve seve, bitmesini istemeden okudum Büşracığım..🌺

16 Ocak 2024

Öne Çıkanlar

Edebi Sonsuz: AlefMaurice Blanchot
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Özge Kılıçoğlu

19 Mayıs 2026

Booker İtibar mı Kaybediyor?

Jüri başkanı Roddy Doyle 153 başvurudan sadece 31’inin ciddi bir tartışmaya değer olduğunu söyleyerek birçok başvurunun “kalitesizliği”ni eleştirmişti.Sürekli takip ettiğim ve merakla beklediğim edebiyat ödüllerinden olan Booker ve Uluslararası Booker’a inancım 2025’te bi..

Devamı..

Cassandra: Çırpınış

Özlem Kaplan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024