Tamirhaneden çıkmadan önce anahtarları kontrol etmek için panoya yürüdüm, yirmi yıl önce, babam beni buraya bıraktığında, ustam Kiryo yüzüme eğilip ince tel bıyığını burarak, “Bak!” demişti,“Mero, bak!”çaresiz dediği yere dikmiştim gözümü, dumanı üflemiş, amansız bir heyecanla çıkan mavi koyuluğu izlemiştim, süzülen duman duvara akmıştı, “Bak,”demişti,“Mero, iyi bak, senin varın yoğun bu anahtarlar, tanı onları, bil, ezberle, öğren, hep sıralı olmalılar, hep düzenli, ben söyleyince koş!” O gün bugündür koşarım...
Ustam Kiryo, evet adı bu, hayır yabancı değil, hem yabancı olsa ne yazar, öcü mü bu, insan. Kirko demişler önce, küçük sanayide kirko lakabı düşerse aman vermez piç ustaların eline, işlerler anam babam. Gel zaman git zaman kirko olmuş Kiryo...Ustam biraz delidir, biraz ayyaş, evde şarap yapar, esrarengiz işlere dalar çıkar, iç sayfa haberlerine konuk olur, yol yordam bilir, tamir edeceği arabayla konuşur, hovardadır anlayacağınız ama ne hovarda, Egzozcu Cengo'nun dediği gibi, “Sen tam hu var dasın!”
Anahtarların önünde durdum, hepsi yerinde, akşam ezanı okundu, ışık huzmelerinin vurduğu pano, isten, yağdan, kirden kapkara, etraf motor yağı kokuyor, tükenmiş üstüpüler, çıkma lastiklerin arasından merdivenlere yöneldim, temiz kıyafetler üst katta, alt kat ne kadar kirliyse üst kat o kadar düzenli! Masadaki kâğıtları, küllüğü, sigara paketini kenara ittim, dolabın alt kapağını açıp viskiyi aldım, işler bittiğinde yarım kadeh içerim, e o kadar olsun değil mi anam babam, on yıldır buradayım, dükkânı sana bırakacağım dedi ya, yarım kadeh viskiyi mi esirgeyecek benden! Anlat Kiryo anlat... Çoktan çıkmıştı, yine de asma katın korkuluğundan tedirgin baktım! Karanlıkta tam ayrımına varamadım ama gitmiş, gitmiş! Evet bana bırakacak burayı, şartı varmış, düş alemini, filmleri bırak diyor! Olur mu be, bırakılır mı!
Ustam ara sıra gizemli konuşur, şaşırtıcı derecede klas hareketleri vardır, bazen durur, “Bana otomatikman mantıklı bir cevap ver!” diye tutturur, anlamadan yüzüne bakarım, tam ağzımı açıp cümle kuracakken, “Şüüü!”der işaret parmağını dudağıma koyar, sinirlenir, sinirlenince tütün sarar, yakar, cigara bazen öyle büyür ki, çektikçe duman basar her yanı, kuru yerde boğuluyoruz der debelenir. Arada ilginç adamlar gelir dükkâna, kalantor, şekil! Uyuduğu kadınların sayısını unuttum, geçen bir kadın geldi, bomba, adı Nermin, bu ona sürekli Neri Neri deyip duruyor, hemen uçurdu beni çakal, sen git, gez, filan, ama ne kadın! Afeti vahşet! Koştum sinemaya, iki film izledim, bir yerli, bir yabancı, Alain Delon, Cüneyt Arkın'a karşı, bence Cücü daha yakışıklı!
Yarım kadeh oldu bir kadeh, ve hatta iki, bana otomatikman mantıklı bir cevap ver Kiryo Bey, içtiğimiz için mi sarhoş oluruz, yoksa sarhoş olduğumuz için mi içeriz? Kafam gidik, dumanlı, yeşil kanepeye uzandım, sokakta kepenk sesleri, çığlıklar, bağırış çağırış, seyyar satıcı nidaları... Gözüm kapalı, sesleri dinledim, toparlanıp dikildim, şık kesme sürahiyi ağzıma dayayıp kana kana içtim. Ulan Kiryo, haftalığı üç beş kırparsın su içtiğin sürahiye bak, ne adamsın! Sırf manita bağlamak için yapmayacağın hergelelik yok, kazanova ustam benim, yeşaa, kelajj! Tam jön, Cücü müsün be! Tabee laan!
Su, içimi öyle ferahlattı ki, öğleyin yediğim balıklar midemde hareket etti, iki adım atıp viski aldığım dolabın gizli bölmesini açtım, bakalım Kiryo neler eklemiş hazinesine! Havlular, şaraplar, kutular, parfümler, yüzükler, elbiseler, eşarplar, vay vay vay, harikalar kumpanyası! Maske mi lan o! Ulan Kiryo nereden geliyor bu değirmenin suyu! Parfümü sıktım, Neri'nin kokusu, ohh miss! Maske he! Oh ne alâ, “Kamçılı Adam”* gibi, kılıç, kırbaç, maske, vay vay vay Kiryo'ya bak!
Bir cigara yaktım, boy aynasının önüne geçip ahşap maskeyi elime aldım, arkasını çevirdim, -Dan kabilesinden bir maske, Batı Afrika, 1910-1920 dolayları, ahşap ve göz kapaklarının çevresinde kaolin, yüksekliği, 17,5 cm, von der Heydt koleksiyonu, Museum, Rietberg, Zurih** sağını solunu inceleyip taktım, adım atıkça dengem bozuluyordu, kendime baktım...
“Canım!” dedi biri, oldukça genç, yaşam dolu, hayli cüretkâr...
Hemen maskeyi çıkardım, sustu, tekrar taktım, “Canım!” dedi yine, çıkardım, kalbim küt küt atıyordu, nefes nefese kalmıştım, ayağımın altı kıpırdadı, asma katın korkuluğuna güç gittim, gölgeler dolaşıyordu, bir araba karanlığı tarayarak geçti, çocuklar top oynuyordu...
“Canım!” dedi ses yakınlaştı, merdivenlere yöneldi, yavaş yavaş yürüyüp geldi, güzel beyaz bir elbise vardı üstünde! Koltuğa oturdum,“Mero! Benim,” dedi, fısıltıyla, “korkma!”
Neri?
Olduğum yere yığılıp kaldım, elim boş, maske yüzümde! Yaklaştı, beni yaz bahçelerine, kırlangıç yuvalarına, beni uçsuz bucaksız denizlere, beni gemilerin güvertelerine, güzel kadınlı filmlerin büyüsüne çekti, hangi film bu!
“Hey Mero! Çok çabuk başlamışsın içmeye, ne bu acele!”
“Film gibi konuşuyorsun manitajj!”
Dışarıda oyanayan çocuklar golll diye bağırdı, kepenklere vuran top böldü düşümü, küçük bir mum aldım raftan, söylene söylene üst dişimi yukarı iterek ilerledim, önce sönen cigarayı, sonra mumu yaktım, gölgem duvarda, şüüü, dolabın içi aydınlandı, güldüm, cigaradan fırt aldım, güldüm, “Bak Neri! Küpeler!” güldü, bir fırt daha alıp dumanı üfledim...
“O kadar mı özledin beni deniz kokulum...”
“Deniz ko ku lum! Deniz kokulajj!”
Mum titredi, gölgeler duvarda...
“Buraya nasıl geldin!” dedim, dedim mi?
Küçük pencereden sarı ölgün bir ışık geliyordu, güvercinler kuğurduyordu, tavan arasında fare tıkırtıları başladı. “Neri, çok güzelsin kokun aklımı başımdan aldı, maskeyi taktığımdan beri, bir güç, bir acayiplik doldu içime, kendimi çok dinç hissediyorum. Afrika ruhları beni ele geçirdi! Bırak şimdi ruhu muhu, o filmlerde olur, sen Indiana Jones musun, evet, ve de kesin, tadını çıkaralım, yeşaaa!”
“Mero sende ne polimler var böyle!”
“...............”
Elini gömleğime atıp ılık nefesiyle üfleye üfleye çözdü düğmeleri! Her gülüşte bir buse konduruyordu tenime!
“Bana otomati..... bir ..... ...!”
“Gizli hazineyi bulmuşsun!”
“Şüüüüü!”
“Çok akıllı adamsın çok, bütün dünya arasa bulamaz!”
“Şüüüüü!”
Tıkırtılar arttı, sokakta kimse yok, kedi miyavladı, ayağa kalktım, kanepe boş, amma içmişim, etraf duman, korkuluğa dayandım, arabanın camında mavi bir ışık, güvercinler uyuyor, motor yağı lastik kokusuna karıştı, aynanın önüne geçip yavaş yavaş maskeyi çıkardım, başım döndü, ışık titredi, gölgem uzadı...
“Artık seninle yeni bir macera istemiyorum Bay Mero!”
“Niye tatlım ne güzel eğleniyorduk!”
* Indiana Jones: Kamçılı Adam- Steven Spielberg
** Sanatın Öyküsü: E.H. Gombrıch- Syf (563) Yüzyılın İlk Yarısı






