Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Nisan 2021

Sinema

Pedro Almodóvar'ın Konuş Onunla ve Kırık Kucaklaşmalar Filmleri Üzerine Bir İnceleme

Ferit Sertkaya

Paylaş

0

0


İki filmde de feminist ana temayla bütünleşen rollerin farklılaşma durumunun farklı boyutları cüretkâr bir tavırla verilmiştir. Filmlerin sadece sinema tekniğiyle değil, müzik, resim ve edebiyatla ilişkili olduğu göze çarpar.


Pedro Almodóvar (1949-), uluslararası alanda tanınmış İspanyol film yönetmenlerinden biridir. Almodóvar sinemada melodram öğeleri sıklıkla kullanan, sosyo-seksüel olayların merkeziyle toplumsal cinsiyet meselelerine eğilen ve bunları klasik anlayışın tam tersi bir biçimde yansıtan özelliğe sahiptir. Bu özelliği filmlerin dilsel ve kültürel sınırlarının ötesine geçerek son dönemin en önemli yönetmeni haline getirmiştir. Eril ve dişiliğin kültürünü sinemaya bambaşka bir biçimde aktaran yönetmenin özgürleşme kavramı etrafında dönen sahneleri bazen bir müziğin ritmi, yer yer edebi konuşmalar ve hatta can alıcı sahnelerde yağlı boya resimleriyle imgeyi zirveye çıkararak sinematografi dersi verir.

Sanat birçok dalın toplamıdır. Tek başına bir sinema yetersiz kalır. Sinemayı besleyen ve güç katan başta resim olmak üzere müzik, edebiyat gibi sanat türleridir. Sinema bir bakıma resimlerden de oluşmaktadır. Bu resimlerin birleşimini müzik ve metinlerle süsleyerek verilecek anlam sinemayla bütünleşir. Tam da bu doğrultuda yönetmenin Konuş Onunla (2002) ile Kırık Kucaklaşmalar (2009) filmiyle bu özellikleri sinemaya taşıdığı görülür.

İki bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde Konuş Onunla filminin eril/dişil kavramları bağlamından hareketle resimlerin imgeye dönüşmesine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Kırık Kucaklaşmalar filmindeki objelerin kadın/erkek rolleri üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Bütün bunların sinema dışındaki öteki sanat dallarıyla ilişkisi saptanmaya çalışılmıştır.

Konuş Onunla

‘"Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler.’’ - (John Berger, Görme Biçimleri, 47)


Konuş Onunla

Almodóvar’ın 2002 yılında izleyicisiyle buluşan Konuş Onunla filmi önceki filmlerinin aksine kadın yerine erkeğin dünyasına girerek duygusal ve kaybeden erkek tipi yaratmıştır.  Bu tipler, müziğin duygusal yoğunluğuyla izleyiciyi etkisi altına almıştır. Müzik, filmin duygusunu izleyiciyi filme bağlaması noktasında etkilidir. Dört ana karakterden oluşan filmde, dansçı karakteri Alicia ve ona âşık olan hasta bakıcı Benigno ile boğa güreşçisi Lydia ve sevgilisi yazar Marco’nun tesadüfi bir biçimde yollarının kesişmeleri anlatılır. Alicia kaza yapıp beyin ölümüyle yatalak hâlde hastanede kalır ve ona Benigno bakar. Lydia ise boğa güreşinde yaralanıp Alicia gibi beyin ölümü gerçekleşir, yatalak kalır. Lydia’ya da Marco rafakat eder.

Marco, tesadüfen hastane koridorundan geçerken Benigno’nun Alicia’yı giydirdiğini görür. Alicia çıplaktır ve Marco bu görüntüden etkilenmiştir. Bu sahne bizi çıplak kadın resimlerinin Avrupa geleneğine götürür ki bunu Berger Görme Biçimleri eserinde şöyle ifade eder: "Avrupa geleneğindeki çıplak kadın resimlerinde kadınların seyirlik nesneler olarak görülüp değerlendirmelerinde geçerli ölçü ve töreleri bulabiliriz’’(47). Böylelikle bu sahnede gözleyen ve gözlenen durumu ortaya çıkar. Kadın bir cinsel obje olarak görülür. Yine Berger bu gözlemi şöyle yorumlar: "Erkekler kadınlara karşı belli bir tutum edinmeden önce onları gözler’’ (46). Terslik, kadının erkeğe nasıl göründüğü hissinin Alicia’da görülmemesidir. Alicia’nın çıplak olduğu birçok kareyi filmde görmemiz mümkündür. Bu çıplaklığı nü ayrımından hareketle yorumlamak yerinde olacaktır. Berger’in sözüyle ifade edersek: "Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır. Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir’’ (54). Marco ve Benigno hastanede arkadaş olmuşladır. Benigno’nun hissiz Alicia ile sürekli konuşması, Marco’nun dikkatini çekmiştir. Edebiyatın, sinema ile ilişkisinin bir başka boyutu da Benigno ile Marco arasındaki hasta olan sevdikleriyle iletişim kurma diyaloğudur: "-Konuş onunla, ona her şeyi anlat. / -İsterim ama o beni duyamaz. / -Nereden biliyorsun? / -Beyni ölmüş, Benigno!" Bir başka sahnede Alicia’nın odasındaki görüntüdeki kadraja takılan Davis Grubb’ın La noche del cazador romanıdır.  Bu romanın 1955 yılında Charles Laughton tarafında filme uyarlanmış ve birçok önemli yönetmeni ekspresyonist stiliyle etkilemiştir.

Filmin tamamında eril/dişil özelliklerin toplum içinde nasıl olması gerektiğini ters bir uyarlama ile anlatan Almodóvar, feminist bir yaklaşımla özgürleşme biçimi üzerinde durmuştur. Dört kişi tipinin özelliğini kadın ve erkek kimliği üzerinden ayrıma ters bir biçimde aktararak tavrını net bir biçimde ortaya koyan Almodóvar, kişilerini Rene Magritte’nin Düşlerin Anahtarı adlı resim dizindeki dört eşit parçaya bölünmüş düzenlemeye götürür. Bu kişiler Yunan tragedyasında tanrıların dahi önüne geçemedikleri gibi kadere boyun eğmek zorunda bırakıldığını gözler önüne serer. Filmin kilisede geçen nikâh sahnesi ile Lydia’nın boğa güreşi öncesi yakınındakilerin bir arada rahiplerin tecavüz olayını konuşmaları postmodern özelliklerinden metinlerarasılığı çarpıcı bir biçimde aktarır ve gelecek sahneler ile ilgili ipucu verir.  Bu durum bize Berger’in şu sözlerini hatırlatır: "Bütün bu imgeler insan yapısıdır. İmge bütün bu canlandırdığı şeyden daha kalıcıdır’’ (9-10).

Konuş Onunla’nın, müzik ve dansla başlaması, satır aralarında edebi cümlelerin yer alması, kadrajların resimlerle özdeşleşmesi ve tarihi göndermeleri imgelerle vermesi sinemanın öteki sanat dallarıyla bütünlük içerisinde ilişkisini göstermesi bakımından önemli filmlerden biri hâline gelir. Cinsel kimliğin nesneden özneye geçmesi gerektiğini toplumsal yapı içerisindeki biçilen rollerle ifade eden Almodóvar, melodram öğeleriyle sorunu anlatarak çözüm arar. 

Son olarak yalnızlığın, iletişimin, arkadaşlığın, cinsiyet kimliğinin insanı ruhsal anlamda etkileyerek farklı eylem biçimlerine dönüştürdüğünü Konuş Onunla filmiyle ortaya çıkar. Çıkan çıkarımların bir zincir halkasıyla bir sonrakine bağlanması kaçınılmazdır.

Kırık Kucaklaşmalar

"Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zamansa kaskatı ve duygusuzdur. Bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktı, kuru ve sert hâle geldiğinde ölüp gider. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğin ifadeleridir. Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.’’ (Tarkovski, Stalker)


Kırık Kucaklaşmalar

Almodóvar’ın yine bir kara film özelliği taşıyan eseri Kırık Kucaklaşmalar, yine güçlü ve güçsüz kadın motifi üzerinde durarak ataerkil toplum yapısını tersine uyarlamıştır. Kadını da kendi içerisinde Lena ve Judit karakterleriyle güçlü-güçsüz ayrımıyla anlatmıştır. Sinemaskop özelliği taşıyan film bizi, bu alanda ilk yapılan Jean Luc Godard’ın Nefret filmine götürür. Ayrıca kadınların erkeklerden duygusal anlamda daha güçlü verilmesi de Bergman’ın İtalya’da Yolculuk filmiyle özdeşleştirilebilir. Dış dünyayla bağı kopan Mateo’nun ‘’Harry’’ ismini kullanarak kendini senaryo yazarlığına adaması Saramago’nun Körlük adlı romanını karşımıza çıkarır. Kitapta bütün karakterler körleşir fakat tek bir kişi hariç. Çünkü romanı yazmanın birinin gözünün açık olmasıyla gerçekleşeceği mesajı verilir ki kör olmayan kadın yazarın kendisidir. Kırık Kucaklaşmalar filminde ise herkes görür tek görmeyen Mateo’dır. Buradaki yaklaşımda herkesin görmesi ama kör olan Mateo’nun hissetmesidir. His ve görme ayrımı verilmiştir. Bu da imgenin sinemayla olan bağının ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Mateo’nun bir başka sahnede Arthur Miller hikâyesini anlatması hem sözlü edebiyatın sinema ile ilişkisini hem de metinlerarasılıkla ilişkilendirilebilir. Bir başka imgede ise Mateo, Dieogo’nun oğlu olduğunu bilmeden onunla konuşur, bir şeyler anlatır, yazı işlerini yapar. En sonunda annesi tarafından Dieogo, Mateo’nun oğlu olduğunu öğrenir ama Mateo öğrenemez. Burada müthiş bir doğu miti vardır. Firdevsi’nin Şehname adlı eserindeki Sohrab ile Rüstem’in hikâyesine götürür. Çünkü Sohrab babasıyla savaşmaya gider, savaşır, babası olduğunu bilir ama Rüstem bilmez. Rüstem bilmeden oğlunu öldürür.

Filmin 2008 yılı ile 1994 yılları arasında gidip gelmelerle bilinç akışı özelliği göze çarpar. Ernesto karakterinin sekreteri olan Lena’ya duyduğu aşk tıpkı Konuş Onunla filminde Benigno karakteri gibi saplantılı hâle getirir. Bu saplantı karaktere her şeyi yaptırabilecek güçtedir. Film içinde bazı kadrajlar bir sonraki sahneler için ipuçlarıdır. Bunun en güzel örneği Ernesto ve Lena’nın haftasonu İbiza’da yatağın içinde beyaz örtü içinde görülmeden sevişmesidir ki beyaz kefene benzetilebilir. Bu da filmin başında Ernesto’nun öldüğünü ancak Lena’nında öleceği anlamı taşıyabilir. Ruhsal anlamda çöküş içinde olan ve kişilik bozukluğu içinde olan karakter vardır. Bunların aşırılığı Ernesto ve Judit’te görmemiz mümkündür. Filmin belki de resim sanatıyla ilişkisini, resim parçalarından sinema karelerinin oluşumunu son sahnelerdeki Mateo ve Lena’nın fotoğraflarının parçalanmış hâlidir.

Filmin erkek ve kadın karakterlerin hallerini saplantılı bir şekilde özgür yaşam mesajı verilerek Can Dündar’ında dediği gibi Yeşilçam görüntüsü sağlar. Filmin ana teması önceki filmlerin temasıyla benzeşse de kurmacanın farklı boyutlarda olduğu ve şaşırtmaca sahneleriyle başarılı olduğunu söylenebilir.

Sonuç

İki filmde de feminist ana temayla bütünleşen rollerin farklılaşma durumunun farklı boyutları cüretkâr bir tavırla verilmiştir. Filmlerin sadece sinema tekniğiyle değil, müzik, resim ve edebiyatla ilişkili olduğu göze çarpar. İki filmin de özgürleşme metaforu etrafında yoğunlaşması sinematografi olma özelliğini artırarak Katolik pietalarla güçlendirilmiştir. Bazı sahnelerin Kadınlar ve Bavullar’ın bir sahnesindeki umursamaz sohbet ironiyi de beraberinde getirir. Bütün bu özelliklerinin toplamı Almodóvar sinemasının imgesel bağlamda kuvvetli bir yapısını gösterir.

Kaynakça

  1. BERGER John, Görme Biçimleri, Metis Yayınları, İstanbul, 2014.
  2. NOWELL-SMİTH Georffrey, Dünya Sinema Tarihi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2003.
  3. SARAMAGO Jose, Körlük, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2007.
  4. ARİSTOTELES, Poetika, Can Yayınları, İstanbul, 2015.
  5. https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/can-dundar/kirik-kucaklasmalar-1184461
  6. SONTAG Susan, Başkalarının Acısına Bakmak, Agora Yayınları, İstanbul, 2004.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Haydar Ergülen: "Şiir direnişe sızmışt..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Katie Tobin

2 Temmuz 2025

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Sylvia Beach, Paris’te açtığı Shakespeare and Company ile yazarları bir araya getirdi ve onlara yaratıcı deneyler ortaya koyabilecekleri bir alan sundu. Aynı zamanda James Joyce’un hamisi olan Beach, modernist hareketin de merkezi figürlerinden biriydi. Pa..

Devamı..

Demokratik Başarılardaki Paradoks

R. H. –. S. Lewandowsky

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024