Pınar Deniz Oynarken
10 Ocak 2020 İnsan

Pınar Deniz Oynarken


Twitter'da Paylaş
0

Pınar Deniz yüzyıllar boyunca edebiyatçıların romanlarındaki baş kadın karakterlerin toplamı gibi ve hepsinin sinema yapımlarına hayat verebilecek yeteneğe sahip.

Dünyanın düz olduğu ve Çin’e ulaşınca bir sonsuzluk şelalesinden aşağı yuvarlanıp Tanrı’nın yeryüzü kanunlarına karşı gelindiği için doğrudan cehenneme gidileceği fikri, 15. yüzyıl Avrupası’nda yaygın bir inançtı. Üstelik bu fikre karşı çıkmak, henüz Protestanlık mezhebi sahneye çıkmadığından Katolik krallara tacını giydiren Papa’ya karşı gelmeye eşdeğer cezayı gerektiriyordu. O günlerde, Fas ve Hindistan’daki sömürge savaşlarında hizmet ettiği İspanya Kralı ile arası bozulan deniz kurdu Macellan, dünyanın coğrafi şekliyle hiç ilgili değildi. Komşu monarşi ile kıyasıya bir rekabetten kaçınmayan Portekiz Kralı’nın himayesine girip ondan birkaç parça gemi ve mürettebat istedi. Karşılığında da krala, Hindistan’a gidecek ve daha kârlı yeni bir yol bulma vaadini sundu. Tarih, İsa peygamberin doğumunun üzerinden 1517 yıl geçtiğini gösterirken, Macellan ile adamları yuvarlak dünyanın azizliğine uğradı. Ve kendilerini Brezilya’nın Rio sahillerinde buldular. Karşılarında da Avrupa’da bir gramı için insan boğazlamanın sıradan bir olay olduğu altını süs eşyası olarak kullanan ve buna maddi bir anlam yüklemeyen, altını para haline getirmeyen ve alışveriş nesnesi yapmayan Aztek, Maya ile İnka kabileleri vardı. 

Çicekle ölüm

Bu yeryüzü altın madeni bir anda Avrupalı açgözlü işgalcilerle dolup taşarken, Latin Amerika’nın huzurlu coğrafyasına gelen tek şey açgözlülük değildi. Avrupalılar yanlarında çiçek hastalığı mikrobunu da taşımıştı ve aylar süren hijyenik gereksinimlerden yoksun deniz seyahatleri sırasında değişime uğrayan bu mikrop, kendi kıtalarında daha önce böyle bir hastalığı tanımadığı için direnç göstermeyi bilmeyen Aztek, Maya ve İnka kabilelerinde kitlesel yıkımlara sebep oldu. Böylece altınlar beyaz adamın, ölüm ve gözyaşı ise Avrupalıların verdiği isimle yerlilerin oldu.   

pınar deniz

Diziler etkilemiyor mu

Eskiden televizyonu şimdi ise internetten yayın yapan platformlarda yayınlanan dizileri izlerken, aklıma ilk gelen beş yüz yıl önce yaşanan ve hem coğrafyanın hem de tarihin akışını değiştiren bu kitlesel yıkım oluyor. Nasıl ki Avrupalılar Latin Amerika’nın hem demografisini hem de çaldıkları altınlarla dünya ekonomisini değiştirdiyse, TV ve internet dizileri de izleyicilerinin hayatlarını aynı güçte değiştirdi, değiştiriyor. Diziler izleyicilerin kültürünü değiştirdi ve onlardan reyting alıp, altın zengini oldular. Bu da bir işgal sayılır. Belki Türkiye’de yayınlanan ilk dizilerden biri olması nedeniyle, bir kitle iletişim aracı olduğu kadar bir kitle iletişim silahı olarak da tasarlanıp dünyaya yayılan televizyonun gücü Beyaz Gölge adlı yapımla sınandı. ABD’de yaşayan bir grup lise öğrencisinin kurdukları basketbol takımı ile elde ettikleri başarı ve dostluk hikâyeleri 1978-81 yılları arasında ekran başında onları izleyen çocukları öylesine derinden etkiledi ki, 2001 senesinde Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen Eurobasket turnuvasına damga vurdu. O günlerde hiç şans tanınmayan fakat bir reklam sloganı olarak 12 Dev Adam ismini alan Türkiye Basketbol A Milli Takımı, Yugoslavya, İspanya, Hırvatistan, Rusya gibi devlerle mücadelesinden ikinci olarak çıktığında kimse bu başarıya inanamamıştı. Ancak kendisiyle röportaj yapılan tüm basketbolcular, bu mesleğe nasıl başladıklarına ilişkin soruya tıpkı sözleşmişler gibi Beyaz Gölge dizisinin onları basketbol oynamak için derinden etkileyişi örneğiyle yanıt verdiler. 

Deli şövalye gibi

O günlerin tek kanalı olan TRT’de yayınlanan her dizinin senaryo ve tipleme yaratma noktasında Yeşilçam’a da ilham verdiği ve bu ikili etkinin çok kanallı 1990’lara değin Türkiye’yi derinden şekillendirdiği bugün sosyoloji kitaplarının konusu olmasa da, toplumsal bir gerçek olarak kayıtlarda yerini buluyor. Bugün TV dizisinin ve onun karakterinin arşiv de hesaba katılınca on binlerce yapım bolluğu içinde bir kişiyi sporcu, katil ya da kahraman olarak etkileme gücü azalmış değil. Ama bir kişinin sırf dizi karakterlerinden etkilenerek kendine bir kimlik oluşturması da psikiyatri dışında bir alanın konusu değil. Bunu, okuduğu şövalye romanlarından etkilenerek şövalye olmaya çalışan ama her seferinde deli denilen Don Quijote’yi de hatırlatarak söylemek gerek. 

Yine de bütün bunların ışığında, dizilerin ve onların karakterlerinin izleyicileri etkilemesi bu etkileşimin belli bir oranda kalması kadar doğal bir sonucun olmadığının altını çizelim. 

Nitelikli oyunculuk

İyi de bütün bunların Mayaların, Azteklerin, Macellan’ın, Beyaz Gölge’nin, Euro2001’in yazının öznesi oyuncu Pınar Deniz ile ne ilgisi var? Evet, görece bakınca yeni kuşağın neredeyse her yapımda bir başkası şansını deneyen ve uzunca bir şöhret listesini oluşturan oyuncularından biri kendisi. Neden bir makalenin konusu olsun ki? Nitelikli oyunculuğu sevenler için iş o kadar basit değil.

IMDB’ye göre Pınar Deniz, 2014 yılında yine bir TV dizisi olan ve birkaç bölümde son bulan Sil Baştan'da Evrim karakteriyle oyunculuk kariyerine başlıyor. Ve televizyonun kader makinesi reyting kurbanı birkaç bölümlük Beyaz Yalan’da Azra, Günebakan’da Sinem karakterlerini canlandırıyor. Ardından Kurtuluş Savaşı öncesi İzmir’in Yunanistan tarafından işgalini işleyen Vatanım Sensin’de bu kez 2 sezon süren Yıldız karakterine can veriyor. Geniş kitleler tarafından da bu yapım ile tanınıyor. Derken yine reyting sebebiyle birkaç bölüm süren Bir Deli Rüzgâr adlı TV dizisinde Gökçe karakteriyle başrolde yer aldıktan sonra henüz gösterime girmeyen Netflix’teki Aşk 101 adlı yapımda Burcu adlı başrole hayat veriyor. Bu oyunculuk kariyeri içinde de bir devam filmi olan romantik-komedi Kardeşim Benim 2’de ise Didem’i canlandırıyor. 

pınar deniz

Libdo çıkışı

Oyuncunun kariyeri ve magazin dışında medyada ve sosyal medyada yer almasının bir başka sebebi, oyuncu Can Yaman’ın dile getirdiği libido söyleminin ardından, onunla aynı yapımda yer almamaya ilişkin verdiği karar. Pınar Deniz bu kararı, “Benim için çok önemli bu. Kadına şiddetin, kadının ezildiği bir işin içinde olmak istemiyorum. Ben bu yüzden bu sene birçok işi reddettim. Kendisini tanımıyorum ama o röportaj çok etkili oldu,” sözleriyle açıklıyor. (19 Aralık 2019, Hürriyet gazetesi) 

Bir yazar için unutulmanın da ötesindeki kötülük, metnini neden yazdığını açıklaması diye düşünürüm. Derdim en güzeller sıralamasının tepesindeki oyuncuya ulaşmak yahut bu yazının çok tıklanmasını sağlamak değil. Eskiden tiyatroya hem oyuncusu hem yazarı olarak profesyonel olarak devam etmek istediğim günlerde bunu ıskalayıp gazetecilik okurken, sinema öğrencisi arkadaşlarımla en çok yaptığımız şey, hangi oyuncunun kariyerini ilerleteceği yönünde tahminde bulunmaktı. 2000’den bugüne geçen zamanda hem Hollywood’da hem de Türkiye’de izlediğim ve kehanette bulunduğum oyuncuların neredeyse tümü beni mahcup etmedi. Fakat ben Pınar Deniz’in işlerini izlediğimde zaten bu iyi oyuncu olup uzun bir kariyer yapmaya ilişkin hâl, bir kehanet kabul etmeyecek denli gerçeğe bürünmüştü. Yine de aradan geçen onca zaman boyunca birinin bu makaleyi yazmasını, en azından sosyal medyada dile getirmesini beklememe karşın güzelliğe ve libido çıkışına övgünün dışında dilediğim şeyi duyamadım. O zaman da iş bana düştü.

Ses ve vücut uyumu

Oyunculuk vücut enstrümanının çok çeşitli hallerde kullanımıyla ve tamamen kişisel becerilerle ortaya çıkan bir sanat türü. Kimi ses etkinliği ve vücut bütünlüğü ile oynar, buna en iyi örnek Al Pacino. Bizde ise Cüneyt Gökçer. Kimi karizmatik özelliklerini ses, vücut ve göz olarak dengeli dağıtır. Alın size Jack Nicholson ve Uğur Yücel. Ama vücut enstrümanını ses ile uyumlu hale getirirken oyunculuğu gözlerde bitiren ve yönetmenlerin o çok sevdiği, gözlere yakın planı yaptırarak ödül kazanan pek az oyuncu gelip geçti yeryüzünden. En iyileri ses ve vücut özelliğine gözleri ekleyen Marlon Brando oldu. Yaşayan ve bu işi başaran iki oyuncu ise Robert De Niro ve ondan daha iyi olan Daniel Day-Lewis, ki Oscar komitesi de benimle aynı düşünüyor olmalı ve İngiliz ustaya üç kez En iyi Oyuncu Ödülü'nü verdiler. Yine Jodie Foster kadınlar kategorisinde liderken, Türk sinemasında gözleriyle en iyi oynayan oyuncu, ne yazık ki cengaver rollerinin ötesinde kalan Cüneyt Arkın’dır. Bu çıkarımlar Türk ve dünya sinemasındaki pek çok oyuncunun vasat olduğunu belirtmez, sadece onları kategoriye ayırır ve öyle uzun listeler ortaya çıkar ki yazının sınırı yetmez. Benim Pınar Deniz ile ilgili olarak hem ses, hem vücut bütünlüğü hem de gözleriyle oynayabilen oyuncu olduğu gerçeğine vurgu yapmam da bu yüzden. Türk dizi ve sinema tarihinde son dönemde bölüm başı ücretler birer servet değerine ulaştıkça, izleyiciyi ekran başında tutabilecek en güzel yüzler, yetenek ile hiç ilgilenilmeden şöhret yapılıveriyor. Bir röportajında oyuncu olmak istemediğini sebebinin de sadece güzel bir yüze sahip olduğu için bu mesleği icra etmemek olduğunu söyleyen Pınar Deniz, ona imkan verildiği müddetçe bu para kazanmaktan başka amaca hizmet etmeyen işlerden nasıl yapar bilmem ama, gözleriyle oynamayı ilerletmeli. Ki böyle davranırsa, Netfix gibi herkese açık platformda Türk oyuncuların dünya starlarına fiziksel benzerlikleri sebebiyle değil, nitelikli oyunculuklarıyla uluslararası yapımlarda tercih  nedeni olmasını sağlasın.

anna kareninaBir Anna Karenina uyarlamasında Keira Knightley.

Edebiyat uyarlamaları

Oyuncuyu gördüğümde ve izlediğimde aklıma ilk gelen Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’indeki onur, cesaret ve merhamet abidesi olmasının yanında güzelliğiyle de büyüleyen Katerina İvanovna’nın gerçek hayatta yaşadığı oldu. Sonra izlemeye devam edince oyuncuda Bir Gün Tek Başına’nın Günsel’ine, Tolstoy’un Anna Karanenin’ine, Cengiz Aytmatov’un Cemile’sine, Orwell’ın 1984’ünün Julia’sına, Saramago’nun Körlük’ün Doktor’un Karısı’na ve Kara Kitap’ta Pamuk’un Rüya’sına rastladım. Üstelik bunlar itiraf edilememiş bir hayranlığın bendeki yansıması değildi. Oyuncunun içinden çıkan ve çıkabilecek karakterlerin bu edebiyat yazarınca yapılmış, eski oyuncu kahini tarafından görülmüş listesiydi. Kendisinin edebiyat uyarlamalarını sinemaya aktarırken ilk oyuncu tercihi olacağını kurdum. Bunu sadece yüzü, oyunculuğu ve kadınlar için duruşu için de söylemedim, Kanlı Elmas filminden etkilenerek oyuncu olmak istemesinin, para kazanıp çocuklara yardımcı olarak vakıf kurma niyetinin güzellik yarışmalarının, "Elinde bir sihirli değnek olsa ne yaparsın?" sorusuna cevap tadındaki puan kazanma hareketi olduğunu da düşünmedim. Çünkü iyi insanların geçtiği kapıdan geçenler, kendilerini ele verme konusunda oyuncu da olsa çaresizdirler. Bu durumu da yadsımadan düşündüm ki, Pınar Deniz yüzyıllar boyunca edebiyatçıların romanlarındaki baş kadın karakterlerin toplamı gibi ve hepsinin sinema yapımlarına hayat verebilecek yeteneğe sahip. Şöhret olmasına ve çok kazanmasına, kariyeri şekillenmesine rağmen ben kendisinin çok büyük uluslararası yapımlarda yer alabileceği kehanetinde bulunuyorum. Bunu da ukala cesareti saymıyorum. Onca zaman düşündüm durdum, fazla güzel olmanın cezası sendeki gerçek güzelliğin görülmesini engelleyen bir ışığa sahip olmaya benziyor diye. Biraz görmek için bakarsak, büyük bir kadın yıldız oyucunun varlığını anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ya da ıska geçer, güzelliğine ve libido çıkışına övgüde bulunup, magazini kapatır, 16. yüzyılda bilinen dünyanın en uzak yeri Çin’e kadar gidip, oradan kendimizi düz dünyanın boşluk pınarından bırakırız…  


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR