Anıttepe'deki Ar Sokağı (şimdiki adı İlk Sokağı) yeni yapılmış Gençlik Caddesi'nden başlar, Dikmen Tepesi ve Harp Okulu'na doğru uzanan askeriyeye ait boş arazinin sınırında nihayetlenirdi. Evimiz, sokağın askeriye tarafındaydı. Dört katlı yepyeni bir apartmanın üçüncü katında oturuyorduk. Ankara'da apartmanların yeni yeni çoğalmaya başladığı yıllardaydık, bozkırın içinde yaşıyorduk. Etrafındaki cılız ağaçlarıyla birlikte inşası yeni bitmiş olan Anıtkabir çok yakınımızdaydı. Akşam saatlerinde evden güneşin batışını, gurup zamanının sarılı turunculu koyu kırmızılı morlu grili koyulaşan mavili sonunda koyu lacivert olan renklerini seyretmek... o renk cümbüşünün içinde kaybolmak... radyonun akşam açılışını beklerken evde yaşadığım bir serüvendi benim için. Anneme bir şey söylemezdim ama, o sırada evin karanlık olmasını isterdim: Annem benim ne istediğimi, ben hiçbir şey söylemediğim hâlde, hep bilirdi.
Radyo, öğlen saat bir haberlerini takip eden hava durumu ve Karadeniz’de nerelerde mayın görüldüğünü veren raporların ardından birkaç şarkı programıyla devam eder ve saat üçte kapanırdı. Saat beşteki yeniden açılışının yaklaştığını müjdeleyen saat melodisini andıran müziğini ve açılış anonsunu gurubun içinde rengarenk tek başıma kaybolmuşken dinlemeyi çok severdim.
Akşam açılışından önce, Phillips radyomuzun yuvarlak sarı ışıklı kadranının altındaki istasyon arama düğmesini çevirip, arada bir de sağ kenarındaki kulağımsı dalga değiştirme düğmesini bükerek isimlerini henüz okuyamadığım şehirlerinden hemen o anda aniden gelip radyonun içine nasıl girdiklerini açıklayamadığım neden bahsettiklerini, Moskova'dan yapılan garip Türkçeli yayın dışında, anlayamadığım küçük radyo insanlarının konuşmalarını şarkılarını, kendimi gizemli bir maceranın parçasıymışım gibi hissederek dinlerdim.
Ankara Radyosu başlayınca orada duyduğum seslerin her birine kendimce bir yüz yakıştırır; bu yüzleri hayal edebilmek için komşularımız olan yetişkinlerin; radyo temsillerinde yer alan çocuk sesleri içinse arkadaşlarımın yüzlerini kullanırdım. Birkaç yüzü değiştirerek birleştirir ve benzer sesler için farklı ama benzer yüzler hayal etmeye çalışırdım. Sevdiğim çocuk seslerine kendi yüzümü verdiğim de olurdu. Bu oyunumu her radyo dinleyişimde yaşardım, ama oyunum beni en çok akşam saatlerinde renk serüvenimin içindeyken eğlendirirdi. Önceden hayal ettiğim yüzlerin sahibi olan sesleri birkaç gün sonra yeniden duyunca; bu tanıdık radyo insanları benim onlara verdiğim yüzleriyle birlikte geri geldikleri için sevinir ve benim onları sevdiğim gibi onların da beni sevdiğini düşünürdüm.
Bu küçük insanların radyonun içine nasıl girebildiğini, nasıl sığabildiğini kimseye sormaz; bu sorunun cevabını bilmememin yarattığı büyülü hâl hoşuma gider, kendimce bir açıklama bulmaya çalışır gibi yapar ama severek yaşadığım büyüyü sürdürmek için, aslında bir açıklama bulmamaya çalışırdım.
Radyonun akşam saatindeki açılışını beklerken mutlaka acıkmış olur ve bir şeyler atıştırmak isterdim. Bu, üzerine Sana yağı sürülüp toz şeker gezdirilmiş bir dilim ekmek veya annemin benim için hazırladığı sütlü paşa çayına bandığım bisküvi veya sütlü bir tatlı olurdu. Mahallemizin baba-oğul olan bir sütçüsü vardı. Oğul: temiz açık renk kıyafetli, daima beyaz önlüklü, sarışın ve pembe yanaklıydı. Baba: kırlaşmış sakallı, siyah fötr şapkalı, siyah eski takım elbiseli, kısık sesli ve gençliğindeki sarışınlığından ancak belli belirsiz izler kalmış artık esmerleşmiş yaşlı bir adamdı. Bazen baba ama çoğu kez oğul, sürmeli gözlü yeni sıpalıktan çıkmış bakımlı eşekleriyle güğümlerin içinde süt getirirdi. Annem, kalaylı bakır bir tencereye hemen her seferinde iki ölçek koydurduğu sütü gaz ocağının üstünde hep üç taşım kaynatırdı. Annemin o sütle pişirdiği sütlacı veya sadece benim için hazırladığı bol sütlü paparayı akşam saatinde radyo açılışını beklerken yemek, sevdiğim mutlu anlarımın arasındaydı.
Bir tek radyo kadranının aydınlık olduğu evin bana tılsımlı gelen karanlığı içinde, kendimi çok mutlu hissederdim. O mor bulutların arkasında güneşin gittiği, bilmediğim hiç göremeyeceğimi düşündüğüm dünyalarda kimlerin yaşamakta olduğunu, hangi hayatları yaşadıklarını, oralarda da benim gibi çocukların olup olmadığını ve onların hepsinin birlikte veya tek tek benim gibi mutlu olup olmadıklarını merak ederdim.






